Kırmızı Çizgimiz

Abone Ol

Gazetede uzun müddet birlikte çalıştığım emekli yüzbaşı yazar Erol Erşenkal Ağabey’in “Orda kal!” sözü meşhurdur. Yazı işleri toplantısında arkadaşlardan biri stresli havayı dağıtmak için fıkra anlatmaya başlayınca, lafın nereye gittiğini görür ve “Orda kal!” derdi. Bu söz, bir nevi “kırmızı çizgiyi” de ifade ederdi.
Herkesin kırmızı çizgisi farklı olabilir. Benim kırmızı çizgilerim şunlardır:

İslâm büyüklerine laf söylenilmeyecek. Bir defasında evimize misafirliğe gelen bir akrabamız, başta İmam-ı Azam Hazretleri olmak üzere büyüklerimize ileri geri laflar söylemeye, tenkit etmeye kalkışınca kendisini usûlünce îkaz ettim. O kafada gittiği müddetçe benim kendisiyle işim olmazdı. Küs değildim, gördüğümde selamlaşırım, akrabalık münasebetini kesmem, ancak senli-benli olmam. İslam fıkhı bana bu salahiyeti vermekte. Şayet bir kimseden maddî-mânevî zarar görüyorsanız / zarar görme tehlikesi varsa, o kimse ile aranıza mesafe koyabilirsiniz.

İslâm kardeşliğini zedeleyici sözlere, davranışlara tahammülüm yoktur. Sosyal medyada bu gibi tutum içerisinde olanları derhal arkadaşlıktan çıkarmaktayım. Meselâ Millî Görüş mensuplarının aleyhinde bulunan, diğer İslâmî camia mensuplarına karşı hakaretâmiz konuşan kimseleri silmekte ve bazılarını da engellemekteyim.

Arşivleri karıştırırken elime telefon rehberlerim geçmekte. Yüzlerce ismin üzerini çizmişim. Sebebi, kırmızı çizgi. Rabbim bizi İslâm nimetiyle şereflendirmiş, Elhamdülillah. Peygamber Efendimiz’in (asm) tebliğ ettiği dini hüve hüvesine kabullenmişim. Bu konuda zerre kadar tâviz vermem. Kendi kafasından yol çizenlere “ehl-i bid’a” denilir. Onlarla da işim olmaz.

Sılâ-i rahme büyük ehemmiyet veririm. Gerek akrabalarım olsun, gerek ilkokul, ortaokul, lise, üniversite, asker arkadaşları olsun, onlarla görüşmek isterim. Ancak birkaç teşebbüs beni derin şekilde sarstı.

Arkadaşla görüşmeyeli belki 30-40 sene olmuş. Bir araya gelince laf oradan buradan açılınca İslâmî değerlere geliyor. Arkadaş, “Şöyle de olamaz mı?” diyor. Öyle olamaz. Zira o konuda Rabbimizin hükmü belli. Peygamber Efendimiz’in (asm) sünnet-i seniyyesi belli. O hükümleri değiştiremezsin. “Ben ve ailem uygulayamıyoruz. Doğrusu bu. Allah bizi affetsin” dese, imanı kurtulacak. Ancak öyle demiyor, kendi kafa feneri ile gördüklerini dayatmaya kalkıyor. Halbuki yıllar önce böyle değildi. Köprünün altından çok sular akmış. İşte bu bakımdan bilhassa çocukluk ve ilk gençlik arkadaşlarımın hafızamda o güzel şekliyle kalmasını istiyorum. Beni bütün tanıyanlara, kırmızı çizgimizin altını kalınca çizerek beyan ediyorum ki:
Yegâne arzum, sahih bir inançla, imanla son nefesimizi verip, Rabbimizin huzuruna yüz akıyla çıkmak. Doğrusu dürüst bir hizmetimiz olmasa da, dini bozmamaya gayret ediyorum. Kitap (Kur’an-ı Kerim), sünnet (hadis-i şerifler), icma ve kıyas ile çevrelenmiş Edille-i Şer’iyeye bağlıyım. Şehid ve gâzi ecdâdım gibi İ’lâ-yi Kelimetullah için gayret etmek isterim.

İslâm Birliği’ni canla, başla müdafaa ederim. Bu hususta gayret gösterenleri takdir ederim.
Allahu Teâlâ’nın sevdiklerini sever, sevmediklerini sevmem. Cenab-ı Hak kimlerle dost olmamızı emretmişse onlarla dost olur, kimlerle dost olmamızı istememişse, onlarla da dost olmam.

Bilhassa son iki asırda hep İslâm düşmanlarının oyunlarına geldik. Bunun da sebebi, cehaletimizdir. Onun için çokça bilgi sahibi olmalıyız. Okumalıyız, okumalıyız, okumalıyız. Şahsen benim yeme, içmeyle, gezip tozmayla, eğlenmeyle işim olmaz. Rabbimin lütfuyla cennete girdiğimizde bunlara bolca vaktimiz olacak. Bu dünyada iken elimizden geldiğince geceli gündüzlü çalışarak İslâm binasını tâmir etmeli, bütün küffârı İslam yurtlarından defetmeli, sonra da yaraları sarmalıyız. Görüldüğü üzere işimiz çok zor ve işimiz çok.
Kırmızı çizgilerimizden bazılarını sıraladık. Bu kadarı yeter. Zannedersem meramımızı az-çok ifade etmişizdir. Bunu bile bile bizi arayıp soranlara kapımız açık. Ehlen ve sehlen…