Kudüs‘ü Yahudileştirme çalışmaları doğrultusunda Batılı güçlerin de desteğini alan Siyonist terör devleti İsrail, Müslümanların ilk kıblesi Mescid-i Aksa‘yı kuşatma altında tutuyor.
Analiz Dosya - Ahmet Zeki Gayberi
Tarih 2008 yılının son günlerini gösterirken, Siyonist İsrail yönetimi, çoluk, çocuk, kadın, yaşlı demeden Hitler‘in çağdaş bir açık hava hapishanesini andıran Gazze‘ye fosfor bombaları ile saldırdı. İki bine yakın Filistinli şehit olurken binlercesi yaralandı, binlerce ev yıkıldı ve tüm dünya ayağa kalktı. İsrail yönetiminin ortada hiçbir sebep yokken sergilediği bu insanlık dışı ambargo ve soykırım haftalarca sürdü. Gıda, elektrik, su ve akaryakıt bulamayan 1,5 milyon Filistinli açıkça ölüme terkedildi. Haftalar sonra Gazze‘din çekilen İsrail ordusu geride gözyaşı, kan, sefalet ve yoksulluk bıraktı.
Aradan sekiz ay geçtikten sonra, 27 Eylül Pazar günü 100 kişilik fanatik bir Yahudi grubu Mescid-i Aksa‘ya saldırdı. Çıkan çatışmalarda onlarca kişi yaralandı. 3-9 Ekim tarihleri arasında da yine Yahudiler Sukot/Çardaklar Bayramı‘nı kutlamak için 1 milyon kişi ile Mescid-i Aksa‘ya baskın düzenleme çağrısı yaptı. Buna karşı Kudüslü Müslüman önderler de Mescid-i Aksa‘nın boş bırakılmaması ve bir hafta boyunca muhtemel bir Yahudi saldırısından korunması yönünde Müslümanlara çağrıda bulundular. İslami Hareket lideri Şeyh Raid Salah ve Mescid-i Aksa hatibi Şeyh İkrime Sabri, fanatik Yahudilerin Mescid-i Aksa‘ya baskın düzenleyeceklerini belirtmiş, Kudüslüleri Mescid-i Aksa‘da nöbete çağırdı.
Müslümanların ilk kıblesini koruma kararlılığındaki Filistinliler ümmetin onurunu da kurtarıyorlar aynı zamanda. Binlerce İsrail askeri ve polisi ise başta Mescid-i Aksa‘nın giriş çıkışları olmak üzere Kudüs ve çevre bölgeleri kuşatma altına aldı. 20 bin kişilik Radikal Yahudilerin 3 Ekim gece yarısından itibaren Mescid-i Aksa‘ya özellikle Mağripliler Kapısı‘ndan saldırma girişimini de Mescid-i Aksa‘nın içindeki Müslümanlar geri püskürttü. Yerleşimci otobüsleri, yoğun bir şekilde Mescid-i Aksa-Burak Duvarı‘na Yahudileri taşımaya devam ediyor. Radikal Yahudilerin her an daha büyük bir saldırıya geçmeleri muhtemel.
