Şunu sormak istiyoruz. O dönem Atıf Hoca‘nın idamına gerekçe gösterilen Şapka Kanunu hala yürürlükte. 1982 anayasasının 174. maddesine göre "inkılap kanunları" arasında yer alıyor. Ama ne Meclis‘te vekiller ne de memurlar şapka falan takmıyor. Yani bu kanuna kimse uymuyor. Bu ironiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bunu düşününce aklıma, ‘İngiliz sularında ölü bulunan balinanın kafası yasal olarak kralın, kuyruğu ise korsesi için gerekli malzemeyi sağlayacağı gerekçesiyle kraliçenin malı sayılır."gibisinden medyada ara sıra göze çarpan, ülkelerin komik yasakları geliyor.  Ama bizde hala cari olan birçoğumuza komik gelen bu yasa yüzlerce kişinin canına mal oldu. Demek ki, insanların gönlünde yer bulmayan, kabul görmeyen yasanın cezası ne olursa olsun uygulama şansınız yok. Ama bu ülke 21. Yüzyıla kadar kendi çocuklarını başları kapalı diye okula almadı. O irade de vazgeçmiyor inadından yani.

"İntikam değil helalleşme istiyoruz"

Kel Ali‘nin torununa cevap

Kel Ali‘nin torunu Osman Paksüt, Gazeteci Ahmet Hakan Coşkun‘a mektubunda, "Atıf Hoca şapka hakkındaki kitabından beraat etmiştir. Başında olduğu Teali İslam Cemiyeti adına hazırlattığı beyannameleri Yunan uçaklarıyla cephe gerisine attırması ve böylece kurtuluş savaşında bu milletin çektiği çilelerin, verdiği kayıpların katlanmasına neden olduğu davranışlardan dolayı yargılanıp idam edilmiştir. Benim bildiğim budur". Demiş. Atıf Hoca hangi suçtan yargılandı tam olarak biliyor musunuz?

Ben konuyu, insanlar üzerinden değil, olaylar ve belgeler üzerinden sağlıklı değerlendirebileceğimize inanıyorum. İnsan fıtrat olarak, yakınlarına, babasına, kardeşine, dedesine inanmaya meyilli. Bu hepimizin ruhunda var ve bizim için de geçerli. Bu noktada Osman Paksüt‘e bunu hiç de çok görmüyorum. Biz de dedemizin suçlu olmadığına inanıyoruz. Ama bir farkla; bunu belgelerle destekliyoruz. Osman Bey‘in sahip olduğu bilginin eksik olduğuna inanıyorum. Dedem zulmen canı alınan sadece bir kişidir. Bunun arkasındaki asıl resmi görmeden, konuşmadan, İstiklal Mahkemelerinin darağacında haklı-haksız, can veren binlerce kişiyi bu sona götüren zihniyeti tartışmadan dedemi konuşsak ne olur konuşmasak ne olur.

Dedem konusunda konuşmak gerekirse de, Osman Paksüt Bey‘in, Atıf Hocanın hazırlattığını ve Teali İslam Cemiyeti‘ne ait olduğunu iddia ettiği bildirinin, Şeyhülislam Mustafa Sabri tarafından hazırlandığını ve onun zoruyla dernekte yapılan oylamada 5 evet, 5 hayır oyu verildikten sonra savrulan tehditlere rağmen, Başkan Atıf Hoca‘nın red oyu kullanması ile imza ve kabul edilmediğini, yok hükmünde sayıldığını, bununla da yetinmeyip bildirinin yunan uçaklarından imzasız ve mühürsüz olarak dağıtıldığı haberi üzerine Vakit gazetesinin 1034. Sayılı nüshasında parasını cebinden vererek yayınlattığı tekzipnameyi, dedesi Ali Beye mahkemede verdiğini bilip bilmediğini merak ederim mesela.

Bunlarla ilgili bilgi-belge istiyorsa kendisine ulaştırabilirim. Osman Bey, hukukçu, ondan ricam hukukçu kimliği ile o mahkeme zabıtlarını incelemesidir. O zabıtlarda görecektir ki Atıf Hoca‘nın mahkeme sürecinin yaklaşık üçte ikisi Şapka ile ilgilidir. Teali İslam Cemiyeti ile ilgili bölümü küçük bir bölümdür.

Ayrıca 31 Mart Ayaklanması ve Mahmut Şevket Paşa suikastına adının karıştığına da atıfta bulunulmaktadır.(Bu olaylara da adı karıştırılmış, sürgün edilmiş ama her ikisinde de kusura bakmayın bir yanlışlık oldu denilerek kendisine Medreseler Umum Müfettişliği ve Müdürlüğü makamları verilerek gönlü alınmaya çalışılmıştır.) İdam hükmünün dayandığı maddeye bakarsanız birden fazla cürümün işlenmesi söz konusu edilmiştir. Diğer madde de düzeni değiştirmeye çalışmaktır.

