Sana kolay olacağını kim söyledi? Söyle bana hiç zahmet olmadan, yalnızlığın katmerleşmeden, en yakınındakilerin bile seni terk etmeden, bin bir türlü yalan ile iftira ile yüzleşmeden bütün her şeyin kolay olacağını mı sandın? Sözlerinin doğruluğundan şüpheye düşmeden, attığın adımlardan kaygıya düşmeden bir yol alabileceğini kim söyledi? Kim söyledi pembe balonlarda yolculuk yapılabileceğini? Kim söyledi? Yola dair bir yürek taşımıyorsan km.’leri değil, mm.’leri de hesaplasan varacağın yer acaba gitmek istediğin yer mi? Her varışın bir vuslat olduğuna ne zaman inandın sen? Ne zaman bu kadar erken vazgeçmeyi öğrendin? Sana kazanmayı vaat edenlere itibar ediyorsan zaten yola hiç çıkmamışsın sevgili dostum, hiç yorulma, terleme, nefsini nefesinin önüne koymuşsan ilk yokuşta takatsiz kalacaksın onun için zorlama?
Her insan bir gerekçeye tutunabilir, her insan bir yolunu bulabilir kendini aldatmanın, kendini yoldan çıkarmanın bahanesi çok olur. “Ama”sı, “lakin”i çok olur. Bulduğun gerekçeler de çok makul gelebilir. Gücün ezici hazzına bir miktar imrenmekte ayıp değil ama yolda olmanın bir sızı olduğunu ve belki bir ömür sızlatacağını unutma! Bütün sarhoşluklar geçer ama güç sarhoşluğu en büyük körlüğe sebep olur. İnsanın en kıymetli özelliklerini elinden alır bunu da hatırla. Eğer vicdanını bıraktırıyorsa imrendiğin şeyin zehri damarlarında dolaşmaya başlamıştır. Yalancı bir serap görmektense içinde sızlayan bir yürekle yalnızlığa terk edilmek daha iyidir. Unutma yol terbiye eder, bütün cefasına rağmen yolda olmaya gayret et ve geçicinin cazibesine kapılma.
Diğerine benzeyeceksen, kör kütük sarhoş olacaksan bu kadar acıya değer mi? Bir kendine sor! Eğer bir kimlik vermiyorsa, vermemişse yolda olmak sana neden yolun ismini kullanırsın ki? Yol dediğin şey senin, onun, bunun, ötekinin, berikinin ömrü ile sınırlı bir şey değil unutma! Bunu unutuyorsan yolun kenarındaki izlere bak bu bir ömre sığmayacak büyüklükte bir yürüyüş. Onun için zafer dediğin şey; o görünen hiçbir burç, hiçbir kale veya sur değil. Hiçbir unvan, hiçbir makam, hiçbir geçici aralıktaki zafer senin zaferinin ölçütü değildir. Sadece sen mesuliyetini, yüreğini boşa çıkarma ve dön bir bak derine işte o zaman gerçeğinle yüzleş ve kendini toparla, kendinden ümidini kesme ve söylenenlere, istihzalara aldırma! Sadece yürü. Yürümek yeniler, yol her şeyi değiştirir. Yeter ki sen aldanma!
Şairin dediği gibi: “Her insan bir ümit olarak doğar. Her yaşayan insan, her yaşayan diğer insan karşısında bir ümittir.” Ümidin insan olarak kalabilmek olsun. İnsanca bir yaşamın hayalini kurmaktan vazgeçme. Sevgili dostum, kolay değil biliyorum ama kimse kolay olduğunu söylemedi. Şimdi oturup tevilcilerin, müfterilerin toz dumanında içini çürütmenin bir anlamı yok. Bir iş bittiğinde diğerine başlayan bir yolcusun. Kalk ve yeniden yorul! Her vakit yineleyip kendini yenilediğin gibi içini dışını yenile. Unutma! Yol yürümek zahmetlidir, yolda kalmak ondan daha zahmetlidir. Kimse sana kolay olacağını söylemedi. Hoşça bakın zatınıza…
TAŞ GEMi
Not: Bu hafta Ahmet Kaya’dan, “Şu Feleğin İşine Bak”ı dinliyoruz. Dosta yalan olur mu? Diye soruyor. Elbette dostlukta yalan olmaz.
Bize kadar
Bir miktar içine dön. Dışındakilerden arınmak için içindekileri düzene koy.
Bunun için bir miktar yalnızlığa çekil. Mümkünse bir köye, bir yaylaya çık. Gökyüzüne bak, dağlara bak, gözelerden su iç ve bol bol yürüyüş yap.
Ayakkabılarını çıkar toprakla temas kur. İncittiklerini düşün, incindiğin yerleri tamir et.
Yeniden okumaya başla, hiçbir şey bilmiyormuş gibi, bütün yüklerinden kurtul.
Bir de sağlığına dikkat et. Düzenli ve sağlıklı beslen. Kendine aşırı yüklenme. Olacak olan olur.
DAĞARCIK
“Bu toplumda hem yoksul hem onurlu yaşamak mümkün değil. Ucuz nutuklardan bıktım. Kendi onur ölçülerimden teselli bulurdum eskiden.” (Ahmet Uluçay’dan tadımlık)
TEKKE
“Gerçekliğe yapılabilecek en köklü karşı çıkma, kendisi üzerinde yapılabilecek tüm varsayımlara koşulsuz boyun eğme niteliğidir. Her şeye en zavallı şekilde uyarlanma kolaylığıyla en keskin zekaların cesaretini kırmış olur.” (Jean Boudrillard’dan tadımlık)
Bir lahza
“Hem nedir bu, teslim olmak, teslim almak falan. Savaş mı bu? Elbette savaş. Sevda bir yerde savaştır. Anlamadım. Anlarsın, anlarsın. Hele şu buluşma bir gerçekleşsin. Haydi inşallah.” (Tarla Kuşunun Sesi)