Gündem

Kırsal kesimlerde diş çürükleri daha çok görülüyor

Kırsal kesimlerde diş çürükleri daha çok görülüyor

Abone Ol

İSTANBUL - Dentistanbul Başhekimi ve Genel Müdürü Gökhan Yüksel, Türkiye‘de 35-44 yaş grubunda kırsal kesimde çürük görülme oranının yüzde 95-98, şehir çevresinde yüzde 79, şehirlerde ise yüzde 76 olduğunu bildirdi.

Yüksel, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ağız ve diş sağlığının genel sağlıkla yakından ilgili olduğunu ifade ederek, ağız ve diş sağlığındaki en genel problemler ve diş kayıplarının oluşma sebeplerinin başında diş çürükleri ve diş eti hastalıklarının geldiğini, dünyadaki en yaygın hastalıklar olan bu sağlık sorunlarının günlük ağız bakımı yapılarak büyük oranda önlenebileceğini söyledi.

Yüksel, son yıllarda yapılan pek çok çalışmanın, ilerlemiş diş eti hastalıkları ile diyabet ve kalp damar hastalıkları arasında karşılıklı bir ilişki olduğunu ortaya koyduğunu, bu nedenle ağız ve diş sağlığının korunmasındaki en önemli işlem olan ağız bakımının düzenli yapılması, diş eti ve periodontal enfeksiyonların diş hekimleri ve periodontoloji uzmanları tarafından giderilmesinin diyabet ve kardiyovasküler hastalıkların yönetilmesinde çok önemli kazanımlar sağlaması açısından da son derece önemli olduğunu vurguladı.

Yurt dışında kardiyovasküler hastalıkların risk faktörleri arasında periodontal hastalıkların yer aldığını, ancak Türkiye‘de genel tıpta bu noktaya gelinemediğini belirten Yüksel, ‘‘Yani periodontal hastalıkların önemini kavramış değiliz‘‘ dedi.

Yüksel, Türkiye‘de diş fırçalama alışkanlıklarının hızlı şekilde iyiye doğru gitmesine karşın istenilen düzeye ulaşamadığına işaret ederek, şunları kaydetti:

‘‘Kişi başı yıllık diş fırçası tüketimi 2002‘den 2010‘a kadar yaklaşık 2 kat artış gösterdiği halde, yine de bir adet diş fırçasından azdır. Diş fırçası kullanımına benzer şekilde Türkiye‘de yıllık diş macunu tüketimi yüzde 60 civarındaki artışla 105 grama yükselmesine rağmen Avrupa ülkelerinin hala gerisindedir. Ağız ve diş sağlığının en önemli unsuru olan günlük bakıma gösterilen önem bu derece az olunca elbette sorunlar da fazla oluyor. Türkiye‘de 25-29 yaş arasındaki bireylerde diş çürüğü nedeniyle kişi başına tedavi edilmesi gereken diş sayısı 7‘dir. 30-34 yaş grubunda ise her 100 kişiden sadece 3‘ünde diş çürüğü bulunmamaktadır.‘‘

-Türkiye‘de bir diş hekimine düşen hasta sayısı-

Gökhan Yüksel, Türkiye‘de 35-44 yaş grubunda kırsal kesimde çürük görülme oranının yüzde 95-98, şehir çevresinde yüzde 79, şehirlerde ise yüzde 76 olduğunu belirterek, ‘‘Bu sonuçların oluşmasında ekonomik durum önemlidir. Çünkü Türkiye‘de maalesef ağız ve diş sağlığı, genel sağlığın bir parçası olarak görülmemektedir ve bireysel harcamalar arasında arka planlara atılmaktadır. Avrupa ülkelerinde özel sektörde çalışan bir diş hekimi günde ortalama 15-20 hastaya bakarken, Türkiye‘de bu 5-6‘dır‘‘ diye konuştu.

