Bir defa baştan ifade etmem gerekir ki, ben bu son kongreyi hiç sevmedim! CHP’nin namına hiç ama hiç yakışmadı!
Bugüne kadar çok sayıda CHP kongresi izlemiş bir gazeteci olarak itiraf etmem gerekir ki, havalarda sandalyelerin uçuştuğu, yumrukların konuştuğu, masaların devrildiği bir efsane kongre daha beklerken tüm beklentilerim yerle yeksan oldu!
***
1 Kasım seçimlerinden sonra CHP’de “olağanüstü kongre” talepleri yükseldi.
CHP tabanına göre, Kemal Bey başarısızdı ve partide kan değişimi elzemdi.
“Tamam” dedi CHP Genel Başkanı… Geçtiğimiz hafta sonu, zaten “kongreler partisi” olarak bilinen parti bir kez daha genel başkanını ve partinin en etkili organı Parti Meclisi’ni (PM) seçmek için toplandı.
***
Kılıçdaroğlu yeniden seçildi. (Bu konuya az sonra tekrar geleceğim.)
Fakat PM’de büyük sürprizler yaşandı.
Yılların Gürsel Tekin’i PM’ye giremedi, mesela. Kemal Kılıçdaroğlu bile kurtaramadı, Gürsel Bey’i.
“PM ve MYK’nın en az yarısının değişeceği parti kulislerinde dillendiriliyordu. Tersi oldu. Aslında ‘istikrarı’ korumak istiyordu, genel başkan. Ne yazık ki, Kılıçdaroğlu bu beklentilere uzak durdu. Eleştiri konusu olan ‘kadrosu’nu dağıtmak istemedi. Ama buna cevabı ‘delege’ ağır şekilde verdi. Genel Başkan dördüncü seçimde ‘karizmayı’ çizdirdi. Kongre salonunda ilk kez Kılıçdaroğlu’na olumsuz ‘laf” edildi. Örneğin, eski teğmen Mehmet Ali Çelebi’nin babası, oğluna verilen sözlerin tutulmadığını, listeye konulmadığını gördüğünde çevresine ağır eleştiriler yöneltti. Ancak Çelebi listeyi deldi.”
CHP liderinin “kongre performansı” hakkında genel olarak şunlar dile getirilebilir; “Sayın Kılıçdaroğlu’nun artık bu son genel başkanlığıdır. Bu dördüncü seçiminde yaşananlardan sonra bir kez daha lider olamaz. Hep söz verdi, hiçbiri gerçekleşmedi. ‘İstikrar’ dedi enerjisi düştü. Kurultay’da yeni hiçbir şey söylemedi; Tayyip Erdoğan’a ilişkin açıklamalarla geçiştirdi. Hâlbuki CHP Genel Başkanı olarak güncel olaylara ilişkin örgüte hatta dünyaya ulaşabilecek bir mesaj vermesi gerekirdi; 2019 hedeflerinin ipuçlarını verebilirdi; Kılıçdaroğlu, ‘İstikrar bozulmasın’ dedi ama Gürsel Tekin listeden düştü. Örgütün güvendiği bir isim olan Tekin Bingöl az bir oyla yönetimde kalabildi.”
***
Şimdi… O konuya gelirsek…
Benim farklı bir tezim var!..
Acaba, evet acaba…
Genel başkanlığa aday olduktan sonra çekilen Muharrem İnce ve Umut Oran ile çekilmeyip ve fakat genel başkan adaylığı için yeterli imzayı bulamayan Mustafa Balbay “bir oyun”un içinde mi yer aldılar
Yani, “Biz çıkalım, daha güçlü birilerinin çıkmasına mahal vermeyelim, kurulu düzen de aynı şekilde devam etsin…” Bu mudur, acaba
Eğer böyleyse hakkaten iyi ve sıkı bir ‘oyun’. Alkışlar Kemal Bey’e gelsin…
ÖNCE YAŞANABİLİR BİR TÜRKİYE!
Muhterem Adnan Bey,
Köşenizin ısrarlı takipçisiyim. Milli Görüş fikriyatını pratiğe taşımanız takdire şayan. Bendeniz de küçük bir katkıda bulunmak istiyorum:
Ankara’da Kızılay metrosundaki yürüyen merdivenlerde üç kere üst üste azizliğe uğradım, durağa yanaşmakta olan otobüsü kaçırdım, 105 dakikam heba oldu, sebep yürüyen merdivenin yüksekokul öğrencilerince tamamen işgali; müsaade istediysem de başaramadım.
Seksenli yıllarda Alman-ya’ya gitmiştim, Milli Görüş teşkilatının misafiriydim, bir arkadaşımla gezmeye çıkmıştık, yürüyen merdivene yaklaştığımızda arkadaş, “Buranın insanları eğitimlidir, merdivenin solunu işgal etmezler, acil olanlar hızlı hızlı çıkar, otobüse trene yetişirler” dedi.
