Kimileri ideal, kimileri de iktidar devşirir

Abone Ol

Zaman, insanlara çok şeyler öğretiyor. Aynı zamanın, bir ocağında yetişen insanlara baktığımızda ve ölçü aldığımızda ilginç durumlarla yüzleşiyoruz. Bu, insanı düş kırıklığına uğratıyor. Hatta öylesine ileri bir durum yaşanıyor ki, inanılmaz bir sarsıntı meydana getiriyor.

Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan itibaren varlığını ve ruhunu yabancı kültürler üzerine inşa etmeye çalıştı. Batılılaşma, laiklik, sekülerizm. Buna bağlı olarak da aynı ruhtan doğma, birbirilerinin tezleri, antitezleri ve açılımları olan ideolojiler üretti. Bunların tamamı birbirlerinin aynı olmalarına karşın düşmanlıklar üretmekten de geri kalmadılar. Aslında bunların temelinde yatan tek şey sekülerizmdir.

Dünyevilik öne çıkarılırken, insanlık adına değerler toplamının tamamı dışlanmaktaydı. Kilise ile devlet yönetiminin birbirinden ayrılması Hıristiyanlığın yapısındandır. Tarih boyunca hayatın dışında kalma açmazını yaşıyor.

Krallıklar bütün güçleri ellerinde topluyorlardı. Kilise krallığın altındaydı ve kılını kıpırdatamıyordu. Zamanla biraz da olsa var olan etkisini tamamen dışlama adına sekülerizm asıl ideoloji olarak ön plana çıktı. Dünyevilik. Kilise de buna yol verdi. Din adamlarının dünyevi olandan el etek çekmesi onlara bu fırsatı verdi. Etten ve kemikten olan bu insanlar etten ve kemikten olan özelliklerini hadım ettiler.

Türkiye nin yaslandığı ideoloji bu özellikleri barındırıyor. Türkiye insanı Müslüman olduğundan hemen her Müslüman din adamıyla ortak özellikler taşıdığından, din adamlarının da ette ve kemikten, dolayısıyla hayatın içinde bulunduklarından sekülerizmin kendine yer bulması güçleşti. Bu doğaldı. Bir toplulukta, din adamı diye nitelenen bir kişi bulunmadığı zaman sıradan diye nitelenen bir insan rahatlıkla önlerine geçip namaz kıldırabiliyor. Hiç görevi olmadığı halde, cemaatten herhangi biri çıkıp minarede ezan okuyabiliyor. Cenazeyi yıkayabiliyor, namazını kılabiliyor, defnedebiliyor. Din adamı sınıfı olmadığı, olamayacağından, bir milletin toplu olarak aynı özelliklere sahip olması Müslümanlara özgü.

Bir süredir, ısrarla üzerinde durduğumuz Sekülerizm in, bu yabancı ruhun bizde giderek yer etmeye başladığını görmemiz.

Türkiye de sekülerizm kendisine yer edinemedi, yer açamadı. Nedenleri belli, anlattığımız sorunlar ve konular. Bu kadar baskıya, abanmaya ve yönlendirmeye rağmen bu millet kendi ruhunu korumayı bildi. Zaman içinde millete yöne veren esas düşüncenin ve özün milleti kendi değerleriyle buluşturması, bütün güçlüklere rağmen zor olmadı. Çileli bir yoldu, zor bir süreçti, ama başarıldı. Türkiye kadınının, onca dayatmalara rağmen örtünme oranının yüzde altmışları aştığı bir zaman süreci yaşandı. Bu, çok büyük bir başarıydı. Sekülerlerin başörtüsü üzerindeki feveranları bu bakılınca düzlemde haklı. Oysa, bu, salt başörtüsü olayında değil bir millet toplamında kendisini gösterdi. Eğer bu milletin yüzde altmış kadını başını örtüyorsa, onların eşleri ve çocukları da bir başka şeyi bürümüşlerdi. 1963 yılında İstanbul a ilk geldiğimde Abdülhamit Amcam elimden tutmuş beni bir Cuma namazında Osmanağa Camii ne götürmüştü. Cami dolmadığı gibi yaşlılardan oluşuyordu. Bir gün İstanbul un büyük camilerine götürmüştü, sadece yaşlılar vardı. Bugün aynı mekânlar lebaleb doluyor. Büyük düşünce adamlarının verdiği mücadeleyi unutmamalıyız. Türkiye de Milli Görüş geleneğinden gelenlerin iktidara ermelerinin nedenlerinin arka planını iyi bilmek gerek. Büyük emekler sonucu bu büyük milletten kendisine yaraşır millet olma bilinci oluşmuş, hızla yükselişini yaşamıştı. İdealizm, büyük düşünce sorumluluğu Türkiye insanını kendi değerleriyle yeniden buluşturmuş. Sekülerizm istediği hedeflere ulaşamamış, dışlanmaya başlanmıştı.

Bir şeyi doğru tanımlamalıyız. İdealizm, ideal, gençlik, güzel insan devşirir. Bunları kendi ruhuna uygunluk içinde oluşturur. Dünyeviliği amaçlayanlar ideal insanlardan yola çıkarak iktidar devşirir. İktidar ise tüketir, sömürür zamanla yok eder. Nasıl mı, bakan olan bir kişi 5 yıl içinde 600 daire sahibi olabiliyorsa, bu beş yıl içinde uhrevilik adına ne yapmış, ne yapabilir. Asıl dikkat edilmesi gereken nokta burası.