Kamisi (Gömlek) yerde sürünen birisine neden böyle giyindiğini sorduğumda, önceleri bunun moda olduğunu, şimdi ise kısa kamisin moda olduğunu söyleyerek, eski modayı giydiğini belirtmiş oldu. Bazı modayı takip edenler, sarığında eteğine kadar aynı renkten giyerek bir anlamda takım giymiş oldular. 1
Abbasiler döneminde İran etkisi çok olduğundan İran kıyafetleri de bu dönemde revaçtaydı. Hatta Abbasi saray mensuplarının resmi kıyafetleri eski İran kıyafetleriydi. Bu dönemde basılan paralar üzerindeki halife resimlerinde de bu görülmektedir. Abbasiler döneminde yüksek tabakadan insanların giydiği kıyafetler; bol bir pantolon, gömlek, cübbe, ceket, kaftan, yelek ve külahtı. Halktan kişilerin giydiği kıyafetler ise fistan, gömlek, palto, uzun bir pantolon ve bir kemerden ibaretti. Ayağa ise terlik veya ayakkabı giyilirdi.
Halife Mütevekkil kendi adıyla anılan bir elbise icat etti. Astarlı dokuma kumaştan yapılan bu elbiseyi tüm saray görevlilerine zorunlu kılmıştı. Saraydan başlayan bu moda kısa zamanda halk arasında yayılmıştı. Uzun bir süre giyilen bu elbise modanın yayılma yolunu da bize göstermektedir. Bu dönemde halk arasında da sosyal konuma göre farklı elbise giyilmesi moda oldu. Katipler cübbe, komutanlar İran tipli kaftan giyerlerdi. Halife Müstain, elbise kargaşasını önlemek için olaya müdahale etmiş, bir standart getirmiştir. Özelikle kısa külah ve bol yenli bir elbise giyilmesini emretmiştir.
Elbiselerin yanında renklerde önemliydi. Renk seçimi de bir modaydı. Abbasilerin resmi renkleri siyahtı. Fakat beyaz renk halk arasında daha yaygındı. Hicri lV. Asırda erkeklerin renkli elbise ile dışarı çıkmaları hoş görülmemeye başladı. Renkli elbiselerle sadece kadılar dolaşabilmektedir. Zengin kadınlar, dışarı çıkarken başlarını bol süslü ve mücevheratlarla örtülü bir örtü giyerlerdi. Bunun mucidi Harun Reşit’in kız kardeşiydi. Orta sınıf kadınları se başlarına altın yaldızlı bir eşarp, ayaklarına halhal, kollarına bilezik takarlardı.
Endülüs’te ise dönemin ünlü şarkıcısı Ziryap modayı yönlendiriyordu. O, mevsimlere göre değişik elbiseler giyer, halk da onu taklit ederdi. Ziryap, arasında saçlarını alın kısmından ortadan ikiye ayırma modelini de icat etti.
Abbasiler döneminde Mutasavvuflar ve zahitler kalın yün elbiselerle tanınmışlardır. 2
BATI ETKİSİNDE KIYAFET DEĞİŞİMİ
18.-19. yüzyıllarda, Müslümanlar bütün konularda olduğu gibi, kılık kıyafet konusunda da batıyı taklit etmeye başladılar. Bu dönemde kadınlardan ziyade erkek kıyafetlerinin batılılaşması revaçtadır. Kadın, konusuna henüz el atılmamıştır. Değişimin izleri erkekler üzerinde görülür. Kadınların, batılı tarzda giyinmesi daha çok Cumhuriyet dönemine özgüdür. Fakat Osmanlılının batılılaşma sürecine girdiği dönemlerde kadınlar arasında bireysel bazda değişim yaşansa da bu daha çok erkekler arasında gelişmiştir. Çünkü erkeklerin kıyafet değişimi bizzat devlet eliyle dönüştürülmüştür.
