Sosyete Akşam Sefasında
Bursa da Şehir gazetesinin attığı bu başlık Gezi Parkı
bahaneli eylemlerin bir kısmı için oldukça yerindedir. Meydanları işgal edenlerin
başta sosyal statülerine ve hayatlarını ikame ettirdikleri mahalli çevrelere
(semtlere) göz atıldığında, onların doyumsuz küçük burjuvacıklar olduğuna
kanaat getirirsiniz. Bu kanaat yanlış olabilir, fakat onların halktan birileri
olmadıkları doğrudur!
Araya sızan ve
adlarında sol, sosyalist, komünist gibi sözcükler bulunan illegal örgütleri
ayrı tutmak ne kadar doğru olur bilmem, isyankâr güruhun zihni yapılanmasının
özüne baktığımızda ulusalcı lekelerle karşılaşmamanız mümkün değil. Lekelerin
boyutu her birinde farklı olabilir, ama dediğimiz gibi, hepsinde ortak bir
şekil de var!
Bunun somut olarak görüleceği yerler Taksim deki heykel
veya AKM dir. Buraları kutsallaştırmanın bir göstergesi değil midir örgütlerce
iliştirilen onca temsilî nesne Hatta en son Duran Adam adlı şovmenin yüzünü
döndüğü kıble neyin nesidir Tabii bu noktada sözde özgürlükçülerin
Taksim den sürülüp çıkarılmasından sonra aynı mekânların korunup kollanmaya
alınması, hatta AKM ye bayrak ve M. Kemal posteri asılması unutulmamalı. Bayrak
ve poster fetişlerinin daha farklı boyutları da gözlerinizde canlanıyordur
kuşkusuz. Uzatmayalım, bu semboller üzerinden gidersek, mücadelenin statüko yu
sahiplenme yarışına dayandığı da öne sürülebilir. Diğer bir deyişle, Kemalist
statükocuların uzun yıllar ellerinde tuttukları devleti, muhafazakâr demokrat
olduğunu iddia eden bir yapıya kaptırmak istemeyişlerinden kaynaklanan bir
savaş
Bunda dış mihrakların, uluslar arası darbe
finansçılarının, Türkiye nin gelişimi karşısında bir takım çıkarları zayi olan
emperyalist devletlerin etkisi ve katkısı nedir, ispatlamak oldukça zor. Fakat
kimi basın mensuplarının, basın yayın kuruluşlarının, sivil toplum kuruluşu
görünümlü örgütlerin dış ilişkilerde kendileri lehine bir kamuoyu ağı
geliştirdikleri ortada. Bu konuda sosyal medyadaki yalan haberler, CNN, Reuters
gibi yabancı habercilerin çok bilinen saptırmaları bir tarafa bırakıp küçük bir
örnek verelim: TBB nin Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ne Türkiye ye acil
müdahale yetkisini kullanması yolundaki çağrı kararı yahut İHD nin Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi ne şikâyet hazırlığında olması gibi. Hükümetse bu konuları
her nasılsa ihmal etmişe benziyor!
Ulusalcı statükonun (sosyetenin) Gezi Parkı
suiistimaliyle bazı büyük şehirlerin zengin semtlerine sıçrayan eylemlerle
ilgili en önemli veriler beşli çetevari yeni oluşumlardan kamuoyuna yansıyan
materyallerde yer almaktadır. Örneğin Taksim Dayanışması Platformu adıyla
organizasyonda önemli bir mevkii olan platformun, Hükümet e verdiği ilk talep
bildirisinde 27 Mayıs a link verildiği gözden kaçmıyor. Aynı şekilde, bazı
basın yayın organlarının ve özellikle DİSK, KESK, TMMOB, TTB, TDB,
Edebiyatçılar Birliği, dönemin kimi İslâmî görünüşlü figürlerini temsilen AKM
(Anti Kapitalist Müslümanlar) vb. örgütlerin tutumları göz önüne alındığında
ise 28 Şubatçı zihniyetin tekrar memlekete hiza verme teşebbüsüne geçtiği
söylenebilir.
Şu halde, Gezi Parkı nda Taksim Topçu Kışlası nı yeniden
inşa etmek düşüncesine bir tepkiymiş gibi gelişen ve koordineli bir şekilde
hedef saptıran sürecin hayırsızlığı ortadadır. Şuraya bakın, üç beş ağacın (öte
yandan üç beş çapulcu nun) bahane edildiği vasat, önce üçüncü köprü, üçüncü
havaalanı, Kanal İstanbul vb. karşıtlığına dönüşüyor. Haydi bunları da makul
bulalım, ama hayır, başka itirazlar var sırada: AKP hükümeti ve Başbakan bahane
edilerek -sanki birebir örtüşme varmışçasına- toplumun temel dinamiklerine,
halkın yaşama biçimine saldırıya geçiliyor
Nereden nereye Hükümetin bir parka kışla inşa etme
nostaljisinden, ulusalcı statükocuların her on yılda bir olduğu üzere
hayatımızı kışlalaştırmasına! Kışla metaforunun bütün anlam dairelerine
karşıyız.
Kışlayı da kışlacıları da reddediyoruz! Kışlayla beliren
askerî vesayetçiliği kınıyoruz!