Mescid-i Aksa‘nın altındaki kazılar
Mescid-i Aksa‘nın altında devam eden kazılar, yeni yerleşim yeri inşasının devam etmesi, Mescid‘in Mağripliler Kapısı‘nın ve Burak Duvarı‘nın işgali, Mescid-i Aksa‘nın giriş çıkış kapılarında gerçekleştirilen keyfî uygulamalar, Kudüslü Müslümanlara yönelik zorunlu göç politikaları, Selvan ve Şeyh Cerrah mahallelerinde yaşayan Müslümanların evlerinin gasp edilmesi, Rahmet Kabristanı‘nın park haline dönüştürülmesi gibi uygulamalar, öteden beri dillendirilen Mescid-i Aksa‘nın yerine bir Yahudi mabedi inşa etme politikalarının bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Tek seferde bunu gerçekleştiremeyeceğini bilen Siyonist yönetim, ortak kutsal mekânların birlikte kullanılması bahanesi ile Mescid-i Aksa‘yı bölerek, Burak/Ağlama Duvarı‘ndan Mescid-i Aksa‘ya kadar olan kısmı ele geçirmek ve burada bir Yahudi sinagogu inşa etmek istemektedir. Mescid-i Aksa‘nın işgalinin ilk adımı olan bu planı gerçekleştirmek için ise daha önce gerçekleştirdikleri, Hz. İbrahim Camii‘ni ele geçirme taktiğini uygulamak istiyor. Bilindiği gibi 1994 yılında Batı Şeria‘nın el-Halil kentinde bulunan Hz. İbrahim Camii‘nde cemaate yönelik bir saldırı gerçekleştirilmiş ve saldırılarda Camii‘de namaz kılan 67 kişi öldürülmüş, 300 kişi de yaralanmıştı. Bu olaydan sonra caminin bir kısmına el konulmuş ve Yahudi mabedine çevrilmişti. Şimdi benzer bir planın Mescid-i Aksa için uygulanması söz konusu. Mescid-i Aksa‘ya yapılan bu saldırı, bir nabız yoklaması olarak telakki ediliyor. Zira Radikal Yahudiler ve İsrail devletinin kışkırtıcı politikaları bölgeyi yeni bir İntifada‘ya sürüklerken başta İslam Konferansı Örgütü olmak üzere, yöneticileri ve halkı ile tüm İslam toplumu, özellikle de Mescid-i Aksa‘nın tapusunu elinde bulunduran Türkiye derhal harekete geçmelidir.
Kudüs‘ün bekçileri!
Kendilerine ‘Kudüs‘ün Bekçileri‘ ismini veren ve ümmetin sınırlarını bekleyenler anlamında ‘Murabitun‘ denilmesini isteyen yüzlerce Filistinli genç, Mescid-i Aksa‘daki nöbetlerini sürdürüyor. Murabitun içinde kadın direnişçiler de bulunuyor. Gençlerin bazıları, ilk günlerde yemek ihtiyacı için çıkmaya kalkınca kapıda gözaltına alınmış ve içeri dönememişti. Pazartesiden itibaren de gençler Mescid-i Aksa‘yı ihtiyaç dahil hiçbir şekilde terketmemişler. Murabitun‘a göre, Yahudilerin Mescid-i Aksa‘ya girmek istemelerinin altında dini talepleri değil değil, egemenlik ve güç gösterisi yatıyor. Buna gerekçe olarak da haham fetvalarını gösteriyorlar. Çünkü Yahudi din bilginlerinin tamamına yakınına göre, Mescid-i Aksa‘ya, Süleyman Mabedi inşa edilmeden girmek yasak.
Bir Makale
Yahudileştirme çalışmaları gölgesinde Kudüs
Doğu Kudüs‘ün planlı bir şekilde Yahudileştirilmesi çalışmalarının başlamasının üzerinden 42 yıl geçti. Yahudileştirme projesinin çeşitli cephelerde gerçekleştirdiği ilerlemelere rağmen, Altın Kubbe ve Kudüs‘ün dağlarından birini tamamen kaplayan geniş mescid manzaraya hakim durumdadır. Siyonistleri ürküten bu gerçekler, 2002 yılından itibaren Kudüs‘ü kesin olarak işgal devletinin bölünmez Yahudi başkenti haline getirecek hummalı bir çalışmanın başlamasına neden oldu. 2006 yılındaki ikinci Lübnan Savaşı ve 2008-2009‘daki Gazze Savaşı‘nın ardından oluşan güç dengesinin giderek bozulduğu hissi, Kudüs‘ün geleceğini kesin bir şekilde belirleme konusunu her renkten Siyonist siyasetçilerin nezdinde birinci öncelik haline getirdi. Kudüs davasının Arapların, İslam ülkelerinin ve hatta Filistinlilerin gündeminde müzmin bir şekilde gerilemesine karşılık, "Jerusalem"i son şekliyle yaratma fikri, Siyonistlerin öncelikler listesinin ilk sırasına oturdu.
İşgalci bu alanda kentin Arap ve İslami kimliğini dini, kültürel ve mimari yönlerden Yahudi kimliğiyle değiştirmeye çabalamaktadır. İşgalci, bütün bunları gerçekleştirebilmek için dört yoldan çalışmaktadır:
Birinci yol: İslami ve Hıristiyan kutsal mekanları içeren Eski Belde‘ye paralel kutsal bir Yahudi kenti inşa etmek.
