Kitaplar ve fuarlar

Abone Ol

Tarihin bildirimine göre, duygu ve düşüncelerini şekiller (hiyeroglifler) olarak kil tabletler üzerine çizmek suretiyle Sümerler yazıyı keşfetmeleri yanında kitabı da oluşturmuşlardır. Kil tabletlerin üzerine kazınmış şekillerin her birinin birer bilgiyi içermesi dolayısıyla onların meydana getirip sahip oldukları kültür ve uygarlıklarının mahiyeti ve niteliği hakkında insanlık bir fikre, kanaate ulaşma imkânı elde edebilmiştir. Sürdürülmekte olan araştırmalar yeni bilgilerin ortaya konulması çerçevesinde yeni ve farklı değerlendirme ve yorumlara kapı açmaktadır.

Kitabı oluşturan maddi ve şekli unsur zaman içinde değişime uğrarken, onun manevi ya da zihni unsuru, özü itibariyle varlığını ve belirleyiciliğini korumuş olmakla birlikte, o da bir çeşit kendi içinde değişimler, gelişmeler yaşamıştır. Fakat sonuç itibariyle kitap, kültür ve uygarlığın bir kaydı ve simgesidir. Bir an için kitabı kaldıralım, kültür ve uygarlığın silindiğini, yokluğa karıştığını görürüz.

Bu bağlamda, son yıllarda yapılan kitap fuarlarının, bir anlamda önemli olduğu söylenmelidir. Ancak bu, her şeyin gerçekleştirildiği anlamına da gelmemektedir. Belki, kitabın temsil ettiği birtakım sorunların, en azından farkına varılması, tartışmalara ortam hazırlaması gibi imkânlara yol açması beklenebilir.

Ekim 22-29 tarihleri arasında Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği Kitap Fuarı’na 25-27 günlerinde Edebiyat Ortamı Dergisi Yayınları’nın çağrısı üzerine katıldım. Diğer kitaplarımın yanında Zaman İçinde Maraş adlı kitabımın imzalanması etkinliğinde bulundum. Gerçi Ateş Yalımı Üstünde Bir Toplantı ile Gül ve Ateş adlı hikâye kitaplarının baskısı ya bitmiş ya da getirilenler tükenmiş olmalıydı ki sergilenmemişlerdi.
İmza günü dolayısıyla, sınırlı zaman içinde bazı yazar dostlar ile karşılaşma ve tanışma fırsatı bulmaktan mutlu oldum. Başta, Edebiyat Ortamı dergisiyle kitap yayın faaliyetini sebat, sabır, feragat, azim ve şevkle sürdüren Avukat Mehmet Ali Bulut ile birkaç gün bile olsa birlikte olmak benim için bir gönençti. Yazar Sadık Yalsızuçanlar ve eşleri hanımefendiler ile arkası arkasına romanlar çıkaran ve Balıkesir’den katılan Sevgi Ataş, Mustafa Aydoğan ile yıllar sonra karşılaşmak hoştu. Daha önce Milli Gazete’de bir yazıda değindiğim Vişne Reçelini Hiç Sevmem hikâye kitabından sonra Yalnızlığa Düşen Cemre adlı yeni hikâye kitabını yayımlayan Zekeriya Çakabey’i tanımaktan memnun oldum.

İmza süresinden fazla çevre etkinliklere zaman ayıran sevgili Mehmet Ali, nice yıllar sonra Su Çatı’nda, orman içinde ferah-fahur birkaç saat yaşamamıza vesile olan bir kır gezisi düzenlemeyi de gerçekleştirdi.

Yaşadığım, bildiğim geçmiş yılların Maraş’ı ile bugünün Maraş’ı arasında önemli değişimler, gelişmeler olduğunu gözlemlemek, memnuniyet ile hüzün duygularının karmaşasını yaşatıyor insana. Eski Kanlıdere ve Akdere yöresinde yerleşmiş olan yerleşimin, doğudan batıya, kuzeyden güneye yayılmakla genişlemesi ve yoğunlaşması, doğal olarak şaşırtıyor insanı. Farklı bir şehre gelmiş izlenimiyle baş başa bırakıyor ve ister istemez bir hüzün sağanağı altında hissettiriyor. Oysa bütün bunları yaşayan insan da, zaman içinde kendince birçok değişimler, gelişimler yaşıyor, ama hep belli bir zaman diliminde kaldığı sanısı içinde olduğunu fark etmiyor ya da geç fark ediyor. Bu, insanın yaşama serüvenidir. Şehirlerin de bir hayatı, zamanı, hatırası, hafızası vardır ve o da kendi sürecinde kendi yatağı içinde, adeta bir ırmak gibi akışını devam ettiriyor.