Bana göre bu seçimlerin siyasal aritmetiğini oluşturan dengenin merkezkaç noktasındaki unsur kibrin iflas etmesi ve toplumun tamamına verilmeye çalışılan ayar ın geri tepmesiydi. Siyasal argümanlar içinde aslında bunu güç sarhoşluğu ile açıklamak ve sonsuza kadar makamdan uzaklaşmamak şeklindeki hırs ile tanımlamak mümkün. Ben sizin efendinizim, ben ne dersem o olacak Ben şu kadar oyla işbaşına geldim Demokrasi dediğin sandıktır, sandıktan ben çıktım Gerisi fasarya gibi aforizmal cümlelerle, kendisinden başkasına karşı duran, onları ötekileştirmeye çalışan, bir zamanlar bu ülkenin tüm kaynaklarını kendi başına indirmeyi, yemeyi ve cebellezi yapmayı hüner sayan katı, keskin sol ideolojik yapılanmaların yaptıklarına bile rahmet okutan bir tavrı içselleştirenler, elbette bunun bir ma şeri vicdanı olduğunu hatırlayacaklardı.
Şimdi, kapı kapı dolaşıp koalisyon kurmaya çalışanların, öncelikle, Biz nerede hata yaptık, biz neden bu hale düştük diye durup düşünmeleri ve bu ülkeyi yönetirken düştükleri yanlışlıkların muhasebesini de, yanlışlar bilançosunu da ortaya koymalılar.
Türkiye de sadece bir iktidar gelip geçmedi Şimdiye kadar olan her şeyi tu kaka ilan eden, kendisinden başka hiçbir iktidarın yaptığına teşekkür etmeyi bile içine sindiremeyenler, bir gün seçmenin şaplağıyla elbette kendilerine geleceklerdi.
Geleceklerdi dediğimize bakmayın, önümüzdeki günlerde böyle bir niyetleri olup olmadığına bakacağız ve kararımızı ondan sonra vereceğiz.
Bana göre şu partiyle veya bu partiyle koalisyon kurulmuş olmasını pek de önemsemiyorum Öncelikle iktidarın tepe noktasını oluşturan yönetimsel çerçevenin yeniden şekillenmesi ve yeni bir anlayışın ortaya konulması gerekiyor.
Türkiye nin dış politikası bu minvalde devam edecekse, Tarım ve Hayvancılık politikaları yine yerlerde sürünecekse, adalet beklediğimiz Adalet Bakanlığı nın uhdesindeki mahkemelerde, hırsızlar, arsızlar, eline silah alıp sağa sola sıkarak erkekliklerini ispat etmeye çalışanlar sokaklara salıverilecekse, birilerinin odalarında ayakkabı kutuları değil de, başka kutulara bir şeyler dizilmeye çalışılacaksa o zaman ha Ali gelmiş, ha Veli gelmiş Değişen ne olacak Türkiye nin en büyük derdi üretimdir Türkiye, yaklaşık 10 senedir büyüyorsa, ithalata dayalı bir büyüme ekonomisiyle büyüyor. Kendi ürettiğimiz, Avrupa ya, Afrika ya, Rusya ya sattığımız ne var
Otomobilde ihracatımız güzel Peki, otomobilin motor dâhil, tüm yan sanayi ürünlerinin ithalatını nasıl izah edeceksiniz Türkiye, otomobil de üretici değil, montajcı bir yapı sergilemektedir Neden katma değeri yüksek ürünlerde ithalatımız yok Neden yazılım firmalarımızın esamisi bile okunmuyor Neden cep telefonu ve bilgisayar firmalarımız, dünyayla boy ölçüşemiyor Türkiye, maalesef, teknolojiyi üretmiyor, teknolojiyi kullanıyor
Üç kuruş maaş alan vatandaşlar bile 3 bin liralık cep telefonlarıyla otobüste, metrobüste, vapurda internet gezginliği yaparak dünyayla iletişim kurduklarını zannediyorlar.
İşte, üç kuruşluk maaşa talim edenlerin ruhuna giren bu satın alma dürtüsünün temelinde de, yazımızın başında ifade ettiğimiz Kibir geliyor. Hava atmak, itibar sahibi olmaya çalışmak, kibirlenmek, böbürlenmek
Bizim kibre ihtiyacımız yok Bizim itibar sahibi olmaya çalışanlara da ihtiyacımız yok
Bize alın teriyle kazanan, üreten, büyüten, bu ülkenin temel dinamiklerindeki üretim çarkına katkıda bulunmak için tüm gücünü ortaya koyan insanlara ve ilkeli yöneticilere ihtiyacımız var.