Kişilik ve İnsanımız

Abone Ol

Düşünce hayatımızda insan özü itibariyle doğrular

üzerinedir. Doğrular, yani sağlam bir istikamet. Bağlandıktan sonra,

kişiliğinden ödün vermeden, doğrularını, iyi ve güzellerini daha da güçlendirir

ve geliştirir. Bağlanma, sahih olanadır.

Biz Müslüman ız ve hakikat üzereyiz. Bizi mahcup

ettirecek, düşüncelerimizden caydıracak hiçbir sorunumuz yok.

Sürekli yenilenme bir Müslüman ın doğasında var. Olması

gereken de budur. İki yüzlülük, kaypaklık, sürekli yön ve yer değiştirme

benimsenmez. Olumsuz olan bu kişiliklere karşı mesafeli olunur. Mümkün

olduğunca onlara bulaşılmaz. Doğrularına ve iyiliklerine güzellikler katar.

Kişinin duruşu, karakteri en etkileyici unsuru. Bu, kimi

zaman sözden daha etkilidir. Doğruları söyleyen ama bu doğrular üzerinde

durmayan, hareket etmeyen ve yaşamayanların hiçbir karşılığı olmuyor. O

kimseler sadece kendilerini aldatırlar, karşılarındakileri de yanıltırlar.

Kişilik bozulmaları giderek yoğunlaşıyor. İnsan kaygan

bir düzlemde. Çok çabuk yön değiştiriyor. Yol gösterici ve bilge insanlara

itibar edilmiyor. Siyasal hırs ideal. Bu tutum kitleleri etkiliyor.

Belli bir düşünce merkezinde durulmadığından siyasal

zorunluluklardan kaynaklanan kaymalar insanları etkiliyor, çok çabuk renk ve

yön değiştirilebiliyor. Bu, son zamanlarda giderek belirginleşti.

Bir ilkesizlik var.

Dalgalar insanları oradan oraya çarpıp duruyor. Bir süre

önce biri hakkında olumlu konuşulur yazılırken bir süre sonra tam tersi oluyor.

Doğru nedir, iyi nedir, niçin böyle oluyor bunlar tartılıp ölçülemiyor.

Müslümanlar, üzerlerinde oynanan oyunların farkına

varamıyorlar. Dalgaların etkisinde kalıyor ve çok çabuk da savruluyorlar.

Siyasal anlamda en olmadık uç şeylere bile inan getiriliyor. Bir bakıyorsunuz

İngiltere Prensi nin Müslüman olduğu söyleniyor. Kimi görseller ile

destekleniyor. Barack Obama ya Hüseyin yakıştırılıyor. Putin in Müslüman olduğu

savı ileri sürülüyor. Bir süre İsrail nefreti tavan yapıyor. Çok geçmeden

onlarla anlaşmak için bir türlü bahane ileri sürülüyor. Müslüman ülkeleri

yöneten kimi yöneticiler ile kimi zaman dostluk gösterilerinde bulunuyor. Bir

süre sonra da nefret ediliyor.

Bunlar tam anlamıyla iradesizlik. Emperyal güç

odaklarının propaganda merkezlerinden kulaklara üflenenlerle yön

değiştirilebiliyor. Tuhaf olanı da budur.

Müslümanlar, belki de insanlık bütünüyle etki altında.

Propaganda gücü de diyebiliriz buna. Sezgi, düşünme, analiz etme yetilerini

yitirdiler. Bütün sorun düşüncenin körelmesi.

Bir kesimden nefret ettirmenin, kesimleri ve kitleleri

birbirine düşürmenin yolları çok kolaylaştı. Dezenformasyon. Yanlış yönlendirme

çok etkili.

Türk ve Kürt Müslümanlarının birbirlerine bu kadar düşman

kesileceği hiç akla gelmezdi. Ama artık birbirlerinin kanlarına doymayacak

kadar hasım ve düşmandırlar. Müslümanları bir araya getirecek, aradaki

ayrılıkları kaldıracak adımlar atılamıyor. Oynanan büyük oyunun tuzağına

düşülüyor.

Bir zamanlar Müslümanlar adına yayın yapan bir gazetenin

bir sayfa editörü Güneydoğu ya yerleştirilen patriot füzeleri ile Kürecik radar

üssünden hiç rahatsız olmadığını söylemişti. Bir başkası da Amerika ile

birlikte olmak zorundayız. En azından bize düşen pay az da olsa alabiliyoruz,

demişti. Ürkmüştüm. Bunlar kitleleri doğrudan etkiliyor.

Düşman edinmek çok kolaylaştı. Nefret ve kin tohumları

alabildiğine etkili.

Küfürbazlık, hakaret, aşağılama, nefret günün üslubu

oldu. Bir Müslüman ın yapmaması gereken hâl ve davranışları sıradan

davranışları haline geldi. Alkol alıp tribünlere giden fanatikler gibi taraftar

ve partizanlar daha beter durumda. Uyuşuk beyinli, düşünmeyen ve saldırgan bir

insan tipi oluşturuldu. Yazık ki çok yazık.