Peygamber Efendimize saldırının başlangıç noktası olan Danimarkanın Dışişleri Bakanı Möller karikatür eylemlerini radikallerin tırmandırdığını buyurmuş!.. Peki kime radikal diyeceğiz Ya da Möller kimleri radikal kabul ediyor Möller karikatür eylemlerinde Türkiye ve Pakistanda toplanan büyük kalabalıkları görünce bu iki ülkede eylemlerin radikaller tarafından tırmandırıldığına karar vermiş.
Möllere göre Pakistan ve Türkiyede meydanları dolduran 100 binler, milyonlar radikal Müslüman oluyor. Bir başka ifade ile Peygamberine hakaret edenlere karşı tepkisini ortaya koyan, haykıranlar radikal kabul ediliyor. Radikal olmamak için Peygamberine hakaret edenler karşısında tepkisiz kalacak, sesini çıkarmayacak, bu tür edepsizlikleri düşünce hürriyetinin tabii bir sonucu olarak kabul edeceksin. Hatta ilerici tanımlamasına girebilmek ve Batıdan alkış alabilmek için karikatürü çizene ve basana ödül vereceksin. O zaman kimse size radikal diye bakmaz. Uzlaşmacı ve diyalogdan yana olarak alkış alabilirsin.
Sözün burasında radikal, kökten dinci gibi tanımlamaların hedef saptırmak ve inancına sahip çıkanları kötülemek adına uydurulduğunu, Müslüman tanımının önüne ve ardına bir başka sıfat eklemenin yanlış olduğunu hatırlatmak isterim. Bir insan belli şartlarda Müslüman olur. Müslümanın köktencisi, radikali olmayacağı gibi yumuşağı, uysalı, ılımlısı da olmaz. Bir insanın Müslüman gibi görünmesi ise ayrı bir konudur. Bir Müslüman için olmazsa olmazlar vardır.. Bir kimsenin İslâm dairesine nasıl gireceği ve bu daireden nasıl çıkacağı bellidir. Bir kimse biraz Müslüman, biraz Hıristiyan ya da biraz dinsiz olamaz. Hiç kimse Müslüman olmaya mecbur edilemez ama, Müslüman olduktan sonra bunun çerçevesini "Ben kendi arzuma göre doldururum" deme hakkı yoktur. Müslüman için Allah ve Resulü inancının olmazsa olmazlarıdır. Bu bakımdan Yaradanına v e Onun elçisi Hz. Muhammede (SAV) uzanan el ve dil mutlaka karşılığını bulur. Hiçbir taşkınlığa meydan vermeden meydanları dolduran 100 binlerin yaptığı iş bir protesto sınırı içinde kalmıştır. Bu bakımdan bu tür tepkileri radikal olarak nitelendirmek tepki gösterilmemesini istemek anlamına gelir.
Bunu istemeye de hiç kimsenin hakkı yoktur. Hele hele Müslümanların kutsalına saldırının geldiği bir ülkenin Dışişleri Bakanının böyle bir değerlendirme yapması bile abesle iştigal demektir. Bunun için diyoruz ki, Müslümanları radikal ya da ılımlı gibi bir takım değerlendirmelere tabi tutmak yerine Danirmaka Dışişleri Bakanı ve Başbakanı gerçekten inanca karşı saygılı iseler Müslümanlardan özür dilemek durumundadırlar. Bunu yapmayıp gösterilerden duydukları rahatsızlığı "Eylemleri radikaller tırmandırıyor" gibi bir değerlerlendirmenin arkasına sığınmak edepsizliğin bir başka tezahürü anlamına gelir.
Bu arada İslâmı ve Müslümanları terörle içiçe göstermek, İslâm dinini terörü destekler şekilde göstermek ise ayrı terbiyesizliktir. Müslümanları terörist olarak gösterenler dünyanın birçok köşesinde Müslümanların Hıristiyan ve Museviler tarafından katledilişini görsünler. Terörü kimlerin yaptığını, kimlerin dünya üzerinde terör estirdiğini tesbit etsinler. Afganistan ve Irakta yapılanlar, İsrailin Filistinde işlediği cinayetlere bakıldığında terörü kimlerin estirdiğini çok rahat görürler. Ancak, bir takım beyni bulanıklar bu gerçeği görmek istemezler. Onlar sadece yüzyıllardan bu yana devam edip gelen Haçlı zihniyetinin bir sonucu olarak Müslümanlara saldırmayı inançlarının gereği görürler.
Bunu yaparken de Müslümanların nasıl davranması gerektiğini dikte ettirmeye çalışırlar. Ancak, bilmelidirler ki artık İslâm dünyası kendisine dikte ettirileni değil, inancının gereğini yapmaktadır.