Günlerden beri Anayasa Mahkemesi ne özelliklede Başkan
Kılıç a yönelik bir kampanya yürütüldü. Kampanya boyunca çoğu zaman iş eleştiri
sınırlarını da aşarak incitici bir boyuta ulaştı. Eleştirilerde Sayın Kılıç ın
bir açıklaması merkez yapılarak Mahkeme tarafından yüzde 10 barajının
kaldırılacağı kabulüne dayanıyordu. Kılıç a yönelik eleştiriler geleceğe dönük
bir siyasi yatırım olarak bile değerlendirildi. Bu değerlendirmeler sadece
iktidar partisi sözcüleri ile sınırlı kalmadı. TRT de çeşitli programlara
katılan konuşmacılarda bu kampanyanın figürleri oldu. Elbette hiç kimse
eleştirilmez değildir. Özellikle bazı kurumların başında bulunanların eleştirilere
açık olması gerekir. Ancak, eleştiride sergilenen üslup önem arz ediyor.
Eleştiri ile hakareti birbirine karıştırdığınızda hiçbir sonuç alınmadığı gibi,
kırıcı olunuyor.
Şimdiye kadar bu tartışmaya girmemiştim. Çünkü gereksiz
bir tartışma olarak görmüştüm. Söz gelimi Anayasa Mahkemesi yüzde 10 barajının
kaldırılmasını isteyen müracaatı gündeme alıp görüşerek kabul etmiş olsaydı
bile önümüzdeki seçimlere yine aynı baraj ile girilecekti. Yüzde 10 barajı
iptal edildi diyelim, ortaya çıkan boşluk Meclis tarafından bir yasal düzenleme
ile doldurulmak durumundaydı. Böyle bir düzenleme ise önümüzdeki Haziran da
yapılacak seçimlerde geçerli olmayacaktı.
İşin ikinci boyutu ise iktidar partisi sözcüleri söz
konusu yüzde 10 barajının kaldırılması gündeme geldiğinde barajın
kaldırılmasından korkmadıklarını ısrarla vurguladılar. Ama 12 yıllık
iktidarlarında anayasa değişikliği dâhil çeşitli yasal düzenlemeler yaptılar
ama barajın indirilmesi yönünde hiç harekete geçmediler. Bu bakımdan barajın
kaldırılması ya da indirilmesinin kendilerini korkutmadığı yönündeki iktidar
partisi sözcülerinin açıklamalarını ciddiye almak mümkün değildi.
Böyle olunca da Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç a yönelik
eleştirilerin ciddi bir dayanağı yoktu. Olsa olsa bir korkunun ve dikkatleri başka
bir yöne çekme çabası olarak sürdürüldüğü görüntüsü olarak algıladığımdan
meselenin üzerinde durmaya gerek görmemiştim. Çünkü oluşturulan sun i
gündemlerle toplumu oyalamak AK Parti için artık bir strateji haline getirilmiş
durumda.
Meseleye bu açıdan bakıldığında özellikle iktidar
sözcülerinin Sayın Kılıç ve Anayasa Mahkemesi nin almadığı bir kararı almış
gibi gösteren ve eleştiri sınırını aşan açıklamalarından sonra açıklanan
kararın ardından özür dilemeleri gerekmez mi Çünkü öylesine Anayasa Mahkemesi nin
barajı kaldıracağına inanıyor görünüyorlardı ki. Sanki yürütülen kampanya
sonucunda istenmeyen bir kararın çıkması engellenmiş gibi bir görüntü ortaya
çıkmış oldu. Eğer gerçekten mahkeme etkilenmiş ise bu durum hem etkileyen hem
de etkilenenler açısından yanlış olmuştur. Yok, Mahkeme üyeleri hiçbir etki
altında kalmadan karar vermişlerse şahsen öyle olduğunu düşünüyorum- o zamanda aleyhte kampanya
yürütenlerin bir özür borçları vardır. Çünkü herkesin her aklına geleni
söylediği bir ülkede sadece adalette değil hayatın her alanında hak tecelli
etmez. Bu bakımdan özellikle yönetici konumunda olanların çok daha dikkatli
olması gerekiyor.