Kira

Abone Ol

Bir sürü sıkıntılarla hemhal olan Türk toplumu, son birkaç yılda uygulanan sorumsuz ve akıl mantık dışı politikalar nedeniyle bir yeni dert daha edindi. Popüler tabirle “hayaldi gerçek oldu” ve ev kiralamak bile lüks hale geldi! Şaka değil gerçek, hem de çok acı bir gerçek…

Ev sahibi-kiracı ihtilafları son birkaç yıldır göz göre göre büyüyor ve toplumun en önemli sorunlarından biri haline geliyor. Nurtopu gibi yeni bir toplumsal sorunumuz olurken, idare makamındakilerin kerameti kendinden menkul açıklamalar ve ne işe yaradığı belli olmayan “yüzde 25 sınırı” gibi tedbirler (!) haricinde herhangi bir şey yaptığı da yok. Mütemadiyen verilen beyanatlar dışında bu meseleden bahis açıldığı da yok.

Ev sahibi-kiracı ihtilaflarının giderek kanlı bıçaklı, öldürmeli kavgalara dönüşmesi dahi idare makamındakileri söylemden “adamakıllı” bir eyleme geçiremiyor her nedense. Enteresan şekilde, “yüzde 25 sınırı” hiçbir bir işe yaramadığı halde uzatılıyor. Maksat, kamuoyuna “bir şeyler yapılıyor” izlenimi vermek herhalde.

İnsanların, bırakın artık ev alabilmeyi, ev kiralayamayacak duruma geldiği bir ülkede, siyasi iktidarın başarısından mı yoksa başarısızlığından mı bahsedilebilir? Toplumu, böyle tarifi mümkün olmayan bir noktaya getiren bir iktidar, bu konuyla ilgili kamuoyuna en ufak bir özür açıklaması dahi yapmıyor veya pişmanlık belirtisi dahi göstermiyor. Neden bu duruma gelindiğini açıklama gereği bile hissetmiyor, ki bir numaralı müsebbibi herhalde ülkeyi yönetenlerdir. Benzer durum, yeni ekonomi yönetimi sayesinde “kurtarılacağı” söylenen ekonomik durum için de geçerli. Madem kurtarılacak ama kim batırdı acaba?

Basında hemen her gün ev sahibi-kiracı anlaşmazlıklarına, kavgalarına, hatta cinayetlerine dair haberlerin yanı sıra, enteresan hususlar da yer alıyor. Bunlardan biri şöyle: “Yüksek enflasyon nedeniyle kiralara getirilen yüzde 25 zam sınırı ev sahiplerini durduramadı. Özellikle büyükşehirlerde kira gelirlerini artırmak için yeni taktikler geliştirildi. Bazı konut sahipleri bir evi birden fazla kişiye kiraya veriyor. ‘Paylaşımlı ev' adı altında kaçak pansiyonculuk yapılıyor.”

Bu mesele, çözüme değil giderek alenen çözümsüzlüğe doğru giderken artık insani olmayan durumları da doğuracak demek ki.

“Paylaşımlı ev” ne demek mesela? Ekonomik yapının bozulmasının ahlaki yozlaşmaya ve giderek çöküntüye yol açması bilinmedik bir şey değil elbet, ancak bunu ille de bire bir yaşamak mı gerekiyor. Mahremiyet ne olacak mesela? İnsani yaşam, herkesin barınma hakkı, özel hayat vs gibi kavramları da mı çöpe atalım bu çözümsüzlük ortamında?

Ipsos Araştırma şirketinin “kiracılar ve ev sahipleri”ne dair araştırmasına göre, kiracılar bugün taşınmak durumunda kalsalar bütçelerine uygun bir ev bulamayacaklarını düşünüyor. Araştırmaya göre, kiracıların yüzde 86’sı taşınmak durumunda kalsalar aynı semtte ihtiyaçlarına ve bütçelerine uygun bir ev bulamayacakları görüşünü paylaşmışlar. Bu tamamen yoksunluğun ve çaresizliğin resmidir. Yönetememenin açık bir numunesidir. Alınan yanlış kararların, hatalı uygulamaların ve bunda ısrarın, toplumu nasıl da tepeden tırnağa olumsuz etkilediğinin açık bir kanıtıdır.

İnsanlar, en temel insan hakkı olan barınmayı bile karşılayamayacak duruma geldiği halde yönetenlerin bu durumdan herhangi bir sorumluluk duymamaları, üstüne üstlük bu konuyu da bir günah keçisine yıkmaları, hayret ettiriyor sadece. Yönetenlerin, herhangi bir konuda herhangi bir sorumluluk duymaları için ne olması gerekiyor mesela? Ekonomiyi yönetip en ufak bir mesuliyet üstlenmemelerinden sonra, ekonomik kötü yönetimle bire bir ilintili kira meselesinde de benzer tavrı sürdürmeleri insanı hayret ettiriyor sadece.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kira fiyatlarındaki akılla, mantıkla, ahlakla izah edilemeyecek artışların önünü keseceğiz” diyor mesela. O artışların nedenleri arasında “tali neden” olarak açgözlülük de gösterilebilir, ancak “temel neden” ekonominin kötü yönetilmesi ve bu sebeple kontrolden çıkan enflasyondur. Enflasyonist ortamlarda ahlaki olmayan uygulamalar ve yozlaşma da görülebilir, ancak bu durum sebep değil sonuç olur ancak.

En temel insan hakkı olan barınmanın bile “lüks” hale gelmesi, aslında yoksulluğun, yoksunluğun ve yönetememenin açık bir kanıtıdır. “Hesabını sandıkta veririz” popülizminden daha farklı bir netice de çıkmaz zaten.