Kırılganlık tablosu

Abone Ol

Kuşatılmışlık denilen kavramı tüm boyutlarıyla yaşıyoruz

son günlerde. Bir yandan kapımızda 5 yıldır aralıksız süren savaş ve mülteciler

krizi, diğer yandan Rus savaş uçağının düşürülmesiyle ortaya çıkan ekonomik

tehditlerle bir sarmala dönüşen tablo ve Başika ya gönderilen askerlerle bir

anda gerilen Bağdat hattı. Uluslararası aktör olma iddiasındaki Türkiye ye yanı

başımızdaki her ülkeden bir aparkat indirilirken, bir adım sonrasını hesap

edemeyen, diplomasinin yumuşak dilini kullanmayı kendisine zül addeden

yöneticilerimiz, sürekli televizyon ekranlarında bir yerlere ayar vermeye

çalışıyorlar. Beynelmilel kurallar, Türkiye nin iç dinamiklerine benzemiyor

tabii ki Her ülkenin kendisine has kuralları, tavırları, diplomatik kadim

gelenekleri var. Bizim idarecilerimiz bağırıp çağrınca, yüksek perdeden

konuşunca ve Osmanlı dan gelen otokratik havayı takınıp, kaşlarını kaldırıp

şöyle bir etrafa bakınca, karşısındaki herkesin yelkenleri suya

indirivereceğini zannediyor. Böyle bir şey yok Adı lazım değil bir televizyon

kanalında sürekli Putin ve generallerinin bir masa etrafında toplandığı

görüntülerin bolca kullanıldığı, Türkiye nin haklılığı, Rusya nın haksızlığı

güzellemeleri yapılıyor. İyi de, bundan Rusya ya ne Rusya nın iplemediği bir

yaklaşım dolayısıyla bize ne İçerde her şeyi yapabilirsiniz, külhanbeyi

edasıyla bağırıp çağırarak, çok da güzel nutuk atarak işleri döndürebilirsiniz,

ona ayar verirsiniz, buna çakarsınız, hukuku kanırtarak muhalif kimliklerini

sergilemeye çalışanların topunu sindirirsiniz. Dışarda bu taktikler kimseye

sökmez Çünkü dediğimiz gibi, her ülkenin kendisine has kuralları, iç

işleyişleri, belli bir siyasi doktriner yapısı, farklı algıları, bu algıları

belirleyen unsurları, onlara hükmeden liderlerin duruşu, bu duruşun getirdiği

tavırlar vardır. Dış politikada görüntü bu Peki, içeride neler oluyor

7 Haziran seçimlerinin sonrasında dağlardan bayırlardan

şehirlere inen terör dalgası, sanki bir savaş ortamındaymışçasına Doğu ve

Güneydoğu vilayetlerini yakmaya devam ediyor. Diyarbakır ın Sur ilçesinde bile

günlerce sokağa çıkma yasağı ilan edilebiliyor Sur dediğiniz yeri bilir

misiniz Ben bir gece konaklama imkânı bulmuştum Diyarbakır ın merkezidir

İstanbul da Edirnekapı dan itibaren, Fatih, Eminönü, yani Sur içi dediğimiz

yerler ne ise, Diyarbakır için ise Sur ilçesinin durumu aynıdır. Diyarbakır

vilayetinde, Diyarbakır a adını veren, sayısız sahabinin yattığı etrafı

surlarla çevrili olan mekânda günlerdir teröristleri temizlemeye çalışan devletin

durumunu ve pozisyonunu nasıl ve hangi kelimelerle ifade edeceğiz

Bu bölgelerde esnafın, iş adamının durumu bitmiş,

tükenmiş bir görüntü sergilemekte iken, buradan dalga dalga yurt geneline

yayılan ekonomik tsunami ortamı ise, piyasalarda belirsizliği tetikliyor,

insanların da bekle gör durumuna itekliyor. Para harcama kavramı özellikle son

7 aydır zihinlerde yok oldu. Türkiye nin lokomotifi olan inşaat sektörünü

besleyen kredilerin durumu ortada. Yaş sebze meyve ihracatçıları 1 Ocak tan

itibaren karşılarına nasıl bir tablo çıkacağını tahmin edemiyorlar. Maliye

Bakanı 9 milyar dolarlık bir kayıp söz konusu olabilir diyor ama bu bence en

iyimser tahmindir. Bunun üstüne konulacak her fatura, bu sektörün elinin

ayağının kesilmesi anlamına gelecektir. Rusya almazsa almasın, biz başka

yerler buluruz diye efelenmek güzel de, Antalya daki, Akdeniz bölgesindeki

yılda dört kez ardı ardına üretim yapabilen münbit seracılar, yarın bir gün

ürettikleri domatesleri, patlıcanları, salatalıkları protesto mahiyetinde meclisin

önüne atarlarsa, o zaman önüne yazar kasa fırlatılan Ecevit in psikolojisini

anlarsınız işte.