Nasıl hatırlamayız; cen-netmekân ERBAKAN HOCAMIZIN, “ÖNCE YAŞANABİLİR BİR TÜRKİYE…” haykırışlarını…
Acaba okullarımızda bu tür eğitimlere ne zaman başlanacak, AB’ye girdikten sonra mı ! (HABİP DÜZCAN).
MUSTAFA KAMALAK’IN GECE YARISI ZİLİ ÇALDI VE…
Fıkra bu ya, Temel ile Dursun seçim atmosferinde oturmuşlar, Fadime’nin düğün hazırlıklarını konuşuyorlar.
Safinaz elindeki Mili Gazete’yi gösterip bir başlık okur, kendince yorumlar yapar.
Çin oyuncağı ile büyüyen çocuklar, yerli arabayı icat edemezmiş.
AKP’li olan Temel söze dalar; “Hadi canım yerli uçak bile yaptık, gökyüzünde uçuyor. Araba da neymiş!”
Dursun dayanamaz; “Yav dünürüm, bu uçakların fabrikası nerede ”
Safinaz: “Billboardlarda asılı kalmış cancazım!”
Vardı, yoktu, olurdu-olmazdı derken fıkra bu ya, Temel der ki, hadi gidelim Ankara’ya bu işin aslını astarını soralım, öğrenelim.
Soğuk bir kış günü gelirler Ankara’ya. Ne edelim, ne gidelim derken, Mustafa Kamalak akıllarına gelir. “Bilse bilse bunu Kamalak bilir, ne de olsa bunlar ağır sanayici” diye düşünürler.
Basarlar zile gecenin sekiz buçuğunda Ankara’nın kuru ayazında.
Mustafa Kamalak, misafirleri buyur eder; “Mesele nedir ” diye sorar.
Konuşulur… Kamalak der ki, “Sorunuzun cevabını ben de bilmiyorum.”
Hadi gidelim Davutoğlu’na soralım, o zaman. Ankara’nın o ayazında gecenin onbirinde Davutoğlu’nun kapısına dayanırlar.
Davutoğlu ise pijamalarını çekmiş, yorgun-uykusuz, yarı kapalı yarı açık gözlerle kapıyı açarak “buyurun” der.
Temel bir taraftan, Dursun bir taraftan “yerli uçak fabrikasının yerini” sorarlar… Derken iyice bunalan sayın Davutoğlu, önce kendini, sonra Kamalak’ı işaret eder.
Davutoğlu, “Valla biz konuşuruz, onlar yapar.”
Temel, “Oy veriyor, onay veriyoruz, siz ne yapıyorsunuz.”
Davutoğlu, “Biz Amerika’dan alırız, İsrail’de tamiratını yaptırırız. Türk hava sahasında uçururuz” der. Tabii fıkra gereği…
***
Velhasıl Ankara’da o kadar dolaşmalarına rağmen, “Yerli uçak fabrikası nerede ” sorusunun cevabını bulamazlar.
Ve final… Beklenen cevap Ferdi Tayfur’un o müthiş sesinden gelir. “Hadi gel köyümüze geri dönelim, Fadime’nin düğününde halay çekelim, hadi gel köyümüze geri dönelim...” (YUSUF AKSU-UŞAK).
BU BAKAN’A BRAVO!
Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı okullara gönderdiği yazıyla yarıyıl tatilinde öğrencilere ödev verilmemesini istedi.
Bunu okuyunca içimden kocaman bir ‘bravo’ çektim!
Başka şeyler de var. Bakan şunları da talep etti;
* Öğrencilerimizin kullanacakları kırtasiye malzemeleri konusunda öğretmenlerimiz belirli markalara yönlendirmede bulunmasın. Gayet güzel.
* Eğitim öğretim ile ilgili kısmi aksamalar yaşanan bölgelerimizdeki okul ve kurumlarımızda aksamış olan eğitim öğretim faaliyetlerinin telafisi için her türlü tedbir alınsın ama bu kurumlarımızdaki öğrencilerimize de ödev verilmesin… Bu da güzel…
* Karnelerin, ulaşılması gereken bir amaç değil, başarının değerlendirilmesi konusunda bir araç olduğunun öğrencilerimize ve velilerimize vurgulanması… Hepsinden önemlisi belki de bu…
NOT: Bugün, 20 Ocak 2016, Çarşamba. 1) Emekliler yılda 15–20 TL zamla, hâlâ sürünmeye devam ediyor. 2) An itibariyle asgari ücretli “nasıl geçineceğim ” diye feryat ediyor. 3) Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011’den bu yana verdiği yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi. 4) 28 Şubat darbesi döneminde kapatılan, yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları hâlen kilitli. Otur, sıfır!