Kıbrıs, ABD, AB ve Rum kıskacında

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim;

Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta yaşanan diplomatik hareketliliği fark ediyorsunuz, sanırım. 2 ay sonra KKTC’de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi, Rumlar seslerini daha da yükseltmeye başladılar. Türkiye’nin haklarını yok sayarak, AB ülkelerinin desteğiyle deniz yetki alanlarının İskenderun’a, Fethiye’ye kadar uzanmasını istiyorlar.

Kıbrıs’ta Rumların entrikaları bitmiyor. Petrol ve doğalgaz rezervlerinin yüksek oluşu Batılı ülkelerin iştahını kabartıyor. Stratejik konumu, önemli deniz yolları güzergâhında bulunması sebebiyle Kıbrıs’ı “vazgeçilmez” görüyorlar. Rumların 1791’den beri, Kıbrıs’ın ilhakını amaçlayan “Megalo İdea - Büyük Yunanistan” hedefleri var. Kıbrıs, İsrail’in Arz-ı Mev’ud sınırları içinde. Haçlı - Siyonist kıskacın büyüklüğüne dikkat ediyor musunuz?

İngiltere, Kıbrıs’taki dengeyi Türkiye ve KKTC aleyhinde değiştirmek için Kıbrıs’a askeri yığınak yaptı. Kıbrıs’ta söz sahibi olmak için, 4 Mayıs 2019’daki Memorandum Anlaşması sonrası askeri uçak sayısını artırdı.

2017’de, GKRY ile Fransa arasında imzalanan anlaşma 1 Ağustos’ta yürürlüğe girdi. Anlaşma, enerji sektörü, deniz güvenliği, terör ve korsanlıkla mücadele gibi alanlarda işbirliğini amaçlıyor.

Yunanistan, Türkiye’nin deniz yetki alanlarını sınırlandırmak amacıyla Mısır’la da bir anlaşma yaptı. Türkiye Dışişleri, Yunanistan ve Mısır arasında deniz sınırı olmadığı gerekçesiyle bu anlaşmanın “yok hükmünde” olduğunu açıkladı. ABD, Suudi Arabistan’ı devreye sokarak GKRY’nin egemenliğine destek (!) olmaya çalışıyor. Kısaca Kıbrıs, hiç böylesine büyük bir kıskaca alınmamıştı.

KIBRIS’TA İÇ DURUM

KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, seçildiğinden bu yana Rumların işine gelen politikalar izledi. Millî politikalardan uzak durdu. Türkiye’nin Kıbrıs’taki garantörlüğünün kaldırılması ve askerini çekmesi konusunu defalarca seslendirdi. Türkiye’den habersiz Montano görüşmelerine girişti. Rumların isteklerini yerine getirmeye çalıştı.

Sayın Akıncı’nın politikalarında ABD’nin etkili olduğu anlaşılıyor. Akıncı, 8 yıl ABD’de kalmış; KKTC’ye geri döndükten hemen sonra cumhurbaşkanı seçilmişti. KKTC’deki uygulamaları, ABD’nin 1 yıl önce açıkladığı Doğu Akdeniz politikasına uygun görünüyor. Türkiye’nin Kıbrıs’taki garantörlük hakkını NATO’ya bırakmak düşüncesinde olduğu gibi! Türkiye’yi yok sayan politikalar peşinde.

2 ay sonra KKTC’de cumhurbaşkanlığı seçimi var. Bu seçim Kıbrıs’ın geleceğini belirleyecek önemde. ABD ve AB desteğindeki Mustafa Akıncı’nın elinde büyük kozlar var. KKTC vatandaşlarına, AB vatandaşlığı, serbest dolaşım vaatlerinde bulunuyor. Süre yaklaşırken, ABD ve AB’nin de KKTC vatandaşlarına hoş gelecek mesajlar vermesi bekleniyor.

KKTC Başbakanı Ersin Tatar, hep Türkiye ile çalıştı. Türkiye’nin hassasiyetlerini karşılayacak politikalar izledi. Fakat kendi partisinden başka desteği yok. Diğer partiler kendi adaylarını destekliyor. Bu manzara, olumsuz politikalarına rağmen, Mustafa Akıncı’nın yeniden KKTC’nin başında kalacağını gösteriyor.

Kıbrıs’ın stratejik önemi, petrol ve doğalgaz rezervleri sömürgeci güçlerin iştahını kabartacak büyüklükte. Bunları başkasına bırakmak istemeyecekleri açık! Bu yüzden, Sayın Akıncı’ya büyük destek sağlayacaklarını dikkate almak gerekiyor.

TÜRKİYE EL ATMALI

Doğu Akdeniz’deki menfaatler, bölgede Haçlı - Siyonist ittifakını oluşturdu. Yunanistan’ın başını çektiği ittifaka Fransa, İngiltere, Mısır, İsrail, ABD büyük destek veriyor. Türkiye’nin anlaşmalarla elde ettiği hakları kaldırmaya çalışıyorlar. Kıbrıs’tan elini çekmesini istiyorlar.

Türkiye’nin Ekim ortasında yapılacak KKTC seçimleri için bir “stratejisi” olmalı. Garantörlüğünü ve Barış Harekâtı’yla elde ettiği kazanımlarını koruyabilmeli. Kıbrıs’taki sinsi oyunlar fark edebilmeli; ciddi bir strateji geliştirilmelidir. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki haklarının hamasi nutuklarla korunamayacağı bilinmelidir.

Kıbrıs’ta entrikalar bitmiyor. 2004’te ABD’nin desteğiyle, BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan’ın öncülüğünde, Kıbrıs’ta bir “Barış Planı” sunulmuştu. Plan bir tuzaktı. KKTC’nin yüzde 7’sinin Rumlara bırakılmasını; iki toplumlu bir devlet kurulmasını, soydaşlarımızın azınlık durumuna getirilmesini amaçlıyordu. Yani, 1974 öncesi şartlara dönmeyi. Hükümet, “Çözümsüzlük çözüm değildir” sloganıyla Annan Planı’nı destekledi.

Erbakan Hoca tuzağı gördü. Kıbrıslı soydaşlarımızı uyarmak için oraya ekipler gönderdi. Haftalarca çalıştılar. Hele, rahmetli Prof. Dr. Oya Akgönenç Hanım’ın gayretleri unutulmaz. Temiz niyetli çalışmaya Allah yardım etti. GKRY vatandaşları, daha büyük tavizler almak için Annan Planı’na “hayır” dediler. Kıbrıs’taki o günkü tehlike atlatıldı.

Kıbrıs’ın önemini iyi kavramış olan Erbakan Hoca, 3 gün başbakan vekilliği yaptı. Allah ona Kıbrıs Barış Harekâtı’nın “karar süreci”ni yönetme fırsatı verdi.

Şimdi top Hükümet’te! Doğu Akdeniz’in tehlikeye girdiği bir dönemde, Erbakan hassasiyetiyle, muhalefet partileriyle de görüşerek Kıbrıs’ta “millî” ve “stratejik bir plan” geliştirmelidir.