İkinci yol: Radikal Yahudi gruplarının arka arkaya baskınlarıyla ve mescidin surları üzerinde, altında ve çevresinde havralar inşa ederek Mescid-i Aksâ ve çevresinde kalıcı ve doğrudan bir Yahudi varlığı oluşturmak.
Üçüncü yol: Mescid-i Aksâ çevresindeki Filistinlilerin mahallelerini boşaltmak ve Filistinlilerin Mescid-i Aksâ‘ya ve Eski Belde‘ye ulaşmalarını sınırlandırmak.
Dördüncü yol: Kudüs kentinin Yahudi kenti olduğu propagandasını yapmak.
1967 yılında Kudüs kentinin tamamını işgal ettiğinden bu yana işgalciye hep demografi kaygısı hakim olmuştur. Bu nedenle işgalci, o tarihten bu yana devletin başkenti sıfatıyla kentte belirli bir demografik Yahudi çoğunluğu sağlamaya çalışmıştır. Bu nedenle 1973 yılında Filistinlilerin kentteki oranını % 22 ile sınırlandıran bir kanun çıkarmıştır. Fakat bu hedefi hiçbir zaman gerçekleştirememiştir. Bugün, Kudüs‘te yaşayan Filistinlilerin oranı % 35‘e ulaşmaktadır ve bizzat işgalcinin kendi tahminlerine göre 2020 yılında % 40‘a ulaşması beklenmektedir.
Muhtemel senaryolar
Birinci senaryo: Kentin kimliğini belirlemede Yahudileştirme projesinin başarıya ulaşması. Bu senaryonun başarılı olabilmesi için, işgalcinin Mescid-i Aksâ‘yı ikiye bölmeyi ve Yahudilerin de Müslümanlarla birlikte orada ibadet etmeye hakkı olduğu ilkesini kabul ettirmeyi başarması gerekir. Mescid-i Aksâ çevresinde büyük havralar açmayı, turistik ziyaret yerleri olarak açmayı planladığı tünelleri tamamlamayı, Silvan Mahallesi‘nin büyük bölümünde "Davud" kentini inşa edebilmek için Eski Belde‘nin yakın çevresinde oturanları zorla göç ettirmeyi, sonuçları bugünden kestirilemeyecek yeni demografik bir yapı üreterek ve Kudüs çevresindeki Yahudi yerleşkelerini kent sınırlarına dahil ederek kentin belediye sınırlarını yeniden çizmeyi başarması gerekir.
İkinci senaryo: İşgalcinin birinci senaryonun gereklerini yerine getirmede çok büyük sorunlar yaşaması ve bu nedenle birinci senaryonun başarısız olması, uygulamasının gecikmesi veya işgalciyi alternatif senaryo arayışına girmeye sevk etmesi. Bu senaryo, Kudüslü Filistinlilerin direnişinin programlı bir şekilde desteklenmesini gerektirmektedir.
Üçüncü senaryo: Kudüslü Filistinlilerin kentin hüviyetini kendi lehlerine kesin olarak belirlemeyi başarmaları. Bu, işgalcinin çatışma cephelerinin hepsinde herhangi bir ilerleme sağlamasını engellemeyi ve demografi alanında ilerlemeyi sürdürmeyi gerektirmektedir.
Bu değerlendirmeler ışığında, birinci senaryo da göz ardı edilmemekle birlikte, ikinci senaryo gerçekleşmeye en yakın senaryo olarak görülmektedir. Mevcut şartlar istenilen düzeyde olmasa da, pratikte yaşanan bir durum olarak kalacaktır. Kudüs Savaşı bugün büyük oranda zamana karşı mücadeledir. İşgalcinin sabretmeye ve on yıllar sonrası için plan yapmaya vakti kalmamıştır. Bilakis, önümüzdeki birkaç yıla sonucu kesin olarak belirleyecek dönem gözüyle bakmaktadır. Bu birkaç yılda kentin kimliğini belirleyebilirse, hayatta kalabileceği duygusunu güçlendirecektir. Birkaç yıl içinde bu sonuca ulaşamazsa, kentin kimliğini belirlemede ümitsizliğe kapılacak ve bu ümitsizliği kökleşecektir. Bunun da ayakta kalma ve varlığını sürdürmeye güveni noktasında pratik yansımaları olacaktır. "Jerusalem" olmadan "İsrail" olabilir mi?