Acı olan şudur ki; 85 yıl önce belgesiz, şahitsiz, hukuki hiçbir dayanağı olmayan kararlarla canına kastedilmiş bir insanın suçlu olduğunu ispat edemeyenlerle, suçsuzluğunu ispat etmeye çalışan bizler tartışıyoruz. Kimse kusura bakmasın ben buna hukuk falan diyemem. Hukuk diyen varsa neyin hukuku olduğunu bize de anlatsın.

İstiklal Mahkemeleri bir döneme damgasını vurdu. Zabıtları hala açıklanmadı. Bu mahkemelerde Atıf Hoca ile birlikte birçok din alimi dar ağacına gönderildi. Ne düşünüyorsunuz?

Ben, Hıfzı Veldet‘in bile "Hepsi kendi başına birer TBMM, birer diktatördü." dediği İstiklal Mahkemelerini hala tartışmaktan utanıyorum. Önce bir tespit yapmamız lazım. Bu mahkemeler adalet için kurulmadı. İnfaz için kuruldu. İstiklal Mahkemelerinin neyini tartışacağız, hangi hukuki normla değerlendireceğiz. Biraz vicdanı olan, insanlıktan nasibini almış kim, hangi hukuksal ölçüyle bu mahkemeleri izah edebilir. Avukatı olmayan, temyizi olmayan, kutsal savunma hakkının bile heyetin insafında olduğu, 4 üyesinden sadece birinin hukuk eğitimi almış olduğu bir yapıdan bahsediyoruz. Buna mahkeme demek bile zuldür, gerçek mahkemelere hakarettir.

İadei itibar çağrınız var. Nereden ve nasıl bekliyorsunuz böyle bir kararı?

Ben devletin arşivleri tam manasıyla açılmadan bu konuda yol katedileceğine inanmıyorum. İspatlanabilir bilgiler, sağlam belgeler olmadan gerçekler ortaya çıkmaz. Bu görev bence TBMM‘nin çatısı altında, tarihçilerden, ilim adamlarından oluşturulacak komisyonlar tarafsız bir çalışma ile gerçekleri net olarak ortaya koymalı. Bu olmazsa biz akrabaları ve torunları olarak kendimiz de girişimlerde bulunabiliriz. Atıf Hoca‘nın hukukçu torunları da var, onlar da bu konuda ellerinden geleni yaparlar.

Hatayı kabul etmek ve dönmek erdemdir

Türkiye‘nin geçmişiyle yüzleşmesine yönelik çağrılar var. Bu yüzleşme nasıl olacak?

Bence daha önce de belirttiğim gibi ancak gerçekleri net olarak ortaya koyarak bu yüzleşmenin yolunu açabiliriz. Tarafgirlik duygularını bir yana bırakıp insan gözüyle bakmalıyız bu gerçeklere. Gerçek ne ise ortaya tüm çıplaklığı ile konmalı, hoşumuza gitmese de kabulümüz olmalı. Bu süreci de kimse hesaplaşmaya çevirmeye kalkmasın. Eğer ortada yanlışlık var ise, zulüm var ise mazlumların hakkı teslim edilmeli. Hatayı kabul etmek ve ondan dönmek erdemdir. İnsanlar gibi devletler de hata yapabilir. Ama geleceğe güvenle bakmak istiyorsak, bu tür hataların tekrarlanmasını istemiyorsak bunlarla yüzleşmeliyiz. Bütün akrabalarım adına şunu önemle ifade ediyorum.  Biz, dedemizden çok dinimizi, vatanımızı, milletimizi ve bayrağımızı seviyoruz. Ama zulüm kim tarafından kime yapılırsa yapılsın karşısındayız. Bizim kimse ile hesaplaşmak, intikam almak gibi bir derdimiz yok. Dedemiz üzerinden devletle hesaplaşmaya, diğer taraftan da Atıf Hoca‘yı bahane edip  milletin inançları ile hesaplaşmaya çalışanlara da asla müsaade etmeyeceğiz. Ben şahsen özür istemiyorum. Bizim inancımızda özür, derdimizi tam ifade etmiyor. Onun için ‘Helalleşelim‘ diyoruz. Ancak helalleştiğiniz zaman, kolkola girip ileriye gidebilirsiniz, herkesin içi rahat etmiş olarak.

Muhabir: Haber Merkezi