Kirli Savaş!

Abone Ol

Türkiye içeride ve dışarıda ciddi bir alan daralması yaşamaya devam ediyor. Düne kadar dış politikada yaşanan alandan sürülme halini “değerli yalnızlık” olarak adlandıranlar, bunun ne kadar yanlış olduğunu anlamış olmalılar. En azından temennimiz bu yönde. Aksi takdirde süreç bir dış müdahaleye bile yol açabilecek bir “iç savaş”  ortamına gebe!

Bunun için çok uzaklara gitmeye gerek yok! “Arap Baharı” kapsamında yaşananlar ortada. Bir iç sorun gibi görünen gelişmelerin arkasında çok sayıda dış dinamik çıktı. Bunlar arasındaki çıkar çatışmasından dolayı bu ülkelerde halen iç savaş yaşanıyor. Dolayısıyla, ülkemizde yaşanan gelişmeleri sadece iç aktörlerle değerlendirmeye çalışmak, en hafif ifadeyle bir akıl tutulmasıdır!

Yaşananlar bizler açısından ilk değil. Bu tezgâhı Osmanlı’nın son döneminden de biliyoruz. Denge politikası yürütemez hale gelen imparatorluk, 600 yıllık birikimini neredeyse son 10 yılda tüketmişti. İmparatorluğu yeniden ihya hayali kuranlar, bırakın kaybedilen yerleri geri almayı, mevcudu bile koruyamamış, Almanya’nın peşine takılarak bugünkü sınırlarımıza kadar çekilmemize neden olmuşlardı.

Görünen o ki, bu büyük millet ve devlet ile hesabı bitmeyenler Şark Sorunu’nda kaldıkları yerden hesaplaşmaya devam ediyorlar. Sevr’i gerçekleştirmek için adeta yemin etmişler. Bunun için Türkiye’yi hem dışarıda hem de içeride sistematik bir şekilde yalnızlaştırıyorlar ve bir “sorun/kriz merkezi” haline getirmek istiyorlar. Bunu gerçekleştirirken de hiç bir şekilde oyuna doğrudan müdahil olmuyorlar.

PKK terör örgütü üzerinden 40 yıla yakın bir zamandır gerçekleştirilmeye çalışılan “Türk-Kürt Savaşı” da bu tezgâhın bir parçası. Türkiye ile doğrudan savaşa giremeyenler, bunu taşeronları üzerinden gerçekleştirmek istiyorlar. Dolayısıyla, Türkiye aslında uzun bir zamandır savaşta. Sadece bunun adı yanlış konulmuş durumda!

Diğer taraftan, içeride “Kürt Sorunu” üzerinden terör yöntemiyle bir “Türk Sorunu” inşa etmeyen çalışan bu çevreler, dışarıda adı konulmamış bir ittifak içerisinde hareket ediyorlar. Bu ittifakın içerisine aslında hemen herkes dâhil. İşin ilginç tarafı da burası!

Bunun için şöyle bir durum değerlendirmesi yapmakta fayda var. Düne kadar Türkiye’nin en etkin olduğu coğrafya Ortadoğu idi ve bu bağlamda bölge halkları, liderleri ve örgütleri ile çok yakın ilişkileri vardı. Peki, şimdi durum ne

Durum ortada. Bunların önemli bir kısmı ya Türkiye ile doğrudan sorunlu ya da Türkiye’nin mevcut çıkarlarını tehdit eden oluşumların, ittifakların içerisinde. Bunun için Doğu Akdeniz’deki Yunanistan-Güney Kıbrıs Rum Yönetimi-İsrail eksenli son gelişmelere bakmak yeter de artar bile. Görünürde Doğu Akdeniz’deki doğalgaz paylaşımı üzerine kurulan bu ittifakın temelinde aslında Türkiye karşıtlığı yer alıyor.

Batı’nın ve NATO’nun burada oynadığı rolü hepimiz biliyoruz. Fakat asıl dikkat çekici ve üzücü olan husus, Türk dış politikasında bir denge unsuru olarak ön plana çıkan Doğu ekseninde yaşanan gelişmeler. Burada özellikle iki ülkenin tutumundaki değişiklikler dikkatleri çekiyor: Rusya ve İran.

Bu ikilinin son dönemde izledikleri ikili-bölgesel işbirlikleri ile adeta Türkiye’nin önünü kesmeye ve manevra alanını daraltmaya çalıştıkları görülüyor. Ermeni meselesinden, Kürt Koridoru’na ve enerji politikalarına kadar bu husus ön planda. Suriye üzerinden bu işin alanda pratiğini yapan ve önemli deneyimler kazanan bu iki ülkenin Türkiye’yi Suriye üzerinden hedef alması ve IŞİD’e yapılan vurgu önemli.

Türkiye-IŞİD arasında bir ilişki varmış gibi yürütülen propaganda faaliyetlerinin Türkiye’yi sadece Ortadoğu’dan değil, Kafkasya ve Orta Asya bölgelerinden de soyutlamaya çalıştığı artık netlik kazanıyor. İran’ın ŞİÖ’ye üyelik sürecinde vurguladığı bölgesel güvenlik sorunu ve İran’ın sağlayacağı katkı vurgusu bu yüzden mühim.

Özellikle IŞİD vurgusu, orta-uzun vadede Türkiye’yi Avrasya ile sorunlu hale getirebilir. Bu coğrafyaya ŞİÖ’nün 7. ve 8. üyeleri olan Pakistan ve Hindistan’ın dâhil edilme olasılılığı yüksek. Listeye ŞİÖ içerisinde gözlemci üye olan Afganistan da eklenebilir.

İran, ABD ve Rusya-Çin ekseninde geliştirdiği denge politikalarıyla hızlı bir şekilde Avrasya gücü olmaya doğru giderken, Türkiye adeta bölgeden dışlanmaya çalışılıyor. Diyeceksiniz ki Türkiye neden ŞİÖ’ye üye olmuyor. Türkiye’nin ŞİÖ’ye üyelik talebi bulunuyor fakat buna şimdiye kadar kesin bir cevap yok. ŞİÖ de aynen AB gibi Türkiye’yi avutmaya çalışıyor. 2012 yılında verilen Diyalog Ortaklığı ise sadece bir avutmaca.

Evet, oyun çok büyük! Türkiye bir tercihe zorlanıyor. Türkiye’nin yakın çevresindeki değişen dengeleri çok iyi okuması ve içerideki soruna bu şekilde yaklaşması lazım. Aksi takdirde bölgedeki iç savaşların bir parçası olabilir. Böylesi bir savaş İran’ı da içine alır. Dolayısıyla İran’ın da süreci dikkatli okuması ve “Sadabat Ruhu”na uygun bir şekilde hareket etmesi gerekiyor.