(Uluslararası Kudüs Müessesesi İcra Müdürü Ziyad El-Hasen)
Filistin Başbakanı İsmail Heniyye:
Ümmet sorumluluk yüklenmeli!
Siyonistler Mescid-i Aksa‘ya karşı son saldırıları ile orayı tamamıyla ele geçirmeyi amaçlamaktadır. Kudüs‘te bugün olup bitenler, Filistin halkının tarih boyunca geçirdiği tehlikelerden daha büyüktür. Mescid-i Aksa‘nın gerçek mücadelesi asıl şimdi başladı. Mescid-i Aksa‘yı korumak için ümmetin ahlaki ve dini sorumluluğunu yerine getirmesi ve Mescid-i Aksa‘da nöbet tutanları yalnız bırakmaması gerekir. Mescid-i Aksa‘dan ödün vermemiz söz konusu olamaz. İşgalcilerin bütün cürümlerine rağmen Mescid-i Aksa‘nın herkes için emin bir yer olmaya devam etmesi için en değerli varlığımızı feda etmeye hazırız.
İHH Genel Başkanı Bülent Yıldırım:
Mescid-i Aksa dünya savaşına sebep olur
Mescid-i Aksa sadece Filistinlilerin değil bütün Müslümanlarındır. Bütün Filistinliler bugün saldırı anında gerekirse şahadeti göze alarak Mescid-i Aksa‘yı korumak için İsrail polis barikatlarını aşacaklar. Geçen hafta 20 bin kişi Mağrip kapısından girerek Mescid-i Aksa‘ya saldırdı, içerideki Filistinli gençler buna engel oldu. 1 milyon Yahudi‘nin Mescid-i Aksa‘ya saldırması için Siyonist İsrail çağrıda bulunuyor. 2009 sonuna kadar Mescid-i Aksa‘nın bir kısmı işgal edilecek kararını aldılar. Aksa‘yı sinagog yapmayı hedefliyorlar. Türkiye‘nin bütün unsurlarını Mescid-i Aksa konusunda desteğe çağırıyoruz. Gazze bölgesel bir savaşa sebep oldu, Mescid-i Aksa olayı dünya savaşına sebep olur. Huzur ve mutluluk için Mescid-i Aksa korunmalıdır. Kanla sulanmış bir Mescid-i Aksa hiçbir zaman temizlenemez.
MTTB Genel Başkanı Taha Esen Şener:
Hükümet seyirci kalmasın
Daha birkaç ay önce mazlum Filistin halkını fosfor bombalarıyla öldüren, kundaktaki bebeklere kıyan İsrailliler bu sefer de Müslümanların kalbine dokunma gibi bir yanılgının içine düşmüşlerdir. Bayramlarını bahane eden aşırı dinci Yahudiler bir milyon Yahudi‘yi Mescid-i Aksa‘ya toplayıp mescidimizi işgal edip yıkma gibi bir plan içine girmişlerdir. İsrail polisi ile gençler arasında çatışmaları başlatan bu olay Yahudilerin bitmez tükenmez hırslarından kaynaklanmaktadır. MTTB olarak bu olayda parmağı olan herkesi telin ediyoruz. Başta Türkiye Cumhuriyeti hükümeti olmak üzere yeryüzündeki tüm devletleri bu olaya seyirci kalmamaya davet ediyoruz.
Dr. Memduh El-Munir:
Siyonistler niçin Mescid-i Aksâ‘yı basmak istiyor?
Siyonistler neden şimdi böyle çirkin bir girişimde bulundu? İsrail, geçici de olsa Yahudi yerleşim birimi inşasını durdurmayı kesin bir şekilde reddetmiştir. Hamas‘ı tasfiye etmek ve gelecek seçimlerde denklemin dışına çıkarmak için Filistin topraklarında çatışmaları yeniden alevlendirmek istiyorlar. İran‘ı çok büyük psikolojik ve ekonomik savaşla meşgul ederek tarafsız kalmaya mecbur etmeyi hedefliyorlar. Mescid-i Aksâ‘ya yapılan bu saldırı, nabız yoklamadan başka bir şey değildir. Bu nedenle hepimiz kutsal bir görevle karşı karşıyayız. Gece karanlığında kurulan komployu boşa çıkarmalıyız. Bu, sonunda ya zafer veya şehadet olan bir cihattır.