Kitap medeniyettir

Abone Ol

Kitap medeniyettir

Minibüste yanımda oturan iki kadın konuşmakta.

Yarışmaya katıldım diyor, biri.

Öbürü ne yarışması dediğinde arkadaşı, kızın dershanesinde bir yarışma oldu; bir kitap verdiler, bunu oku, buradan sorular soracağız; daha ziyade genel kültürle, dinle ilgili. Ama okumadım tabii. Pek çok anne ile birlikte girdim sınava. Sorular, bize verdikleri o kitaptan. Attım cevapları. Tutarsa dershane bize beyaz eşya verecek .

Kadın bunları anlatırken yanında o dershaneye giden kızı onu dinliyordu; annesinin yaptığı bu yanlışa gülüyordu. Kızın elindeki kitaba baktım. Tekinsizlerle ilgili popüler bir kitaba bakıyordu. Anne kızına ne kadar kötü örnek olmakta idi. Verilen o tek kitabı bile okumadığını övünerek anlatmakta idi.

Orhan Okay; medeniyetimiz kâğıt medeniyetidir demekte. Yani kitap medeniyettir

Kitap için karalar bağlayıp ağıtlar yazan, acılar çeken pek çok içli insan da çıkmış. Bunlardan Duhamel, daha 1937 de: Bir gün yepyeni bir hastalık ani olarak kâğıtlara saldırır; bütün kütüphaneleri toz haline getirirse dünyamız ne olur demekte.

Yazar o kadar endişelidir ki; kâğıda musallat olan bu mikrobun; insanlığın uzun yüzyıllar boyunca elde ettiği bilgiyi nasıl birdenbire yok edeceğini; medeniyetimizin teknik, kültür, felsefe, sanat, ahlak gibi bir yığın alanda ulaştığı hayat reçeteleri demek olan kitapları; belgeleri kısa zamanda nasıl kaybedeceğini tasavvur eder. Avrupa medeniyeti fikrinin idealist bir düşünürü olan Duhamel; bu medeniyetin kitap denen mucizeyle ayakta durduğunun elbette farkındaydı.

Fakat Orhan Okay, bu Fransız düşünürünü korkutan kitap kaybı krizinin Türkiye de kaç insan için hayati bir tehlike göstereceğini tahmin etmek zahmete değer demekte. Duhamel i korkutan kâbus bizim için değildir.

Pek çok ilim adamı kitap aşığının evindeki kütüphanelerin düşmanı mikroplar değil eşi olabilmekte.

Karısının öfkeli gözlerinden kaçırabilmek için gece yarısı bahçede bıraktığı kitaplarını içeri alan yazarlar ya da göğsüne sokup saklayarak bir suçlu gibi kütüphanesinin kapalı yerinde saklayan âlimler az değildir bu ülkede.

Sürekli söylenen, bak senin kitapların yüzünden şöyle güzel şık bir yemek odası bile alamıyorum, eve; diyen. Bu yüzden karısına karşı hep mahcup yaşayan din bilginleri. Hele o kitap aşığı garip vefat ettiğinde, ilk önce kitaplarının evden çıkarıldığını görmek, eşi ve evladlarının haraç mezat o değerli hazineyi; kitapları sattığına şahit olmak, işte bu çok acı

Bu yüzden mikrop, virüs bizim ülkede korkutucu değildir.

Gelişmiş ülkelerde yüz binlik tirajlar erirken bizim üniversite okuyan sayımız hızla artarken kitap okuyan sayısı artmıyor. Kırklı, ellili yıllarda bir kitap iki bin ila beş bin arasında basılırdı, okuryazar oranı bile o zaman yüzde ellinin altında idi. Bugün okuryazarlar yüzde doksanı buldu ama kitap tirajları yine aynı, hatta daha da düşük.

Üstelik eskiden sadece iki üniversite varken şimdi bütün illerimizde bulunmakta. Özel üniversiteler artık apartman dairelerinde konuşlanıp puanları düşük tutarak ev kadınlarına kapılarını açarak kariyerli sayısını artırmakta ama kitap dostlarını artıramamakta. İşin acısı öğretim görevlilerimiz, profesörlerimiz bile bırakın sanat eserlerini kendi alanları ile ilgili yapıtları bile okumamakta. Hani eskiden sanki daha fazla bir okuma merakı vardı ki; kahvehane bile denmez, okuma salonu anlamına gelen kıraathanelerde, kitaplarla dostluk kurulurdu.

Şimdi televizyon ve bilgisayar kitap karşısına dikilmiş iki kabadayı. Futbol müsabakaları, konserler gençler için daha cazip ki; spor mecmuaları ve magazin en fazla satan gazete listesinin başında.

Hadi şu rakamları da verelim de, işin vahameti iyice çıksın ortaya:

Rusya da her yıl 82 bin kitap basılmakta, Amerika da 73 bin, Japonya da 42 bin, Fransa da 27 bin, Türkiye de ise 7 bin. Kişi başına düşen kitap sayısı ile de acınacak haldeyiz: Rusya da bir kişiye 18 bin, ABD de 12 bin, Almanya da 3 bin, Japonya da bin, İspanya da 170,Türkiye de sadece 7 adet düşmektedir. Yoksulluk büyük. Uçurum korkunç.

Okuma sorumluluğu, aynı zamanda memleketin aydını olma sorumluluğu demektir .

MİNE ALPAY GÜN