Kıyamette yaşamak

Abone Ol

Belli ki surun üflenmesini bile beklemeyecek insanoğlu.

Kendi kıyametini kendisi başlatacak. Bu canilik, hırs, gaddarlık, tamahkârlık, mazlumları yok etme, şehirleri, kültürleri medeniyetleri haritalardan silme, kendi fikrinden başkasına yaşam hakkı tanımama zorbalığı insanlığın sonunu getirecek.

Camileri, türbeleri, medreseleri, kiliseleri, kütüphaneleri, hanları, sarayları, antik kalıntıları bombalarla havaya uçuran bu canavarlıklar, dünyanın nihayete ermesine yetecek. 

Halep gibi bir medeniyet kalesini bombalarla beşik gibi salla, roketlerle camilerini, medreselerini, türbelerini, kiliselerini bomboş arsa üzerinde yıkıntı haline getir, evleri vur, çocukları öldür, insanlara kendi yataklarında ölmek kadar bile bir hak tanıma.

Çarşı iznine çıkacağı için o gece hiç uyuyamayan, şehri gezmeye can atan, mintanını yatağının altına ütülenmesi için seren, sabahleyin kahvaltıyı bile yapmayıp “nasıl olsa dışarıda şehrin güzel bir cafesinde çay yanında poğaçamı yerim” deyip aynanın önünde özenle saçlarını düzelten, papucunu silen, ucuz parfümünü üstüne sıkıp temiz havaya doğru çocuklar gibi koşan yirmilik fidanların bindiği otobüsü hunharca bombalayan vahşiler, attıkları kıyamet naraları ile ellerini kan dolu fıçılara daldırıp yüzlerini tırmalayan zebaniler, cehennemden çıkıp dünyayı mesken tutmuş gibi.

Görevli oldukları maç bitmiş ağrıyan dizlerini uzatacakları sıcak evlerinin minderinin yanı başındaki taze çayın hayali ile atmışlardır kendilerini stattan alan araçlara.

Tam o çayın kokusunu paylaşırken arkadaşlarına, tam vazifeyi bitirmenin rahatlığını naklederken nöbettaşına, hangi dağlardan havalandığı belli olmayan yarasaların bütün pis kokuşmuş nefesleri ile attıkları naralar eşliğinde patlayan bombalarla, kopan elleri, ayakları, kafaları ile kıyametin yanlarında hafif kaldığı gök ekinler.

Adeta sıra başbakanda, cumhurbaşkanında dercesine masum bir büyükelçinin katıldığı sergide, üstelik bütün insanların güvenliğini sağlamakla görevli bir polisin gerçekleştirdiği suikast.

Beşiktaş’ta şehit olan polisler ile çektiği silahıyla masum insanları takır takır vuran polisler.

Terazinin iki kefesinin eşit olmadığı.

Henüz 22 yaşında bir çocuktan katil inşa eden deccalların iyice ışığını kararttığı bir dünyada yaşamak.

Verilen mesaj açık.

Kimse tekin değildir, her an bir polisin namlusunu kalabalıklar üzerine çevirip önüne geleni öldüreceği, toplu katliamlar yapacağı o realite ile çivisi çıkmış dünyanın kıyamet modunda yaşamak.

Kaosun fitilini ateşleyen büyük devlet için sonuna kadar gidilsin, bir ülke nasıl çökertiliyorsa her yol denensin, kıyamet bir an önce start alsın.

Sınıra diktiği teröristlerin arkasında duran, en ağır silahlarla teçhizatını yapan, hadi sen ateş et, temizle, ben seni korurum diyen terörist devlet için kıyamet platosu, Ortadoğu’da ne zamandır kaldırılmayan, toplanmayan en necis dekor. Nuh’ un gemisinin Cudi ya da Ağrı Dağı’nda oluşu gibi sıkı sıkıya coğrafyamıza monte edilen kıyamet senaryosu. Adeta ölümlerden ölüm beğen seçeneği, kırk katır mı, kırk satır mı tercihi. Üstelik ufukta kurtarıcı bir gemi, onca beklentilerimize karşın henüz yola çıkmış değil.