Kobay

Abone Ol

Ekonomi, döviz, “faiz inecek mi çıkacak mı”, Merkez Bankası müdahale etti mi, 11 lirayı aşan akaryakıt, 15 lirayı aşan süt, lüks haline gelen tuvalet kağıdı, gıdım gıdım alınmaya başlanan temel ihtiyaç maddeleri, ucuz ekmek kuyrukları, cep yakmaktan da öteye geçip cebimizi delip geçen zamlar, hükümetin varlığıyla yokluğuyla bir ekonomi yönetimi veya yönetemeyişi ve akla mantığa zarar politikalarda inatla ısrar edilmesiyle yatıp kalkar olduk. Koskoca ülke, “yeni bir şey deniyoruz” ana fikirli kocaman ve kerameti kendinden menkul ekonomik bir deneyin laboratuvarına dönmüş durumda… İşin kötüsü deneyin neticesi belli ve buna rağmen ısrarla “ya tutarsa” deniyor ve aynı şeyleri bilmemkaçıncı defa yaparak farklı bir netice bekleniyor. 

Yaşananlar öyle bir sürrealist hal almış durumdaki, ekonomik kriz halini aşıp süregelen bir buhrana evrilmiş durumda. TL’nin değersizleşmesi dip noktalarının en dibini görmeyi zorlaştırırken, döviz kurlarının zirveleri de yenilenip duruyor.

Aynı şeyi daha önce de yaparak başarısız olmuş olan siyasi iktidar, hangi akli ve iktisadi gerekçeyle hareket ettiği meçhul bir inat ve ısrarla yine aynı şeyleri yaparak farklı netice almaya çalışıyor. Halbuki yaşanan durum ateşe benzin dökmek gibi ve bir kere döktük ateş harlandı ama aynisini bir daha yaparak belki bu sefer söner diye umut ediliyor.

Bu akli ve iktisadi gerekçesi olmayan hamleyi inanç ambalajına sarmalamaya çalışmak ise baştan ayağa sorunlu bir yaklaşım. Faize karşı oldukları için “düşük faiz” istediğini söylemek, “faize karşı” algısı oluşturup da aslında “düşük faiz” istemektir. “Faizin oranı düşsün, insanlar kredi çeksin, ekonomi canlansın” yaklaşımının neresinde inanç ilkesiyle bağdaşır bir yan vardır? İnsanları faizli krediye yönlendirmek de mi “nas” olarak görülüyor yani?

Önce “ekonomik kurtuluş savaşı” diye takdim edilen, sonra ise “yeni bir ekonomik modele geçiyoruz” diye müjdelenen “şey”in önümüze kurtuluş reçetesi olarak konması, bugüne kadarki yaklaşımı göz önünde bulundurunca tedirgin edici. “Ya tutarsa” yaklaşımıyla sorunları çözeceğini ummakla piyangodan bilet alıp da “ya çıkarsa” demek arasında ne fark var?

Önce Çin, sonra Kore, sonra da Türkiye modeli olarak adlandırılan “şey”e göre TL’yi değersizleştirip, kibar tabirle rekabetçi kura yol açıp “ihracat patlaması” yaşayacağız ve cari fazla vererek büyüyeceğiz! İşin enteresan tarafı bu modelin neticelerinin 3 5 ayda alınacağını ummak… Model denilen “şey” adeta siyasi iktidarı seçime kadar idare etsin diye kurgulanmış yani… Bu arada ipi kopmuşçasına yüksek kur nedeniyle daha da zorlaşan ara malı ithalatı yüzünden ticarette, üretimde ve ihracatta yaşanacak düşüşün neden hesaba katılmadığı ise modelin kendisi gibi koca bir muamma.

Kimsenin ne olduğunu bilmediği bir “şey”i “yeni bir şeyler deniyoruz” ve “faize karşıyız” argümanlarıyla insanların önüne koymak bu kadar kolay olmamalı. Israrla yapılmaya devam eden yanlışların milyonlarca insana yansıması korkunç bir fakirleşme ve ağırlaşan geçim koşullarıyken, bu kadar sorumsuz davranılması da ayrı bir vebaldir.

Hazine ve Maliye Bakanı’nın denenen yeni model hakkında “Başarısız olursak üzülürüm” demesi, aslında ortada ciddiye alınacak bir iktisadi model vs olmadığına delalettir.

AKP’li bir kadın vekilin, Meclis’te yaptığı konuşmadaki, “Devletimizin üniter yapısını hedef alan ekonomik terör hareketlerine karşı tek bir cevabımız vardır. Başaramayacaksınız. Milletimizi bölemeyeceksiniz. Ezanlarımızı susturamayacaksınız” sözlerini de ucuz hamasetten öte görmek gerek. En başta kendileri ortada savunacak adamakıllı bir şey olmadığının farkındalar, ki topu taca atmakta bulmuşlar çareyi denebilir.

Bu ülke insanı ve ekonomisi “yeni bir şeyler deniyoruz” denerek çeşitli ekonomik deneylerin ve fantastik modellerin tatbik edilebileceği kobaylar mıdır?