Öfkesiz insan olmaz. Öfke, bedenimizi hastalıklardan, mikroplardan temiz tutmaya,
Canımızı inkârdan, din düşmanlarından, haramlardan ve ruhumuza zarar verenlere karşı korumaya yarar.
Ancak dinimiz kin tutmayı değil, kinimizi yutmayı öğütler bize: Rabbimiz buyurur:
“Rabbinizin mağfiretine ve sakınanlar için hazırlanan, genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşuşun.”
“Onlar, bollukta ve darlıkta (Allah için) harcayanlar, öfkelerini yutanlar ve insanları afvedenlerdir. Allah iyilik yapanları sever.” (Al-i İmran süresi ayet 3/133-134)
Rabbimin övdüğü Müttaki kişinin özelliklerinden biri kazandığını paylaşmak ve kinini yutmaktır.
Kin tutmak bir çeşit hastalıktır.
Maddi hastalıklar, kişinin yüzünden, bulantısından, ağrısından anlaşıldığı gibi göğsü dar, iki karamsar hastalıklı kişiler de içlerinde büyütürler ve o büyüttükleri kin onların mahvına sebep olur.
Rabbimiz o türlerin içinde taşıdığı kinin halinden ve dilinden dışarı çıkaracağını haber verdiği ayetleri olduğu gibi şu ayetinde de bildirmektedir:
“Yoksa kalplerinde hastalık olanlar, Allah’ın onların kinlerini dışa çıkarmayacağını mı zannettiler? (Muhammed süresi ayet 47/29)
Peki bu bir hastalıksa şifası da var demektir. Şifası nedir?
Birine kinlenir, öfkeniz kabarırsa hemen bir abdest alınız. Ayakta iseniz oturunuz ve bu halin ortadan kalkması için
Sevgili peygamberimizin verdiği reçeteye uyunuz:
(Hediyeleşiniz. Hediye göğüsteki kini giderir…” (Tirmizi, Sünen, K. El-Velaü ve Hibe, bab 6)
Hediyeyi verenin göğsündekini de giderir, alanın göğsündekini de giderir.
Deneyin, hediye paranız yoksa bile elinizde en küçük bir şeyi verin.
Ağaçtan rica ile bir çiçek alın ve hediye verin, göreceksiniz, karşıdakinin yüzünde güller açacak.
İki kardeş, akşam kahve dönüşü babalarına: “ Baba , sana sevindirecek bir haberimiz var. Şimdi mi söyleyelim, sabah köyün dilinde olacak sabah mı öğrenmek istersin?” derler.
Baba: “Söyleyin bakalım, meraktan uykularımı kaçırmayın” der.
Çocuklar, babalarını sevindirecek haberi verirler, “Bu gece filan, ağabeyimin katili olan adamın evine girecek ve kocası hapishanede olduğundan yararlanarak ona zorla tecavüz edecek. Sabah kokusu ortaya çıkar. Düşmanımızın karısı bu utançla acı çekecek, kocası da hapishanede bir şey yapamamanın ıstırabıyla yanacak.” derler.
Şimdi siz, burada durun ve o baba siz olsaydınız ne yapardınız?
Yazıyı okumaya devam etmeyin. Siz baba olarak kararınızı verin.
Verdinizse buyurun okuyun:
Baba: “Sizi soğuktan koruyacak en sağlam elbiseleri giyin, silahları kuşanın, bu gece sabaha kadar o kadının evinin çevresinde nöbet tutacaksınız. Ağabeyinizi o kadın öldürmedi. Onun kocası öldürdü. Onun için o kadının namusu bu gece korunacak, çünkü benim haberim oldu ve ben buna göz yumamam” der ve çocukları, zemheri soğuklarının estiği gecede kanlı katillerinin namusunu beklerler.
Günümüzde olduğu gibi çocukların dini bilgisi babalarından daha iyi olabilir ama baba, dinin örf, adet anane haline geldiği son günlerinde hayatın her sahasında dinini silik mührünün olduğu günlerde yaşadığından doğruyu yapıyor.
Çocukların kerrat cetvelini ezberleyip de neye yaradığını bilmeyen adam gibi, bu yaşlı çocuklar da bildiğiyle değil, şehvet ve gazap duygularıyla hareket ediyor.