Akdeniz’in ortasında yer alan Kıbrıs adası, tarih boyu stratejik özelliğinden bir şey kaybetmemiştir. Akdeniz’in bu 3. Büyük adasının yüz ölçümü 9.282 km. karedir.
Müslümanlar Hz. Osman (ra) döneminde Kıbrıs’ı fethetti. Bu sefere Allah Resulü’nün (sav) halası Ümmü Haram (ra) da katıldı. Müslümanlar, Emeviler döneminde Kıbrıs’a yerleştiler.
13 - 16. yüzyıllarda Venedik ve Cenevizliler korsanlık yöntemiyle Akdeniz’e hâkim oldular ve Kıbrıs’ın yerli halkına büyük zulümler yaptılar.
Osmanlı 1570’te Kıbrıs’ı fethetti. 1878’e kadar adaya huzur ve barış hâkim oldu.
Siyonistlerin Arz-ı Mev’ûd ideali adada İngilizler eliyle uygulandı. İngiltere 1878’de Kıbrıs’ın yönetimini ele geçirdi. Adanın nüfus yapısını değiştirdi. Beni İsrail ırkından olanlara Kıbrıs’ın kapılarını sonuna kadar açtı. Rumlar belirli çoğunluğa ulaştıktan sonra soydaşlarımıza ve Müslüman halka zulüm yapmaya başladılar.
Kıbrıs, İngiliz oyunları sonucu çatışma ve katliamların merkezi haline geldi.
1960’ta Kıbrıs’ta karma bir cumhuriyet kuruldu. Rumlarda devlet olma ciddiyeti yoktu. Terör ve şiddeti emellerine ulaşma aracı olarak gördüler.
1963’te Rumlar soydaşlarımıza büyük katliam yapmaya başladılar. Başbakan İnönü uçaklarımızı Kıbrıs üzerinde manevra yaptırmakla yetindi.
1967’de Rumların ENOSİS (Büyük Yunanistan) ideali yeniden depreşti. Yeni katliamlara giriştiler. TSK teyakkuz halinde İskenderun’a geldi. ABD, Türkiye’nin müdahalesini istemediği için Başbakan Demirel gemilerimizi geri döndürdü.
KIBRIS BARIŞ HAREKâTI
ENOSİS idealine ulaşmak isteyen EOKA lideri Sampson, Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios’a karşı bir darbe yaptı. Adada tam bir terör havası estirdi. Sivil halk, kadın, çocuk demeden soydaşlarımıza karşı katliama girişti.
Bu olaylar yaşanırken iktidarda CHP-MSP koalisyonu vardı. Hükümet’in MSP kanadı millî konularda çok hassastı. Erbakan liderliğindeki MSP bu büyük katliamın ancak askeri harekâtla önlenebileceğini anlamıştı. TSK da aynı görüşteydi.
TSK’nın bir tereddüdü vardı: 1963 ve 1967 katliamlarında Kıbrıs’a çıkmak için İskenderun’a kadar gitmiş, siyasi irade tarafından iki kere geri döndürülmüştü.
Hükümet’in CHP kanadı problemin müzakereler yoluyla çözülmesinden yanaydı. Başbakan Ecevit bu amaçla İngiltere’ye gitti. Erbakan Başbakanlığa vekâlet etti.
Erbakan, baştan beri Kıbrıs’ı karıştıran İngiltere’den çözüm çıkmayacağını biliyordu. Öyle de oldu. GKB Semih Sancar’la görüştü. Ordumuzun harekâta hazır olduğunu gördü. Derhal Bakanlar Kurulu’nu topladı. Kıbrıs’a çıkarma yapma kararı alındı. Sancar’a da geri dönülmeyeceği teminatını verdi.
Asker zaten teyakkuz haindeydi. Sancar başarılı bir harekât yürüttü. 5 günde ulaşılması gereken hedeflere 3 günde ulaştı. Kıbrıs’ın üçte biri elimize geçti.
TÜRKİYE GÜÇLÜ BİR ÜLKE
Tarih araştırmacısı Metin Hasırcı bir konferansında harekâtı şöyle değerlendirdi:
“1683’teki 2. Viyana Bozgunu’ndan sonraki 3 asırlık sürede yaptığımız tek fetih hareketidir. Çıkarma yapmayı koalisyonun küçük ortağı Erbakan ikna etti. İngiltere ve ABD’nin ordumuzu duraklatma çalışmalarını dikkate almadı.” (Millî Gazete, 23. 12. 2010)
20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nın asıl mimarı ve kahramanı Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’dır. Diğer siyasi liderler çıkarma yapmayı “çılgınlık” olarak gördüler.
Türkiye, büyük Kıbrıs Zaferi ile 1699’daki Karlofça Antlaşması’ndan sonra ilk defa, hem de stratejik toprak elde etti.
Bu harekâtla askerimizin hâlâ efsanevi gücüne sahip olduğu görüldü.
ABD gibi küresel güçlerin millî birlik ve bütünlüğümüz karşısında etkisiz kalacağı ortaya çıktı.
Bu zafer cumhuriyet döneminde bir dönüm noktası oldu. Kıbrıs’ı almanın yanında elimizde kalmasının da alt yapısı oluştu.
Kıbrıs zaferi Afganistan, Bosna ve Çeçenistan cihadı gibi destanlık direnişlerin öncüsü oldu.
Türkiye, milli bir duruşla küresel güçlere muhtaç olmadan kendi gücüyle varlığını sürdürebileceğini gösterdi.
41. yılında, 20 Temmuz’un Kıbrıs Zaferimizi anma günü kabul edilmesini teklif ediyorum.