Kıyıdakileri, sadece ölüm ve kazalarda fark ederiz.
Hayatın içinde hep varlardır, fakat seslerini duyan, yüzlerini gören olmaz.
Roman kahramanları bu insanlar arasından seçilir, şiirler onların yoksunluğu
üzerine yazılır, acı ve yoksullukla geçen hayatları ressamların en göz alıcı
tablolarını oluştururlar. Fakat hikâyelerde baş aktör olan o insanlara gerçek
hayatta pek itibar edilmez. Onların kahramanlığı sadece yapıtlarda övülür.
Tıpkı bunun gibi, Somada hayatını kaybeden yoksul ve
mahzun işçilerin varlığını da yaşanan afetle hatırladık. Günün yirmi dört
saatini yerin altında geçiren o insanların buruk hikâyelerini acıyla birlikte
görebildik. Hayattayken evine helal para götürebilmek için, umut sabır,
samimiyet tahammül ve meşakkatleri bağrında taşıyan o babaların sesini daha
önce duyamadık.
Ak ile karanın birbirine karıştığı çağımızda evine helal
ekmek götüren insan parmakla gösterilecek kişidir. Zira haram katmadan,
yalakalık yapmadan, kimseye boyun eğmeden alın teri ile ekmek kazanmanın müşkül
oluğu bir dünyada yaşıyoruz. O yüzden maden işçilerinin ölümü içimizde kalıcı
bir acı bıraktı. Onların çileye katılan hayatlarında tek istekleri çocuklarına
helal ekmek götürmekti.
Bir baba avucunun içine oğlum hakkını helal et yazmış.
Karanlık bastırıp ölümün ağırlığı hissedilince babanın ilk aklına gelen oğlu
olmuş ve kısa bir veda mektubu ile bu hayattan ayrılmış.
Emekli olduğu halde oğullarımı daha iyi okullarda
okutabilirim düşüncesi ile tekrar işe başlayan babanın hazin öyküsü ise
yürüklerimizi burkuyor. Hepsi de çaresiz ve yoksun fakat onurlu ve azimli.
Kıyıdakilerin makus kaderi, unutulmaktır biliriz. Bugün o
insanların hayat mücadelesini, yaşadıkları güçlükleri ve ölüme terk
edilişlerini savunanlar da çok geçmeden her şeyi unutur ve hayatlarına devam
ederler. Bizim insanımızın karakteridir bu. Onlar acı tazeyken vaadlerde
bulunur ve ihtiyaçlı kişinin elinden ebedi tutacaklarını söylerler. İlk günler
maddi manevi mağdurun yanında yer alırlar. Ama çok geçmeden her şey unutulur ve
geride sadece silik bir fotoğraf kalır.
Şunu unutmayalım, konumumuz ne olursa olsun hiç birimiz
mezarlığa uğramadan bu hayattan ayrılmayacağız. O yüzden kıyıdakilerle
ilişkilerimizde daha hassas ve daha şefkatli davranmak zorundayız. Zira insanın
acısı da neşesi de müşterektir.