Batıl din ve ideolojilerin aksine İslam dini insana büyük değer vermiştir. Kur’an-ı Kerim’de “Andolsun ki, biz insanoğullarını şerefli kıldık, onların karada ve denizde gezmesini sağladık, temiz şeylerle onları rızıklandırdık, yarattıklarımızın pek çoğundan üstün kıldık.” (İsra, 70) ve “Rabbin meleklere: ‘Muhakkak ben yeryüzünde (benim emirlerimi tebliğ ve infaza memur) bir halife yaratacağım’ demişti.” (Bakara 30) ayetleriyle insanın şerefine ve üstünlüğüne işaret edilmiştir.
İnsanı şerefli yaratan Allah (c.c), insanın şerefini korumak için “Hayat, din, akıl, mal ve neslin” korunmasını teminat altına almıştır. Kur’an-ı Kerim’deki “Kim bir kimseyi kısas gerekmeksizin veya yeryüzünde bozgunculuğa karşılık olmadan öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur” (Maide 32) ayeti, insanın hayat hakkını teminat altına almak ve insan hayatına önem vermektir. Ayetin devamında “Kim de insanı ölümden kurtarırsa bütün insanları yaşatmış gibi olur” denmektedir. Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye söylediği: “İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın” sözü bu ayetten mülhem olsa gerektir.
İslam, insanı öldürmeyi değil de yaşatmayı öncelemiş, hayat hakkını kutsal görmüş, canını, malını, ırzını ve şerefini teminat altına almış; buna tasallutta bulunulmasını hoş karşılamamış; tasalluta yeltenenler içinse “Kısas”ı emretmiştir.
“Kısas” sözlükte aynıyla mukabelede bulunmak demektir. Kavram olarak ise bir suçu işleyenin aynıyla cezalandırılmasıdır.
Bir kimse diğerini dövmek suretiyle bedenine zarar verirse veya öldürürse, buna karşılık olmak üzere devlet “kısas” uygular. Burada zayıfların ezilmesi önlenir, toplumdaki kin ve nefret duygularının çoğalması engellenerek huzur ve adalet sağlanır.
Kişinin bedenine verilen cezanın misliyle ödetilmesi gerektiğini belirten Kur’an-ı Kerim “Orada onlara cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe dişle ve yaralara karşılıklı ödeşme yazdık...” (Maide 45) demektedir. Böylece, bir kimse diğerini haksız yere yaralarsa, mahkeme huzurunda aynı cezaya çarptırılır. Bunu da haksızlığa uğrayan icra eder. Böylece güçlülerin zayıflara zulmü devlet eliyle önlenmiş, mazlumun hakkı alınmış olur.
Bir insanı haksız yere öldürülmesinin haram olduğu, haksız öldürmeye karşılık olmak üzere “Kısas” uygulanmasının da farz olduğu Kur’an-ı Kerim’deki şu ayetle sabittir: “Ey iman edenler! (haksızca) öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hür hür ile köle köle ile dişi dişi ile (kısas olunur)…” (Bakara, 178)
Kısas, insanlar arasında adaleti sağlar. Zayıfı güçlüye karşı korur. Güçlü, karşılık göreceği için zulmetmekten çekinir. Böylece zulüm ortadan kalkmış olur. Zulmün ortadan kalkıp adaletin hâkim olması özelde güçsüzlerin genelde ise tüm insanların faydasınadır. Zaten İslam’ın temel hedefi, hakkı ve adaleti yeryüzüne hakim kılmaktır. Allah ve Resulü’nün biz Müslümanlardan isteklerinden birisi de budur.
Günümüzde “Kısas” cezasının ağır olduğunu iddia edenler, öldürenin hakkını savundukları kadar öldürülenin hakkını neden savunmazlar? Katilin (öldüren) yaşama hakkı varda maktulün (öldürülen) yaşam hakkı yok mudur? Yani birinin canı diğerinden daha mı değerlidir?
İnsanların başıboş hareket ettiği, çetelerin ve mafyaların hakim olduğu bir ortam aslında devletin ve adaletin olmadığı bir düzendir. Yaralama ve öldürmede bu işin failine verilecek ceza, aslında insanı yaşatmak ve hakkını savunmaktır.
Kur’an-ı Kerim’de “Ey akıl sahipleri, kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki suç işlemekten sakınırsınız” (Bakara, 179) ayetiyle “Kısas”ın amacı çok açık tarif edilmiştir. Amaç, “Kısas”la insanı yaşatmaktır, zulümden ve tecavüzden korumaktır. Kimsenin kimseden üstün olmadığını, üstünlüğün ancak takvada olduğunu bildiren dinimiz, güçlünün güçsüze uygulayacağı her türlü baskı, yaralama ve öldürmeye karşı “Kısas” gibi caydırıcı cezalarla zulümden arınmış ideal bir İslam toplumu meydana getirmeyi hedeflemiştir.
İdam tartışmalarının yaşandığı bugünlerde, “Kısas (idam)”ın ne kadar gerekli olduğugörülmektedir. Terörizmin ve çeteleşmenin çözümü “Kısas/İdam”dır. Kısas, “genç yaşta dul kalan kadınların, küçücük yaşta yetim kalan çocukların, evlat acısı yaşayan anne ve babaların hakkıdır”.
Öyleyse haydi hayata!