Türkiye‘de diş sağlığına gösterilen ilgi yetersizliğinin sonuçlarının rakamlarla anlatıldığında daha açık bir hal aldığını ifade eden Yüksel, 6 yaş grubunda süt dişi dizisinde çürük diş oranının yüzde 83 olduğunu, annelerin süt dişleri konusundaki bilgi yetersizliği sebebiyle ‘‘Süt dişleri nasıl olsa düşecek ve yerine yenisi gelecek‘‘ düşüncesinin, gereken ilgiyi ihmal etmelerinde büyük önem arz ettiğini söyledi.

Yüksel, ‘‘Unutulmamalıdır ki süt dişleri, arkalarından gelecek olan daimi dişlerin sağlıklı olabilmesi için çok önemlidir. Koruyucu ağız ve diş sağlığı uygulamaları büyümekte olan bireyler için çok önemlidir. Ancak ne yazık ki, ülkemizde diş hekimliği fakültelerinde bu alandaki eğitime arzu edilen düzeyde önem verilmemekte. Koruyucu diş hekimliği hizmetleri kamu ve özel kesimde yok denecek kadar azdır‘‘ dedi.

-Diş hekimine gitme sıklığı-

Yüksel, gelişmiş ülkelerde diş hekimine gitme sıklığının yılda 5 iken, Türkiye‘de bu oranın 0,9 olduğunu bildirdi.

Gökhan Yüksel, her yıl çok sayıda Avrupalı hastaya da hizmet verdiklerini ifade ederek, ‘‘Ağırlıklı Türkler olmak üzere yabancı hastalar mayıs aylarından itibaren gelmeye başlar. Bu durum eylüle kadar sürer. Temmuz ve ağustos aylarındaki toplam ciromuzun yüzde 20‘sini yurt dışından gelen hastalardan elde ediyoruz‘‘ dedi.

Önümüzdeki dönemde sadece yurt dışındaki Türkleri değil, Balkanlar üzerindeki Türkiye etkisini de kullanarak yabancıları çekmeyi hedeflediklerini kaydeden Yüksel, 2011‘de baktıkları 13-14 bin hastadan yüzde 9-10‘unun yabancılardan oluştuğunu bildirdi.

Yabancıların, verdikleri hizmetin kalitesi ve fiyatlardan dolayı, çoğunluğunun da implant ve hassas protezler için Türkiye‘yi tercih ettiğini dile getiren Yüksel, hastanın kendisine yapılan implantın ne olduğunu bilmesinin büyük önem taşıdığını, Türkiye‘ye 250‘den fazla implant firmasının girdiğini, implantların bir kısmının kaçak yollarla, bir kısmının da Çin‘den geldiğini anlattı.

-İmplant ürünlerinde soru işaretleri-

Gökhan Yüksel, yıllık implant uygulamalarının 100 bine yakın olduğunu belirterek, ‘‘Son 4-5 yıl içerisinde ağza uygulanan implant ürünlerinin yüzde 20‘sinin soru işaretleri taşıdığı kanısındayız‘‘ dedi.

Ağızda bulunan sağlıksız bir implantın hasta tarafından anlaşılamayacağını ve saf titanyum olduğu sürece implantın sağlığa zararlı olmadığına dikkati çeken Yüksel, asıl sorunun, tutmayan, düşen implant sayısının kalitesiz implantlarda çok daha yüksek olmasının yanı sıra bu tip implantların enfeksiyona ve kemik erimelerine sebebiyet vermesi olduğunu söyledi.

Yüksel, ‘‘Şu anda Türkiye‘ye ithal edilen implantların kalitesi ve klinik sonuçlarıyla ilgili herhangi bir kriter aranmıyor. Sadece CE‘ye bakılıyor. Bu konuda Sağlık Bakanlığının diş hekimleri fakülteleri ile görüşüp Türkiye‘ye ithal edilecek implantlarla ilgili çalışmaları yapması ve sahip olması gereken özelliklerle ilgili bir standart oluşturması lazım. İmplantın hastanın ağzında kullanılabilir hale gelmesi için teknik ve fiziksel testlerinin yanı sıra hayvan testlerinin de yapılması lazım. Hastaların mutlaka ve mutlaka kendilerine yapılacak implantların markasını ve menşesini sorması gerekiyor‘‘ diye konuştu.