Kobani ABD ve koalisyon ortakları ile Peşmerge’nin ortaklaşa harekâtı sonunda IŞİD ve diğer güçlerden temizlenerek PYD’ye, yani PKK’ya teslim edildi. Oluşturulan özerk yapı ile Kobani PKK’nın yeni Kadil’i ya da ikinci Kandil’i haline getirildi. Böylece Kobani PKK’lı teröristlerin eğitildiği ve donatıldığı ikinci bir alan haline getirildi. Böyle olunca da Kandil’in vurulması PKK terör örgütüne ciddi darbe vurulmasını engelliyor. Çünkü Türkiye, ABD ile vardığı mutabakat gereğince Kobani’ye vuramıyor. Mutabakatın esasını IŞİD’e vurmak oluşturuyor. Diyebiliriz ki, Kobani’nin güvenliğini ABD üstlenmiş durumda. Böylece Kobani PKK’nın yeni üssü haline getirildi. Bunu sağlayanlar da güya bölgemizde terörle mücadele ettiklerini ileri süren ABD ve diğer Batılı ülkeler. Yalan içinde yalan. Önceki gün ifade ettiğim gibi ABD ve koalisyon güçleri bizlere bir “Yalan Rüzgârı” dizisi izletiyorlar. İzleyen olduğu sürece de izletecekler.
Bu noktada Kobani’nin ikinci bir Kandil haline dönüştürülmüş olması bir takım atraksiyonlarla gizleniyor. Söz gelimi Kuzey Irak yönetimi ve ABD tarafından yapılan açıklamalarda hep IŞİD’e karşı YPD ile Peşmerge’nin beraber savaşacağı ileri sürülüyor. Böylece YPG’nin PKK’nın Suriye kolu PYD’nin siyasi ayağı olduğu, Peşmerge-YPG birlikteliğinin aynı zaman PKK-Peşmerge birlikteliği anlamına geldiği saklanıyor. Böylece sanki PYD ile PKK birbirinden çok farklı iki örgütmüş görüntüsü veriyorlar.
Bu arada PYD yerine sıkça YPG adının kullanılması dikkat çekici. Sanki YPG ile PYD farklı örgütlermiş gibi gösteriliyor. Aslında PYD ile YPG aynı örgüt içinde iki yapılanmayı oluşturuyor. Yani açıklamalarda ister YPG-Peşmerge’nin birlikte savaşacağından, ister PYD’ye Peşmerge takviyesinden söz edilsin aynı şey söylenmiş oluyor. Söylenen şey özetle şudur: IŞİD’e karşı Suriye’de PYD (YPG), Peşmerge desteğini arkasına alarak mücadele ediyor/edecek. Böyle olunca aslında Peşmerge, PYD ve PKK birlikte hareket etmiş oluyorlar. Zaten işin doğrusu da bu. Zaman zaman Barzani PKK’ya Kandil’den çekilin yollu açıklamalar yapsa da bu tür açıklamalar laf olsun diye yapılmış olmaktan öte geçmiyor. Çünkü Kuzey Irak’ta bir Kürt bölgesi oluşturanlar aynı zamanda 30 yılı aşkın bir zamandan beri PKK’yı kurup, kollayan, eğiten ve silahlandıran ABD ve diğer Batılı ülkelerdir. Böyle olunca da bölgemizdeki işgalleri, terör örgütlerinin ortaya çıkışını, ardından da güya terörle mücadele ediyormuş görüntüsü altında ABD ve koalisyon ortaklarının bölgemizdeki varlığını her geçen gün biraz daha artırması ve pekiştirmesini bir planın parçaları olarak değerlendirmek gerekiyor. Kısacası, ABD’nin hedefi çok net bir şekilde bellidir. Bu hedef Büyük Kürdistan’ın oluşturulması, bu yolla önce İsrail’in güvenliğinin sağlanması, ardından da Büyük İsrail’e giden yolun açılmasıdır. Ana hedef Kürdistan değil, Kürdistan Büyük İsrail’in oluşturulmasıdır. Bu gerçeği görmeden bölgemizdeki gelişmeleri doğru okumak mümkün olmaz. Doğru okunamayınca da güya terörü önlemek adına bölgemiz üzerindeki Büyük Ortadoğu Projesi olarak nitelendirilen projenin hayata geçirilmesine bilmeden destek verilmiş olacaktır.
Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak bu gerçeği her fırsatta dile getirmekte, insanımızı ve İslam dünyasını uyarmaya çalışmaktadır. Bunun için Meclis’te Milli Görüş’ün temsil edilmesi gerektiğine dikkat çekmektedir.