Aslında Osmanlılarda kıyafet devriminin kökenini daha eskilere lll. Selim dönemine kadar uzatabiliriz. Bu dönemlerde orduda yapılan yeniliklerle ilk kıyafet değişimleri askerler üzerinde yapılır. Gittikçe batılı asker tipolojisi ortaya çıkar. İlk önemli değişim ise ll. Mahmut döneminde başlar. ll. Mahmut, kıyafet değişimini zorunlu kılar. Fakat bu dönemdeki kıyafet değişimi daha erkekler üzerinde olur. Bu değişimle memurlara fes pantolon zorunluluğu getirilir. Böylece artık İstanbul’da fes, pantolon, kravat gibi batılı kıyafetlerle gezen insanlar karşımıza çıkmaktadır. İlginçtir ki; günümüzde birçok kimse fes deyince Osmanlı’yı hatırlamaktadır. Fakat aslında fes, Osmanlı’ya ait bir unsur olmayıp Yunan kökenlidir.
ll. Mahmut’la başlayan batılılaşma cereyanı tanzimatla birlikte bir arka kapı açıp hızla yaygınlaşır. Hatta bu cereyana bizzat Padişah öncülük eder. Müslümanların halifesinin kendisi bizzat pantolon giyer ki bu tarz bir kıyafeti İslam alimleri hoş görmemişlerdir. Şehir merkezinde yaşayan beyler feslerini, sarıklarını, şalvarlarını çıkartıp batılı dostlarını taklit ederek onlar gibi ceket, pantolon, gömlek ve kravat giyinmeye başlamışlardır. Başlarında fötr şapka veya diğer şapka çeşitlerini kullanır olmuşlar, kendilerine de modern, aydın gençler imajını vermişlerdir.
Cumhuriyet döneminde kıyafet savaşları daha da hız kazanır. Çünkü Cumhuriyet, bir anlamda eskiyle hesaplaşma mücadelesine girdi. Eski olan her şey kötüydü. Dolayısıyla değişmesi gerekiyordu. Ayrıca, modernleşmenin, zihni dönüşümün bir kıyafet dönüşümü olduğu yanlışlığına düştüler. Bu durum, onların sadece batıyı kuru bir taklidin ötesine geçmelerini engellemiş oldu. Bizim aydınların modernlikten anladıkları batılı kıyafetler ve içki içmekti. Bu durum, Türk modernleşmesini ve bir Türk Rönesans’ının doğmasını engellemiş, modernleşme olarak bize sunulanın bir taklitten öteye geçmediği görülmüştür. “Şapkanın kabulü sırasında bir Fransız fıkracı şöyle yazmıştı: “Türkler şapkayı kabul ettiler ve başlarına geçirdiler. Manzaraya bakan onun ruha değil, kelleye şapka geçirdiğini anlar. Bu da inkılap demek olmaz.” Teşhis doğrudur. Ruh başına geçireceğini taklitle almaz.” (4)
Her rejim, önceki rejimleri hatırlatan unsurlarla mücadele etmeyi pek sevmektedir. Cumhuriyet döneminde de kıyafetlerle ilgili mücadele Atatürk’ün 25 Kasım 1925 yılında bir Kastamonu gezisi ile başlar. Buraya, yapmak istediği devrimin kıyafetleriyle gelir. Böylece kılık kıyafet devrimi gerçekleşmiş olunur.3 Buna rağmen, kadınlara zorlayıcı davranılmamıştır.
Asıl ilginç olan, şapka kanunu öncesi yaşananlardır. Ülkede böyle bir devrim yapılacağı her nasılsa İtalyan tüccarları tarafından öğrenilmiştir. (Kimileri içerdeki gayri Müslim azınlıkların-Vakko gibi- işbirliğiyle olduğunu söylerler. Zaten, bu kanun bugünkü birçok zenginlerin zenginliğinin ana kaynağı sayılmaktadır.) Dünyanın en büyük şapka imalatçısı olan Borsalino kardeşlere ait bir gemi dolusu şapka İstanbul’da demirlenir. İstanbul gibi Müslüman bir şehirde bu kadar şapkanın gitmeyeceği tabi ki bilinmektedir. Ama onların istihbaratları sağlamdır. Beklemeye başlarlar. Kanunun çıkması ile şapkalar bir iki gün içinde tüketilir. Ardından, Avrupa’nın diğer şapka imalatçıları da İstanbul’a doluşmaya başlarlar. Bir altın madeni bulunmuştur. Ülkede şapka kanunu çıkmış şapka takmayanlar cezalandırılmaya başlanmıştır. Herkes can korkusundan başına ne bulursa fiyatına bakmadan alıp, geçirmeye başlamıştır. İstanbul, bir anda cicili bicili komik şapkalarla dolaşan insanlar yığınına dönüşmüştür. Ülke, bir karnaval havasına bürünmüştür.
