Kırık Dökük Dokunuşlar

Abone Ol

*Bir cümle kurmak bir bina yapmak gibidir. Onun da zemin etüdüne ihtiyacı var, o da sağlam malzemeye ihtiyaç hisseder. Onun da felaketi, afeti vardır, sözgelimi bir cümleyi kurarken malzemeden çalarsanız, o da sizin emeğinizden çalar.

*Attığımız tweetler uzay boşluğunu dolduruyor mu? Hiç sanmıyorum. “Söz uçar tweet kalır” ancak kıt karakterli bir tweet cümlesi olabilir.

*Sosyal medyada yazıştığımız arkadaşlarla aslında hiç görüşmediğimiz halde her gün görüşüyormuşuz hissine kapılmamız bir yalanı nasıl evcilleştirip kendi ellerimizle büyüttüğümüzün resmidir.

*Eskiden herkes mütevazı idi, bir müddet sonra alçak gönüllülük yaygınlaştı. Nasıl oldu bilmiyorum, bir süredir kibir moda. Hatta kibir adeta bir statüye dönüştü. Kibirli değilseniz hiçbir şeysiniz gibi. Büyük günahların oranı değişiyor da bizim mi haberimiz yok.

*Sosyal medyada takipçisi bol olan kişiler gerçek hayatta anlaşılmaz tripler ve pozisyonlar oluşturuyorlar. Acaba şeytan sosyal medya kullanıcısı olsaydı takipçisi ne kadar olurdu?

*İyilik organize bir harekete dönüşüp yapılan bir şey haline gelirse, iyiliğin bundan ne kadar haberi olabilir? Oysa iyilik ancak yapıldıktan sonra iyilik olduğu fark edilendir.

*Tweettir ile “Tevatür” kelimeleri arasındaki akrabalığı ilk keşfeden ben miyim? Sayısal çoğunluk anlamında yalan söyleme ihtimali olmayan bir sahih çoğunluk tarafından ağızdan ağıza dolaşarak (RT edilerek) günümüze kadar gelebilen sözlere tevatür denildiğine göre, tweettir da on binlerce takipçinin bir sözü fawlayıp, rt ederek gündem oluşturması ile iki kelime arasındaki sıhriyete ne demeli?

*Kendisine vakit ayırdığım için teşekkür eden kişileri anlamıyorum, halbuki ben onlara vakit ayırırken onlar da bana vakit ayırmış olmuyorlar mı? Vakit ilahi bağış olup kimsenin değildir. Onu bahşeden geriye de çekebilir. Vakit dünyaya gelen her faninin yekdiğerine ayırmak zorunda olduğu bir şeydir. Vakit ayırmayanlar sadece ölülerdir. Zira onların vakitleri kendileriyle birlikte ölmüştür.

*Türkçede vakit öldürmek diye bir deyim var. Bunu yapanlara nedense katil demeye kimse yaklaşmıyor. Yahu kardeşim, sana ömür boyunca hatta öldükten sonra bile yoldaşlık edecek olan bir yol arkadaşını ne diye öldürüyorsun? Öldürdüğün vakitler gün gelip senden hesap sormayacak mı sanıyorsun?

*Vakit öldürmek en çok karınca öldürmeye benzer. Çok ve küçük oldukları için karıncaların ne yaşamaları insanları öyle ilgilendirir ne de ölmeleri. Öldürdüğü bir tek karıncadan dolayı vicdan azabı çeken var mıdır bilmiyorum? Çünkü bedenlerinin küçüklüğü kendilerine yapılan haksızlık ve cinayeti de görünmez kılıyor. Zembilli Ali Efendi’nin manzum fetvasını hatırlatalım: “‘Yarın Hakk’ın divanına varınca/Süleyman’dan hakkın alır karınca.”

*Hayat boş. Boş olmasaydı hayat, onu ona yazacak boşluğu bulamazdık. Soranlara da böyle söylüyorum zaten: “Dünyanın boşluğunu doldurmak için yazıyorum. Dolu olan tasa nasıl su doldurabilirsiniz?

*Düşünmek, eyleme geçmeden kısa bir müddet öncesi o eylemi zihinde enine boyuna tartmaktır. Düşünmenin hızı yazmanın ve konuşmanın hızından katbekat daha fazladır. Dünyaya düşünmek için gelmedik, yapmak ve eylemek için geldik. Düşünmek istikameti gösterir, yolu açar. Asıl olan o yol ve yönde hedefe yürümektir.

*Düşünür nasıl bir insandır? Sanki bütün zamanını düşünceye ayıran bir insanmış gibi gelir bana ve bu yüzden de sıkıcı bulurum. Anahtardır düşünce. Kapıyı açıncaya kadar vazifesi sürer. Kapı açıldıktan sonra başka kapıların açılması gereği hasıl oluncaya kadar sessize alınır.

*Şiir, düşünce mahsulü bir metin değildir. Öyle olmuş olsaydı bütün düşünürler şair olmuş olurdu. Düşünce mecralarını şairlerin istila ettiği bir dünya nasıl olurdu hiç düşünemiyor hatta düşünmek istemiyorum.

*Düşünce yazıları, insan bir zihinsel çıkmaza düşünce yazılır.