Kitap şehidi küçük kız

Abone Ol

Yoğun siyasi rüzgârdan belki de çoğu insanın dikkatini

çekmedi.

Sonunda kitap için intihar bile oldu.

Kimimizin evinde binlerce kitap olsa da, kimi hanelerde

kitaplar eskicilere verilip ateşlere atılıp çöpe bırakılsa da.

Olmayan yerde yoksulluğu çekiliyormuş demek.

Hatta yoksul bir yöremizde, ekmek kadar su kadar gerekli

görülüp kaybolduğunda; birileri, çocukların hayatlarını karartabilmekte.

Büyük şehirlerde belki kitap çalan çocuğu şeref kürsüsüne

bile çağırabilecek kadar kitap okunmamasından muzdaribiz.

Ama Ağrı nın bir köyünde öyle olmuyor işte.

Pahalı bir hayatın ekmeği gibi kitabı da çok ağır

çekiyor.

Diyadin ilçesi Taşbasamak köyünde küçük kız, öğretmeni

tarafından kitap çalmakla suçlandığı için intihar ediyor.

Henüz 6. sınıfa giden E.Y. evlerinin ahırında kendisini

asıyor.

Babası, Kızım, intihar ettiği gün, öğretmenlerinin

kaybolan kitaplardan kendisini sorumlu tutması nedeniyle hayatına son verdi

dedi.

Yakın arkadaşı da, öğretmenlerinin okulda kaybolan iki

hikâye kitabından E.yi sorumlu tuttuklarını, fakat böyle bir şey yapacağına

inanmadığını söyledi.

Ailenin çocuklarının cenazesinde, okulda olanları duyup

şikâyet ettiği ve bir pankartla küçük kızın uğradığı haksızlığı gündeme

getirmeleri, hepimizin vicdanını kanattı.

Bu kadar mı yoksuldur ki Anadolu, iki hikâye kitabı için

bir çocuk canına kıyabilmektedir. Kim bilir ne kadar canı çekti o kitapları o

yavrucak, aldı ya da almadı ki alsa da, kitap hırsızlık sayılır mı ki.

Öğretmenlerimiz de biraz daha idealist olsalar, devletin

okullarda kuramadığı kütüphanelere biraz katkıda bulunsalar, her ay maaşları

ile bir iki kitap alsalar çocukları kadar değerli öğrencilerine ne kadar büyük

bir hizmet vereceklerdir.

Sanki az kitap yaramız var, dertlerime bir de bu küçük

kız eklendi.

Devasa kitap fuarlarında insanların trene bakar gibi

kitap stantlarını hızlıca dolaşıp kendilerini bir dönerciye atışları.

Lahmacun kadar kitabı sevmeyişleri.

Anadolu da bir kitap fuarında rastladığım acıklı olay,

kalem işçiliğinde saçını sakalını ağartmış bilgeler, akşama kadar beklediler,

birkaç kişi bile onlardan kitap almadı ama tek kitabı ile aşktan meşkten

bahseden adını daha önce duymadığım gencecik delikanlının önünde beş yüz kişilik

kuyruk vardı, çoğu da başörtülü kızlardı, dalay lama ziyareti gibi huşu içinde

saatlerce beklediler; popüler kültür fecaati, kitabı kalbinden vurmuştu.

Ya da o pek çok âlimi, kitapseveri bekleyen hane içi

tehlike olan ev hanımının kitapları termosifona doldurup yakması.

Yahut salonun mobilyaları gözükmüyor gerekçesiyle evden

çıkarışı.

İki yıl önce evdeki kitapları elden geçirdiğimizde artık

misafirlere oturma yeri kalmamıştı, gelenlerin ağzına burnuna giren kitapları

biraz düzeltip fazlalıkları eleyip bir okula verelim demiştik, birkaç okulu

aramıştık da müdürler, valla bizde de kitap fazlalığı var demişlerdi de, zor

zahmet bir okul bulup araba tutup nakliyesini ve hamaliyesini sağladığımız

halde kerhen kabul ettirebilmiştik kitaplarımızı.

Ki onlardan ayrılık nasıl canımı sıkmıştı.

Bu küçük kıza karşı da nasıl suçlu oldum, o yavrucak

kitap sıkıntısı çeksin, biz habersiz olalım.

Keşke bir grup yazar, el ele versek en yakın zamanda bu

köye, ellerimizde kitap kolileri ile gidip o küçük kitap şehidini ziyaret edip

af dilesek.

Bizler biraz daha duyarlı olabilse idik, belki de

yaşayacaktı o küçük kız.

Çarçeşm bekliyorum, çağrıma kim kulak verir, umudum yok

zira gelin şu arsayı alıp kooperatif kuralım desem eminim yüzlerce kişi

koşardı.

Encamımız, eyvah ki eyvah