SORU: Kimler kurban kesmekle yükümlüdür Bir kimseye
kurban kesmesinin vacib olmasının şartları nelerdir
Cevap: Bismillâhirrahmanirrahim.
Kurbanın vacib olmasının şartları. Kurban kesecek
kimsenin:
a-Müslüman olması,
b-Akıllı ve bülüğa ermiş olması,
c-Hür olması,
d-Nisab miktarı mala sahip olması,
e-Seferi olmayıp mukîm olması, gerekir.
Kurbanın vacip olması için, kesim süresinin sonu
geçerlidir. Buna göre, kurban bayramının üçüncü günü, güneş batmadan önce
zengin olan mükellef bir Müslüman a kurban vacip olur. Bundan önceki sürede
fakir olması hükmü değiştirmez. Bunun aksine bayramın üçüncü günü güneş
batmadan biraz önce fakir düşen veya vefat eden Müslümandan da kurban
yükümlülüğü kalkar.
Seferi olanlar kurban kesmekten muaftır. Hz. Ebubekir
(R.A.) ile Hz. Ömer (R.A.) seferi olduklarında kurban kesmemişler; Hz. Ali
(R.A.) de: Seferi kimseye Cuma namazı ile kurban borç değildir, demiştir.
Bundan dolayı seferiliği gerektirecek yoldan hacca
gidenler seferde oldukları için, memleketlerinde kesmeleri gereken kurbanları
kesmek vacip değildir. Ancak Mekke-i Mükerreme de seferi olmayan hacılara,
memleketlerinde kesmeleri gereken kurbanları da kesmek, tercih edilen görüşe
göre vaciptir. Şu kadar var ki, isterlerse bu kurbanı memleketlerinde de birini
vekil tayin etmek suretiyle de kestirebilirler.
Seferi olan bir kimse kurban kesmekle mükellef olmamakla
beraber, bu şahsın tek başına veya mukimlerle birlikte kurban kesmesine bir
engel de yoktur. Seferi kimse için böyle bir muafiyet ibadetlerde külfeti
kaldırmak ve kurbandan gözetilen hikmetlerin gerçekleşmesine öncelik vermek
sebebiyledir. Çünkü seferilik halinde bulunan kimse gerek kurbanlık temin etme
ve kurbanı kesme, gerekse kesilen kurbanın etini değerlendirme ve dağıtma
açısından o bölge halkının, mukim kimselerin sahip olduğu bilgi ve imkâna sahip
değildir. Ayrıca yolculuk hali zengin olan yolcunun bile elindeki parayı daha
tedbirli harcamasını gerektirir. Böyle olunca kurban bayramı süresince iş ve
görev gereği yolda olan veya bulunduğu yerde seferi konumunda olan kimselerin
bu ruhsattan yararlanması makuldür. İsterlerse kurban kesmeyebilirler. Bu
kimselere kurban mükellefiyeti yüklemek maddî yönden ziyade ibadetin ifası
yönünden ağır bir külfet teşkil edebilir.
Ancak fıkıh kitaplarımızda konu böyle ele alınmış olmakla
birlikte, günümüzde yolculuk imkân ve şartları büyük ölçüde değişmiştir. Bayram
tatilini fırsat bilerek yurt içi veya yurt dışı geziye çıkan, yazlığa giden,
memleketine ana-ata ocağına giden kimsenin durumu farklıdır. Bu durumdaki
kimselerin söz konusu muafiyetten yararlanma yerine ya önceden gerekli
tedbirleri alarak vekâleten kurbanını kestirmesi ya da bulunduğu yerde kurban
kesmesi daha isabetlidir. Çünkü kurbanın namaz, oruç gibi kişinin niyetiyle ve
iç dünyasıyla alâkalı yönü bulunduğu gibi onlara ilâveten toplumda sosyal
adaleti sağlayan ve üçüncü şahısların haklarını ilgilendiren yönü de mevcuttur.
Bu sebeple de, seferinin yolculuk sebebiyle namazı kısaltma ya da oruç tutmama
ruhsatından yararlanması daha ferdî bir karar iken kurbanda durum farklıdır.
Böyle olunca, bu ibadetin sosyal amaçlarının göz önünde bulundurulması,
savunulabilir bir gerekçe, sıkıntı veya mazeret bulunmadığı sürece kurban
ibadetinin yerine getirilmesi gerekir.
Eyyam-ı nahr yani kurban kesme, bayramın 1,2,3.
günlerinde yolculuğa çıkan kişi, vakit çıkmadan mukim olursa kurban kesmekle
mükelleftir.
Eyyam-ı nahrin ilk günlerinde mukim olduğu halde kurban
kesmeyen ve son gün yani 3. gün sefere çıkan kişiden vücubiyet düşer.
Önemli not: Seferi iken kurban kesenler; kurban kesme
yani bayramın 1, 2, 3. günleri içinde memleketlerine dönerlerse, tercih edilen
görüşe göre yeniden kurban kesmeleri gerekir. Çünkü seferi iken kestikleri
kurban nafile idi.