Türkiye gündemi operasyonlara kilitlenmiş vaziyette.
Ülkemizde yaşananlar dünyada da geniş yankı uyandırdı. Milletimizi ve
geleceğimizi yakından ilgilendiren bu gelişmeler, acaba kimin/kimlerin işine
yarıyor Asıl irdelenmesi gereken işin bu boyutu olsa gerek.
Milletimizi derinden sarsan, insanımızı ayrıştıran,
ekonominin çarklarını durma noktasına getiren, bitmek tükenmek bilmeyen
operasyonların milletimize ne faydası var, bu konunun iyi düşünülmesi gerekir.
Mesele güncel gelişmelerle sınırlı değildir elbet.
1950 lerden itibaren milletimiz adeta narkozdan uyanmaya çalışıyor. Kendisine
yapılanları anlamaya, tabi tutulduğu büyük ameliyatların acısını hafifletmeye
uğraşıyor. Aynı zamanda eski güzel günlerin özlemiyle yanıp tutuşuyor. Peş peşe
gelen ve üst üste biriken sorunlar, özü itibariyle hep aynı. Cumhuriyetin
kuruluşundan bu yana karşılaşılan ve daha öncesinde de yaşanan olumsuzlukları
hep birlikte tezekkür edelim. 150 yılı aşan bir süreden beri karşılaşılan ve
çözüm bekleyen sorunlar derin bir krize dönüşmüş durumda. Bu ağır kriz hali
yetmezmiş gibi, birde, her dönemde gücü eline geçiren veya kendisinde güç
vehmedenler, rakip gördüklerine, dolaylı olarak da millete operasyon
çekiyorlar. Gerekçesi ne olursa olsun, yapılanların bedelini her defasında
millet ödüyor. Sultan Abdülaziz ve Sultan 2. Abdülhamid e yapılan müdahaleler
ve sonrasında çekilen acılar... Şeyh Said ve dersim olaylarının akabinde devlet
eliyle işlenen cinayetler... 1960 ta, 1971 de, 1980 de ve 1997 de; darbe,
muhtıra ve post-modern darbe yoluyla defaatle milletin önünün kesilmesi...
Çok eskilere gitmeye gerek yok. 28 Şubat 1997 den bu yana
olup bitenleri hep birlikte şöyle bir akıl süzgecinden geçirelim: Askerler
kullanılarak asrın lideri Başbakan Erbakan kenara konuldu; milletin özü, özeti
ve kendisi olan Refah Partisi kapatıldı. Tabir yerindeyse, güç bela kendi doğal
yatağını bulmuş olan nehrin yönü darbecilerin eliyle bir kez daha değiştirildi.
Arkasından, camia kullanılarak askere müdahale edildi. Şimdi de iktidar partisi
eliyle camiaya müdahale ediliyor. İktidar partisine kimin eliyle müdahale
edilecek, onu da bekleyip göreceğiz. Bütün bu yaşananların birçok sebebi
olabilir, ama kanaatimizce asıl neden bu yapıların fazla büyümüş olmalarıdır.
Müdahale edilen yapıların doğru kurgulanıp kurgulanmadıkları veya hangisinin
doğru hangisinin yanlış yolda olduğu ayrı bir tartışma konusudur. Dünyanın
yönetimini hileyle ellerine geçirmiş olan güç odakları meseleye farklı bakarlar.
Onların bütün derdi kontrolde tutma, yönetme ve menfaatlenme. Bu konularda en
ufak bir endişe duydukları zaman kıyameti koparırlar. Geçmişte İhlas camiasına
da aynı nedenle müdahale edilmiş olmalı. Çünkü onların da o yıllarda ticaret
hacimleri büyüdü; medya sahasında ilerledikleri görüldü, TV yayınları geniş
kitlelere ulaştı, gazetelerinin tirajı bir milyona dayandı. İşte, kuvvetle
muhtemeldir ki, onlara da bu yüzden müdahale edildi. Görüldüğü gibi asıl neden
büyüme. Bu adamların marjinal yapılarla ilgilendikleri yok. Bu tür yapılarda
dilin daha da sivrileşmesi, ufak çaplı güç kullanımı ve benzeri olaylar da
yaşansa, bundan rahatsızlık duymazlar. Hatta belki bu duruma memnun da olurlar.
Küresel sistem aynı usullerle, dünya ölçeğinde benzer
şeyler yapmıyor mu Bilinen nedenlerle devletlere müdahalede bulunuyor. İslam
Coğrafyasında eski diktatörleri gönderip yerlerine yeni işbirlikçilerini
getiriyorlar. Sınırlar yeniden çiziliyor. Geçtiğimiz yüzyılda dedelerinin
zulümle, kan akıtarak, cetvelle çizdikleri sınırları bu defa torunları aynı
yolla bir kez daha elden geçiriyor. Peki neden Nedeni açık: Sadakatlerinde
şüphe bulunmayan rejimlerin yaşlanmış olması, kendi halklarının gözünden düşmüş
olmaları ve gelecekte kontrolden çıkma ihtimali.
Bütün bu olup bitenleri sağlıklı değerlendirmeye,
karşılaşılan sorunlara çözüm üretmeye, hatta düşünmeye dahi fırsat verilmiyor.
Özellikle tartışılan son konular ve yaşanan olaylar bahane edilerek insanımız
iki yanlıştan birini tercih etmeye zorlanıyor. Bir kısım yanlışları önlemek
için istenilen destek, bazı yanlışların da üzerini örtmek için kullanılacağa
benziyor. Halbuki hiç kimse doğru dururken iki yanlıştan birini tercih etmek
mecburiyetinde değildir. Sağlıklı yaşamak varken, iki hastalıktan birine razı
olmak akıl karı olamaz.
Kimi, kime karşı, kimin adına savunacağız Birileri önce
bu sorulara cevap vermeli. Öyle değil mi