Ve krizde beklenen "gözdağı"... Rusya,
Ukrayna-Kırım merkezli krizde ABD arasında yaşanan restleşmenin ardından test amaçlı
kıtalararası bir balistik füze fırlatıldığını tüm dünyaya duyurdu. "Topol"
kıtalararası balistik füzesinin güney şehirlerinden Astrahandaki
"Kapustin yar" poligonundan ateşlendiği ve Kazakistanın
"Sarı-Şagan" poligonundaki hedefi tam isabetle vurduğu ifade edildi.
Rusyanın gözdağı elbette bununla sınırlı değildi. Devlet Başkanı
Putinin "Başkomutan" sıfatıyla yönettiği askeri tatbikat da dikkatlerden kaçmadı. Rus ordusunun savaş
hazırlığının test edildiği tatbikata 150 bin asker, 90 savaş uçağı, 120nin
üzerinde helikopter, 880 tank ve bin 200 askeri araç katıldı.
Ruslar, her iki gelişme için tüm dünyaya; "heyecan
yapmayın, bunlar daha önceden planlanmıştı" dedi. Açıkçası, çok da haksız
değillerdi...
Nitekim, Rusya Savunma Bakanlığınca 2013te yapılan
açıklamada 2014 yılı boyunca Kapustin Yar poligonunda 70 çeşit füzenin
deneneceği ilan edilmişti.
Fakat, bu "sakinleştirici" açıklamalara rağmen ortaya
konulan tepkiler, söz konusu mesajın adrese "fazlasıyla" ulaştığını
gösteriyor.
Rusyanın kriz cevabı:
"Meydan"a "Meydan Okuma"
Rusya, Ukrayna-Kırım krizinde çok açık bir şekilde
kararlılığını ortaya koydu ve karşılıklı restleşmede nükleer kart da dahil
olmak üzere; "oyunu açıyorum, buyurun!" dedi. Şimdi gözler Batılı
başkentlerde...
Açıkçası, Rusya Ukraynadaki krizi kendi yönetimiyle sona
erdirmek istiyor. Yanukoviç açıklaması bu açıdan oldukça önemli. Bunu yaparken
de, mevcut tavrıyla Batıyı tek bir seçeneğe doğru sürüklüyor. Riskli de olsa
onun anladığı dilden konuşuyor.
Diğer taraftan Rusya, Batının bu haliyle kendisine karşı çok
fazla bir şey yapamayacağının da farkında. Dolayısıyla, körü körüne bir risk
alma söz konusu değil.
Gerçekten de, Batının kendi içerisinde yekpare olmadığı
görülüyor. Özellikle de, ABD-AB arasındaki ayrışma, Almanyanın her geçen gün
güç kazanmasına bağlı olarak daha da derinleşiyor ve aslında bu son iki
gerilimin (bir diğeri bölgedeki Bosna krizidir) müsebbibi olarak da Almanya
gösteriliyor.
ABD tepkisi
"göstermelik" mi
Dolayısıyla, bu son kriz bir yönüyle ABDyi mutlu da ediyor
diyebiliriz. Nitekim, Washington cenahında Almanya-Rusya arasındaki
"enerji bazlı" ittifak sürecinin darbe alacağı beklentisi yüksek.
Eğer, ABD bu krizi başarılı bir şekilde yönetebilirse, Almanya ve Çin
karşısında Rusyayı da kazanabilir. Ortadoğuda yaşanan kriz deneyimi, bu
imkanı/olasılığı her iki tarafa fazlasıyla sunuyor.
Zaten, Rusyayı cesaretlendiren en önemli nedenlerden birisi
de, ABDnin ona açmış olduğu manevra alanı. Suriye krizinde, 2012nin ikinci
yarısı itibarıyla bir kez daha "First Russia" (Önce Rusya) diyen ve
Türkiyeyi yarı yolda bırakan Washington, muhtemelen Rusya ile bu krizin daha
fazla derinleşmesini istemeyecektir.
ABD ile geliştirdiği yeni ilişkinin mantığını "güç"
üzerine inşa eden Rusyanın bu noktada "gövde gösterisi" yapması da
gayet normal. Nitekim, daha geçtiğimiz aylarda Putin güçlü bir ordunun günümüz
uluslararası ilişkilerdeki belirleyici rolüne dikkatleri çekmiş ve klasik
anlamda realizmin bir kez daha uluslararası sisteme hakim olduğunun altını
çizmişti.
Bu krizde de yaptığı şey farklı değil. Nükleer füzelerin
başlıklarını Avrupaya ve ABDye doğru çeviren Rusya; "Beyler buyurun,
mesele neydi " diyor.
Saakaşvili de Batıya
kanmıştı!
Dolayısıyla, süreçte öncelikle Ukrayna tarafının fazlasıyla
dikkatli olması gereken bir dönem söz konusu. Kievdeki Özgürlük Meydanında
kaybeden Rusya, Ukraynadaki yeni siyasi iradeye çok net bir mesaj veriyor ve
"Saakaşvilinin hatasına düşmeyin" diyor.
Oysa, Ukrayna bu kararı alırken çok büyük ölçüde Batıya
güveniyor. Örneğin, Obamanın çektiği kırmızı çizgiler, bir güvence gibi
algılanıyor ve bundan dolayı da Rusyaya "kafa tutuyor" gibi...
Fakat, yukarıda da ifade ettiğim üzere, bu hataya Gürcistan
da düşmüş ve tarihe 08.08.08 olarak da geçen savaşın sonunda Abhazya ve Güney
Osetyayı kaybetmişti. Çok güvendiği ABD ise ona ancak "çocuk bezi"
gönderebilmişti. O da, savaş sonrası...
Kuşkusuz, Batının bu tavrı Rusyayı Ukrayna-Kırım noktasında
cesaretlendiren çok önemli hususlardan biri. Diğeri ise, Rus tanklarına adeta
Tiflisin yolunu açan bir hata idi. Batı, 2-4 Nisan 2008 tarihleri arasında gerçekleşen
Bükreş Zirvesinde Ukrayna ve Gürcistanın NATOya üyelikleri konusuna ayak
diremek suretiyle, Rusyaya adeta
"buyur" demişti.
Türkiyeye gelince...
Açıkçası bu biraz "uzun hikaye". Eğer gündemde
olağanüstü bir gelişme yaşanmaz ise, bu konuyu "zorlu seçenekler"
bağlamında bir sonraki yazımızda ele alabiliriz...