GÜNEY sınırımız tam bir ateş hattına dönüşmüş, her gün yeni bir cephe açılıyor. Bir terör örgütü sanki İslam ülkeleri arasındaki sınırlar iptal edilerek tek bir ülke haline gelmişçesine her gün bir başka ülkede ortaya çıkıyor. Sadece ortaya çıkmıyor, o ülkenin askerlerine yönelik saldırı gerçekleştiriyor, toprak ele geçiriyor. TSK ise güney sınırımızda teyakkuz halinde. Her an bir operasyonun gündeme gelebileceği söyleniyor. Kısacası gerek bölgemiz gerek ülkemiz sıkıntılı günler geçiriyor. Bu arada ABD’nin İncirlik ve Diyarbakır üslerini Irak ve Suriye’ye yönelik hava harekâtında kullanıma açılmasını talep ettiği belirtiliyor. İşin ekonomik boyutuna girmiyorum. Memur ve emeklilere temmuz zammının yüzde 5’in altında kalacağı açıklanıyor. Bereket sebze ve meyvelerde pazarlarda fiyatların mevsim normallerine inmesi ile dar gelirliler biraz rahat nefes alsalar da kış aylarının sebep olduğu insanımızın bütçe açığını kapatması mümkün değil.
Tüm bunları felaket tellallığı yapmak için sıralıyor değilim. Gerek ülkemiz gerek komşularımızdaki durumu ve bunun muhtemel yansımalarını hatırlatmak için sıralıyorum. İşte böyle bir noktada henüz hükümetin kurulması turlarının başlamamış olması, başlasa da medyaya yansıyan haberlere bakıldığında bir sonuç alınamayacağı görüntüsü ister istemez toplumu tedirgin ediyor.
Bu bakımdan eğer hükümetin kurulma imkânı var ise siyasi partilerin neyin olamayacağını ispatlama gayretini bir kenara bırakarak neyin olabileceğini topluma göstermek durumundadırlar. Bu arada sanıyorum yeni hükümetin kurulması konusunda ilk olarak görev Sayın Davutoğlu’na verilecek. Ne var ki Davutoğlu da hükümetin kurulmasının ilk turda mümkün olmayacağını, ikinci turda işin netleşeceğini söylüyor ki, o da pek gönüllü görünmüyor. Sanki iktidar hükümetin kurulmasından çok erken seçimi gündeme getirmek, bunu yaparken de kamuoyu önünde haklı konumda görünmek istiyor. AK Partiye yakın bazıları bir erken seçimin gündeme geleceğini, bunu iktidarında istediğini belirterek, bir takım tahminler ileri sürüyorlar. Yeni bir seçimde bazı partilerin aldıkları oyları alamayacakları, yeni oluşacak Meclis’te tablonun değişeceğini ileri sürüyorlar. Kısacası, görünen o ki, Meclis’teki partilerin ana gündemlerini koalisyon hükümetini kurmaktan çok, yeni bir seçimden eskiye göre nasıl daha kârlı çıkabilecekleri düşüncesi oluşturuyor.
Özellikle de bir erken seçimde HDP’nin aldığı oyu koruyamayacağı varsayımından hareket edilerek değerlendiriyorlar. Hâlbuki şu anda yapılması gereken seçmenin belirlediği tablo içinde en uzun ömürlü koalisyonun nasıl kurulabileceğine kafa yormak. Çünkü, eğer mevcut tablo içinden bir hükümetin nasıl çıkamayacağı ispatlanmaya çalışılacak olursa bu seçmen iradesine saygısızlık olacaktır. Koalisyonlar olmuyor görüntüsü verilerek seçmeni ille de tek parti iktidarına zorlamak anlamına gelir ki, bu zorlama sadece gereksiz yere krize çanak tutmak anlamına gelir.
Unutulmamalı ki, seçmen ille de bir partiyi tek başına iktidara getirmeye mecbur değildir ve seçmenin her partiye verdiği oy eşit değerdedir. Bu bakımdan daha hükümeti kurmakla bir görevlendirme yapılmamış iken bazı partilerle birlikte olunmayacağının ilanı aslında o partiye oy veren seçmenle de birlikte olunamayacağı anlamına gelmez mi Bu yol ise çıkmazdır, ülkeyi kamplaşmaya götürür.