Ülkede, bir hristiyanlık sembolü sayılan şapkaya karşı tepki oluştu. Erzurum, Konya, Kayseri, Sivas vb… gibi illerde en büyük tepkiler oluştu. Fakat M. Kemal şöyle söyleyecektir: ““Korkmayınız, bu gidiş zorunludur ve bu zorunluluk bizi yüksek ve önemli bir sonuca ulaştırıyor. İsterseniz bildireyim ki; bu kadar yüksek ve önemli bir sonuca ulaşabilmek için, gerekirse bazı kurbanlar da verelim. Bunun önemi yoktur. Önemli olarak şunu hatırlatırım ki, bu durumun korunmasında körü körüne bir inanış ve direniş, hepimizi her ân kurbanlık koyun olmak gidişatından kurtaramaz. Uygar insan olduğumuzu ispatlamak ve göstermek için gerekeni yapmaya direnişle karşı olmak insanlıkla bağdaşmaz.” (6)
Bu arada şapka kanunu çıkmadan önce yazmış olduğu “Frenk Mukallitliği” isimli kitabı nedeniyle İskilipli Atıf istiklal mahkemesi tarafından idam edilecektir. Bu idam, karşı tarafın şapka konusunda ne kadar kararlı olduğunu göstermektedir. Ayrıca, şapkaya karşı çıkanlara da bir gözdağı verilmiş olunmaktadır. Belki de tarihte böyle bir vakanın örneği hiç görülmemiştir. Şapkacıların terörleri bununla da bitmeyecektir. Sivaslı Hoca diye bilinen Abdurrahman efendi, “Türkiye Devleti’nin seklini tebdil ve tağyir amacıyla halkı ayaklanmaya kışkırttığı ve suçları da sabit olduğu” gerekçesiyle idama mahkum oldular. Abdurrahman Hoca firar ettiğinden, Sivas ulemasından îmamzade Mehmet Necati Efendi 28 Kasım Cumartesi günü sabaha karşı idam edildi.4
1 Altınay Ramazan, Emevilerde Günlük Hayat, Ankara Okulu Yayınları, 301-330
2 Hasan İbrahim Hasan, İslam Tarihi
3 ŞAPKA KANUNU: Kanun No. 671: Şapka Giyilmesi Hakkında Kanun, 28 Teşrinisani (Kasım) 1341(1925):
Madde l - Türkiye Büyük Millet Meclisi azaları ile idarei umumiye ve mahalliye ve bilumum müessesata mensup memurin ve müstahdemin, Türk milletinin giymiş olduğu şapkayı giymek mecburiyetindedirler. Türkiye halkının da umumî serpuşu şapka olup buna aykırı bir alışkanlığın devamını hükümet men eder.
Madde 2 - İşbu kanun neşir tarihinden itibaren muteber (yürürlükte)dir.
Madde 3 - İşbu kanun Büyük Millet Meclisi ve icra Vekilleri Heyeti tarafından icra olunur.
4 Sivas olaylarında tahrik ve teşvikleri görülen ve “dini siyasete alet etmek” suçundan yargılanan Şükrü oğlu İsmail ve dört arkadaşı, 5’er seneye; Ahmet Ziyauddin Hoca ve altı arkadaşı 10’ar seneye; Belediye Başkanı Abdullah Abbas Efendi ve on arkadaşı da 7.5 seneye mahkum edildiler.
Belediye Encümen üyelerinden Şeyh Ömer Efendi diye bilinen bir zat da, Sivas TPCF üyelerini kışkırtarak bu olaylara öncülük ettiği gerekçesiyle yargılanarak mahkum oldu.
Sivas’ta 4 gün kalan Ankara İstiklal Mahkemesi 29 Kasım akşamı Tokat’a hareket etti. Mahkeme Tokat’a varır varmaz “dini siyasete alet ederek gösteri yapmaya çalışanlara ve şapkaya karşı çıkanlara karşı aman verilmeyeceği ve olayın faillerinin derhal başının ezileceğini...” bildiren bir bildiri neşretti. Kaynak: Hasan Hüseyin Ceylan, Din devlet ilişkileri.