Kin kültüründe karikatür küstahlığı

Abone Ol

Karikatür krizi ile tırmanan Hıristiyan dünyanın Peygamberimizle ilgili kin kültürü, bütün çağlara yayılan kadim bir geçmişe sahip Her zaman hakareti seçen Hıristiyan müellifler tarafından Peygamberimiz tarih boyunca acımasızca tenkit edildi. Damascene için," Hz. Muhammed, sahte bir peygamberdi", Harran papazı Ebu Kurra için de "cinlerin emrinde" idi.

İslâm topraklarında yaşayan Hıristiyan yazarlardan çok daha düşman olanları ise Bizanslı müelliflerdi. Nicetas a göre "Müslümanlar ve peygamberleri şeytana tapmaktadırlar". Zigabene ise, "Kur an ı o nun yazdığını, hatalarla dizayn ettiğini bildirir". Confesseur a göre "Hz. Muhammed sar a hastasıdır, bu durumdan evliliği ve eşi Hz. Hatice büyük zarar görmüştür. O bölgede yaşayan sürgün bir Rafızî rahip Onu Tanrının elçisi olduğuna inandırmıştır". Urfalı keşiş Barthelemy ise, "Müslümanların puta taptıklarını" iddia etmiştir.

Batı Avrupalı yazarlar Endülüs ten ve Haçlı Seferlerinden aşina oldukları Müslümanları tanımak için uğraşmışlar ancak hep nefret duymuşlardı. Keton, 12.yy da Kur an ı Latinceye çevirmiş ancak yalan yanlışı katmayı ihmal etmemiştir. Venerable göre ise "Hz. Muhammed sefil ve dinsizdi". Chanson de Roland da Hz. Peygamber, tıpkı "Apollon, Tergavant ve Jüpiter gibi, Müslümanların taptığı bir put olarak" gösterilmektedir." Le Roman de Mahon"da ise, Hz. Muhammed ticari seyahatlerinden birinde Rahip Bahira ya rastlar. Bahira ona: "Mahon, sen tamamen şeytana aitsin ve onun malısın. Senin yapacağın büyük karışıklıklar sebebiyle İsa nın şeriatı yıkılacak ve kötü bir şeriat ortaya çıkacak. Haince ve kudurganlıkla kutsal evliliğe sahip olacaksın. Bakireliği takbih edeceksin. Normal insan, senin günahın sebebiyle eşini aldatan kimse haline gelecek" der. Bu şiirde yazar Hz. Muhammed i "şehvet düşkünü" bir kişi olarak takdim eder. Cehalet, art niyet ve yobazlıkta Hıristiyan yazarlar sınır tanımazlar Bu Ortaçağ fanatizmi asırlarca sürmüştür.

İftiralar muhayyileyi zorlayacak bir seviyesizliktedir. Voragine göre, Hz. Muhammed, "papa seçilemediği için hayal kırıklığına uğrayan ve sarhoş bir şekilde domuzlar arasında ölen, Roma kilisesinin bir kardinalidir." Paderborn a göre ise, "Kur an şeytan tarafından yazdırılmıştır". T.D Aguin için ise İslâm, "Hıristiyanlığın Rafızî bir mezhebi" idi. Protestan reformcu Luther de aynı taassubu sürdürür: "Kur an, Tanrı yla ve insanlarla alay etmekten hoşlanan şeytan tarafından yazılmıştır"... Ne yazık ki Hıristiyan yazarların bu menfi fikirleri hâlâ halklarını etkilemekte, onlarda sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed i, "cinler tarafından istila edilmiş deccal, şeytan, yeni bir Arius, bir Roma kardinali" gibi hakaret sıfatları ile anmışlardır.

Ancak 1965 de toplanan Vatikan Konsili, İslâmla ilgili iftiralardan kısmi de olsa vazgeçer: Kilise; "Bir olan, Hay ve Kayyum, Rahman, Rahim, Kadir, gök ve yerin yaratıcısı, insanlarla konuşmuş biricik Allah a tapan Müslümanlara saygı ile bakar. Onlar gizli de olsa, Allah ın emirlerine, Müslüman imanının seve seve başvurduğu İbrahim in Allah a teslimiyeti gibi, bütün benlikleriyle teslim olmaya çalışırlar. Hz. İsa yı Tanrı olarak kabul etmemelerine rağmen, Ona bir peygamber olarak tazimde bulunurlar. Hz.İsa nın annesi bakire Meryem e de saygı gösterirler, hatta bazen, takva ile ona dua ederler. Ayrıca Allah ın yeniden dirilecek bütün insanları yargılayacağı hüküm gününü de beklerler. Aynı şekilde ahlâki hayata büyük önem verirler ve özellikle dua, zekât ve oruç yoluyla Allah a ibadet ederler.( Bkz. Ö. F. Harman, Asrımızda Hıristiyan Müslüman Münasebetleri,İst.2005.)"

Ancak yakın bir geçmişte gerçekleri konuşabilen Kutsal Konsül e karşın, Müslümanlar Hıristiyanları başlangıçtan beri dost gördüler. Bizans İran a mağlup olduğunda Peygamberimiz ve Müslümanlar çok üzülmüşlerdi. Çünkü Bizans Ehl i Kitap, İran ise Mecusi idi. Çok hüzünlenen Müslümanları Allahu Teala Kutlu Kur an da teselli eder ve kitap ehli Rumların galip geleceğini anlatan Rum suresini gönderir. Yine Peygamberimiz Hicret için bir Hıristiyan ülke olan Habeşistan ı uygun bulmuşlardı. Hıristiyan Necaşi nin Peygamberimize yazdığı mektup neticesinde, onun Müslüman olduğu hükmüne varmış, Necaşi vefat ettiğinde gıyabi olarak Medine de cenaze namazını kıldırmıştır. Hatta Necaşi nin prens olan bir oğlu tahtın varisi olmaktan vazgeçip, Hz. Ali ile manevi kardeş olup Habeşistan a dönmemiştir. Yine bir Hıristiyan kabile olan Necran heyeti Peygamberimizle görüşmüşler, ibadet vakitleri gelince Mescitte kalmak istemişler, Peygamberimiz de ibadet etmeleri için Mescidi onlara bırakmıştı. Sınırsız şefkatin İslâmî boyutunu göstermişlerdi.

Karikatür küstahlığı, art niyetli Hıristiyanların asırlardır törpülenemeyen kin kültürünü bir kez daha göstermiş oldu. Fakat İslâmiyet hiç değişmeden başlangıçtan beri hep saygı, sevgi ve şefkat sağanağını sürdürmekte... İşte iki din arasındaki derin fark bu