Kim ne yapmış, kim neleri yıkmış?

Abone Ol

            Kendilerini Cumhur İttifakı olarak isimlendiren partilerin, yürüttüğü seçim kampanyasını adeta bir ölüm kalım savaşına dönüştürmüş olmalarından şahsen rahatsızım. Hayatım boyunca pek çok seçim kampanyası yaşadım. Bunların içinde çok sert geçenleri de oldu. Ancak, bu seçim kampanyasını geçmiştekiler ile mukayese ettiğimde bu defa ipin ucunun kaçtığını, bu tür kampanyaların huzura hizmet etmeyeceğini düşünüyorum. Çünkü en hafif şekliyle gelinen noktada seçim, “Yapım ekibi ile yıkım ekibi arasında” şeklinde nitelendiriliyor, nitelendiren ise Başbakan Yıldırım. Bunun ötesinde bu ayrıştırıcı ve kamplaştırıcı yaklaşım, bir adım daha atılarak, “Hainler ile vatanseverler” mücadelesi gibi takdim etmekten de iktidar kanadı çekinmiyor. Bir bakıma kendilerini vatanseverliğin mihenk taşı gibi görüyor ve takdim diyorlar. Yapılan açıklamalara bakıldığında kendilerinden başka tüm partiler teröre destek veriyorlar. Bu yaklaşımın mantığının olduğunu düşünmüyorum. Yapılan iş iktidar hırsı ve sahip olunan gücün kaybedilmesi endişesinden kaynaklanıyor. Eğer, seçim kampanyaları siyasi partilerin görüş ve düşüncelerini toplum ile paylaşma vasıtası ise tüm bu dışlayıcı ve ötekileştirici tavırlardan uzak durulması gerekir. Kaldı ki, eğer seçimlere girmeye ve Cumhurbaşkanı adayı belirlemeye hak kazanmış partilerden bir kısmı iktidar kanadının ifadesiyle hainlerden oluşuyorsa bunun araştırma ve değerlendirmesini yapacak olan emniyet güçleri ve özellikle yargıdır. Yargının suçlu bulup mahkûm etmediği sadece partiler değil, kişiler hakkında bir takım kimseler ve makam sahipleri akıllarının estiği gibi suçlama ve ithamlarda bulunamazlar. Bunu yaptıkları takdirde suç işlemiş olurlar. Bu hâl yaygınlık kazandığı ve hiçbir soruşturmaya muhatap olunmadığı sürece toplumun adalete güveni kaybolur. Çünkü böyle bir durumda adaletin iktidar sahipleri karşısında işlemediği kanaati yaygınlaşır. Bu ise devlete güveni yaralar.

            Bu noktada seçim kampanyasını çirkinleştiren üslup üzerinde fazlaca duracak değilim. Çünkü öylesine bir dil kullanılıyor ki, sokakta oyun oynayan çocuklar o şekilde birbirlerine hitap etseler büyüklerinin azarına muhatap olurlar. Her seçim kampanyasında bir takım polemiklerin yaşanmasını doğal karşılamak gerekebilir. Ancak, iktidar mensupları yapılacak seçimin, “Yapım ekibi ile yıkım ekibi arasında” geçeceğini söylüyorsa, 16 senedir iktidarda olanların kendilerini yapım, muhalefeti ise yıkım ekibi olarak nitelendirmesinin makul bir izahı olamaz. Çünkü muhalefetin yapım ve yıkım ekibi olarak nitelendirilmesi doğru olmaz. Yapım ve yıkımdan ancak iktidar sahipleri sorumludur. Bu bakımdan iktidar geçen süre içinde yaptıklarını ve önümüzdeki dönemde yapacaklarını anlatmak durumundadır. Bunun karşısında muhalefet partileri de yapılmış olanlarda buldukları eksiklik ve yanlışları toplum ile paylaşacaklardır. Bu tür bir seçim kampanyası sanıyorum gelecek açısından faydalı olur. Böyle olmayıp da birileri kendilerini vatansever, yapıcı, kendilerinin dışında kalanları hain ve yıkıcı olarak nitelendiriyorlarsa böyle bir yaklaşım gerçeğin değil, iktidarı kaybetme endişesi ile ne söylediklerinin farkında olmadıklarını gösterir.

            Unutulmalıdır ki, hepimiz bu ülkede dün olduğu gibi bundan sonra da birlikte yaşama durumundayız. Birlikte yaşamanın ilk şartı da farklılıklara tahammüldür. Özellikle de iktidarın hiçbir kişi ve partinin tapulu malı olmadığı unutmamalıdır. Sadece son 50 yıla baktığımızda iktidar koltuğundan kimlerin gelip geçtiği görülür. Kısacası, iktidar koltuğu kimseye baki değildir. Bu gerçeği unutmadığımız takdirde toplumu germeye ve ayrıştırmaya yönelik kampanyaların sahiplerine de yarar sağlamadığı görülür.