“ELİNİZİ çekin deyip uzaklaşmalıydı!”
Bu cümleyi cümle alem, vergilerimizin TRT’sindeki spor programında, TFF’nin merkez hakem kurulu üyelerinin hatalarını yok sayarak aklama görevi verilmiş hakem ‘eski’lerimizden birinin ağzından duydular.
Niçin söylemişti? Hangi olayı değerlendirirken söylemişti?
Bu dört kelimeyi hakem eskiliği otoriterliğinin üstünde bir akıldane (Akil adamlık da deniyor moda söz konusu olduğunda) havasında demesinin hesabıyla başlamak istiyoruz düğümleri çözmeye…
“Elinizi çekin deyip uzaklaşmalıydı!”
Ekrandaki görüntüler GS’ın stadyumundan yansıyor. Adı geçen takımın teknik sorumlusunun, saha kenarında görevli maç hakeminin yanına gelip, (tahminlere göre) bir izahat yaparken ya da önemli sayılacak bir bilgi verirken, elini omuzuna koyması üzerine söylenmiştir.
Resmen görevli o hakem adamı, bir başkasının eli omuzuna konduğunda ne yapması gerektiğini bilmeyecek yaşta mı? Bu konuda hiç eğitim almamış mı? Çocukken sokaklarda oynamamış mı? Ki vergilerimizin TRT’sinden nemalanan müteakid vatandaşlarımızca öğütlendiriliyorlar?
Ve neden omuza el koyan üstünden bir değerlendirmeye cesaretlenemiyor, vergilerimizin TRT’sinden ödemelerle ödüllenenler?
Mesela şöyle bir soru niçin sorulamıyor? “Numara taşıyan bir hakemin omuzuna niçin elinizi koydunuz, veya elinizi neden koydunuz?”
Vereceği cevaba bir hazırlık yaptırmamız şart oldu bu noktada. Zira bu ülkenin geçmişinde benzer bir soru imparator olmasa da çok gidip gelmiş bir politikacıya da sorulmuştu. Kavgalı, küs, dargın oldukları ve birbirlerine surat astıkları o zamanlarda, medya gazeteci esnafının köşklere, konutlara bir telefon kadar yakınlarının gayreti ve ricası üzerine merhum Demirel ve merhum Ecevit bir odada buluşturulmuştu.
O iki merhum politikacının kapı önüne çıkmasıyla flaşlar ve ardından tarihin kırılma anlarından sayılacak bir soru patlatılmıştı.
“Sayın Demirel, Ecevit’in elini sıktınız mı?” (Soru, Ecevit’e tokalaştınız mı şeklinde özellikle değil.)
Soruyu soran kimdi, bilmiyorum ama, o toplantıyı olmamış saydırmaya özel görevli biri olduğuna dair kanaat sahibiydim.
Demirel merhumun cevabı, onlarca istenendi. Ayar bizzat Demirel’ce yapılmıştı diyemezsek, eşyanın tabiatı icabı sayabiliriz.
“Tabii elini sıktım. Binaenaleyh başka bir yerini mi sıkacaktım?!.
Hatırlanan bu siyasi olaydan sonra, muhatap teknik sorumlunun vereceği cevabı tahmin etmek zor olmasa gerek.
“Ya neresine koyacaktım?”
Tekaüd edilmiş hakem eskisi’nin yönlendirmesiyle, olaydan bir düğüm çözmeyi böyle başarsak da, görüntülenen o olayın tatmin yaşayan iki insanını, ait oldukları yere varmaları için hemen bırakmamalıyız.
Omuzuna el konan o numaralı hakem insanımızın, elinizi çekin deyip uzaklaşıvermesi, vergilerimizin TRT’sinden göründüğü gibi kolay değil. Omuzuna el konmasından hoşlanıyorsa veya omuzunda bir el hissetmenin hasreti varsa, dahası, omuzuna el koyanla önceden böyle el koyma vak’aları yaşamışsa… Niçin itiraz etsin? Üstelik TFF’nin bir yasağı söz konusu değilken… Yani olsaydı, olayı değerlendiren o hakem eskisi insanımız özellikle belirtmez mi idi?
Buraya kadar çözdüğümüz düğümler sizlerin de bildiği gibi basit düğümlerdi. Esas düğüm, olayın esas oğlanı tarafından bakıldığında görülecektir.
Yanına gelen görevli ve numaralı hakemin omuzuna elini koyan teknik sorumlu insan, efkarı umumiyeye ve desteğini aldığı diğer dünyalılara bir mesaj veriyor olamaz mı? İlla cep telefonundan gönderilecek diye bir şart mı var? Eskiden sadece telgraflar vardı. ELT, Acele, Yıldırım...
“Hakem kardeşlerimizin benim korumam altında olduğu bilinsin. İşte böyle gösteriyorum.”
Daha başka nasıl okunabilinirdi o el koyma hareketi? Gerçi söylemiş olduk ama yine de yazalım.
“Ben istediğim zaman, istediğim yere el koyarım! İtirazı olan mı var?”
Ne haddimize beyim. Vergilerimizin ‘TRT’sindeki o hakem eski’si adam dahi haddini aşmamışken yani…