Gazi Üniversitesi (GÜ) Nanotıp Araştırma Merkezinde, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığını kandan, ‘‘hızlı, güvenilir ve ucuza‘‘ teşhis edecek ve böylece tedaviye erken başlamayı sağlayacak nanoteknolojiye dayalı yeni bir moleküler tanı yöntemi geliştirildi.
Dünyada tek olan yeni yöntem, teknisyene gerek duymadan hastalık tanısını bir kaç saat içinde verebiliyor. Uluslararası patent başvurusunun yapıldığı yeni tanı yöntemini kullanacak cihazın tasarım çalışmaları ise hızla sürerken, cihazların ilk önce hastalığın görüldüğü endemik bölgelerde kullanılması hedefleniyor. GÜ Nanotıp Araştırma Merkezi Koordinatörü Dr. Gürer Budak, Türkiye‘de son yıllarda giderek artan KKKA hastalığının teşhisi için çeşitli tanı yöntemlerinin kullanıldığını belirtti. Bu yöntemlerde kana bulaşmış virüse ait nükleik asidin saptanmasına çalışıldığını anlatan Budak, bu teşhisin yapılması için çok gelişmiş laboratuvar altyapısına, pahalı cihazlara ve teknisyenlere ihtiyaç bulunduğunu dile getirdi. Budak, bu yöntemlerde kullanılan toplam ekipman maliyetinin de 400-500 bin TL‘den fazla olduğunu olduğunu bildirdi. Bu tür laboratuvarların her yerde kurulmasının mümkün olmaması ve merkezi laboratuvarlarda pek çok hastadan gelen numunenin aynı anda çalışılması zorunluluğunun bulunduğunu ifade eden Budak, bu nedenlerle tek bir hastada ve hızlı tanı konulması gereken durumlarda telafisi imkansız zaman kayıplarının ortaya çıkabildiğini söyledi.
"Robotik cihaz asıl amacımız"
Nanotıp Araştırma Merkezi Koordinatörü Dr. Gürer Budak, yeni yöntemi kullanarak 1 yıl içinde robotik bir cihazı geliştirmenin asıl amaçları olduğunu kaydederek, bu cihazın tasarım çalışmalarını da sürdürdüklerini bildirdi. Cihazın KKKA tanısını direkt kandan yapabileceğini belirten Budak, ‘‘Cihaz tamamen robotik bir sistem olacak. Kan numunesi cihaza koyulacak ve ardından cihazın düğmesine basılacak. Dolayısıyla uzman bir tekniker gerektirmeyecek‘‘ dedi.
Dr. Budak: Erken teşhis hayat kurtarır
Son zamanlarda Türkiye için önemli bir toplum sağlığı sorunu haline gelen kene ısırığı ve buna bağlı olarak gelişen KKKA hastalığı gibi ölümcül viral enfeksiyonlarda erken tanının çok önemli olduğunu vurgulayan Dr. Budak, her ısırığın enfeksiyona yol açmadığını, ancak şüpheli ısırığın ardından hastada viral bulaşma olup olmadığının kısa sürede saptanmasının hayat kurtarıcı olduğunu söyledi. Dr. Budak, GÜ Nanotıp Araştırma Merkezi Moleküler Analiz Laboratuvarında görevli Oğuz Balcı, Tolga Çamlı, Gül Sarıbay ve Damla Arslantunalı tarafından geliştirilen ve uluslararası patent başvurusu yapılan yeni teknolojide, ‘‘manyetik nanopartiküller ve özgün kitler‘‘ sayesinde, mevcut moleküler gen analiz yöntemlerinde şimdiye kadar denenmemiş yeni bir yaklaşımı başarıyla test ettiklerini bildirdi.
Yeni yöntemde, şüpheli numunenin bulunduğu ortam içine yerleştirilen manyetik nanopartiküllerin daha sonra manyetik bir alanda etkileşime tabi tutularak nükleik asidin ayrıştırılma işleminin yapıldığını anlatan Budak, yeni tanı yönteminin üstünlükleri ile ilgili şu bilgileri verdi: ‘‘Şu anda mevcut testlerin pozitif ya da negatif oluşu gözle görülebilir olmadığından sonuç için yüksek kapasiteli sensörler ve kameralar gerekiyor. Bizim yöntemimizde ise sonucu gözle ya da düşük çözünürlüklü kameralarla bile ayırt etmek mümkün. Yöntemimizde, manyetik demir nano partiküller etken mikroorganizmanın nükleik asidini tutup onun görünür hale gelmesini sağlıyor. Mevcut testlerde belli bir protokol uygulanıyor ve teşhis kitleri çoklu numuneler için hazırlanıyor. Oysa bizim teşhis yöntemimiz tek bir hasta için yapılabiliyor. Tüm bu özellikleriyle yöntemimiz dünyada bir ilk olma özelliği taşıyor ve yeni yöntemin duyurusunun yapılması bile çok önemli bir gelişme.‘‘
"Her kene ısırığı öldürücü değil"
Son yıllarda insanların korkulu rüyası haline gelen, kenelerin bulaştırdığı Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı konusunda bireyin kişisel yatkınlığının da çok önemli olduğu bildirildi. Uludağ Üniversitesi (UÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Reşit Mıstık, kenenin insanların ve evcil hayvanların sağlığını ciddi anlamda tehdit eden bir canlı olduğunu söyledi. Kenelerin virüs, bakteri, protozoon ve riketsia adı verilen gözle görülmeyen parazitleri taşıdıklarını, bu ciddi enfeksiyon etkenlerini kanını emdikleri insan ve hayvanlara aktardıklarını anlatan Mıstık, etkenlerden birinin de KKKA virüsü olduğunu kaydetti.