Kibir, ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi kulun bütün güzelliklerini yok eder. Şüphesiz, en büyük kibir; Allah‘a karşı kibirlenmektir. Ancak, hataya düşen müminlerin kibirlenmeleri, doğrudan Allah‘a karşı değilmiş gibi görünür. Peygamberimiz (sav): "Kalbinde zerre kadar büyüklük duygusu bulunan kimse cennete giremez" buyurur. Halkı küçük görüp büyüklük taslamak, fazileti bitirir, kibirleneni ise zelil hale getirir ve alçaklaştırır. Kibir nasihat dinlemeyi de engeller.

Rabbimiz, Araf Suresi 146. ayette şu uyarıyı yapar: "Yeryüzünde boşu boşuna büyüklük taslayanların dikkatlerini ayetlerimden alıkoyacağım da onlar bütün ayetlerimi görseler bile inanmayacaklar." Peygamberimiz (sav) buyuruyor ki: "Üç şey mahvedicidir: Boyun eğilen pintilik, isteklerine uyulan nefis ve insanın kendini beğenmesi"

Amel, ibadet

Yaptığı ibadetlerin çokluğuna güvenip, insanın şeytanın pençesine yakalanmasıdır. Kim kesinlikle Allah‘ın kullarından herhangi birinden, herhangi bir vesileyle üstün olduğuna inanırsa bu kimse, cehaletinden dolayı bütün amelini yakmış olur; zira cehalet, günahların en fahişi ve kulu Allah‘tan uzaklaştıran âmillerin en büyüğüdür. Kişinin nefsi için ‘başkasından daha hayırlıdır‘ şeklindeki hükmü katıksız cehalettir ve Allah‘ın azabından emin olmaktır. Oysa Allah‘ın azabından ancak zarar eden bir kişi emin olabilir.

Rivayet ediliyor ki, İsrailoğulları arasında bir kişi vardı. Ona şerrinin çokluğundan dolayı ‘İsrailoğulları‘nın rezili!‘ derlerdi. Bu rezil bilinen kişi, başka bir kişinin yanına vardı. Ona da ‘İsrailoğulları‘nın âbidi‘ denilirdi. bidin başı ucunda kendisini gölgelendiren bir bulut vardı. Rezil onun yanından geçtiği zaman içinden ‘Ben İsrailoğulları‘nın reziliyim, bu da İsrailoğulları‘nın âbidi... Eğer ben bunun yanında oturursam, umulur ki Allah bunun yüzü suyu hürmetine bana rahmet eder‘ dedi ve onun yanına oturdu. Abid de içinden ‘Ben İsrailoğulları‘nın âbidiyim, bu ise İsrailoğulları‘nın rezili... Bu nasıl benim yanımda oturur?‘ diye düşündü ve ondan yüz çevirerek ‘Benim yanımdan kalk git!‘ dedi.

Bu konuşmadan sonra Allah o devrin peygamberine şöyle vahiy gönderdi: ‘Onların ikisine de yeniden amel yapmalarını söyle! Çünkü ben o rezili affettim, âbidin amelini de yaktım!‘

Hasep ve neseple övünmek

İki kişi Hz. Peygamber‘in yanında birbirlerine karşı böbürlenerek tartıştılar. Onlardan biri diğerine şöyle dedi: ‘Ben filân oğlu filanım! Ey annesiz kişi! Sen kimsin?‘ Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: ‘İki kişi Musa‘nın yanında birbirine karşı böbürlendiler. Onların biri şöyle dedi: ‘Ben filân oğlu filânım!‘ Böylece dokuz atasını saydı. Bunun üzerine Allah Teâlâ Hz. Musa‘ya vahiy göndererek şöyle buyurdu: ‘Böbürlenene söyle! Senin o dokuz ecdadın ateş ehlindendir ve sen de onların onuncususun‘ [Abdullah b. Ahmed]

İnsan ne ile kibirlenir?

İnsan, nefsini olgun ya da kusursuz gördüğünde kibrin kuyusuna düşer. İki durumda insan kendisini, diğer insanlardan daha kusursuz görür; dini konularda ve dünyevi konularda. Dini boyutu; İlim ve amel çokluğu ile kibir. Dünyevi boyutu ise; nesep, güzellik, kuvvet ve mal çokluğu ile kibirdir.

İlim

İlmini, ibadetle güçlendirmeyen âlim bir kişi, durmadan ilminin izzetiyle büyüklük taslar. Nefsini büyütür. Halkı küçültür. Onları cehaletle niteler. Onların kendisine selâm vermelerini bekler. Eğer onlardan biri ona selâm verirse veya onun selâmını güler yüzle karşılarsa veya onun önünde ayağa kalkarsa veya onun çağrısına icabet ederse, bütün bunları o adamın yapmak zorunda olduğu bir vazife olarak telâkki eder ve teşekkür etmesini gerektiren bir nimet olarak görmez ve onların hepsinden daha üstün olduğuna inanır. Oysa durum hiç de onun zannettiği gibi değildir. Çoğu zaman o insanlar ona iyilik yapar da o onlara yapmaz! Onu ziyaret ederler, o onları ziyaret etmez. Hastalandığı zaman, ona ziyarete giderler, o onların hastalarını sormaz. İnsanlardan onunla ihtilât edenin kendisine hizmet etmesini talep eder. İhtiyaçlarında onların yardımcı olmasını ister. Eğer o bu hizmette kusur ederse, onun hareketini şiddetle kınar. Sanki insanlar onun kölesi veya ücretli hizmetkârlarıdır! Sanki ilim öğretmesi, onlara yapmış olduğu bir iyiliktir. Onların üzerine kendi haklarını yüklenmiş sayar.

Hz. Abbas‘ın rivayet ettiği hadiste, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: "Bir kavim gelecektir. Kur‘an‘ı okuyacaklar fakat Kur‘an onların boğazlarından aşağı inmeyecektir. Onlar ‘Biz Kur‘an‘ı okuduk! Bizden daha iyi okuyan ve bizden daha fazla bilen var mıdır?‘ diyeceklerdir!" Hz. Peygamber bunu söylerken dönüp ashabına baktı ve şöyle dedi: "Onlar sizlerdendir! Onlar ateş yakıtlarının ta kendisidir!" [İbn Mübarek]

Kur‘an ayetlerinde kibirlenenler ve kibirliler

"Yürüyüşünde ölçülü (ve kibirsiz) ol, konuşurken sesini de alçak tut. Çünkü seslerin en çirkini elbette eşeklerin sesidir." (Lokman Suresi/19)

"Allah‘a karşı yalan uyduranları kıyamet gününde, yüzleri kapkara bir halde görürsün. (Allah‘a imanı ve hükümlerine uymayı) kibirlerine yediremeyenler için, cehennemde yer mi yok?" (Zümer/19)

"(Onlara denilir ki) "İçinde ebedi kalmak üzere girin cehennemin kapılarından! (Bakın, Hakk‘a karşı) kibirlenenlerin yeri ne kötüdür!" (Mümin Suresi/76)

"Rabbiniz buyurdu ki: "Bana dua edin, (isteyin) size karşılık ver(ip duanızı kabul ed)eyim. Çünkü Bana ibadet/kulluk etmeye karşı kibirlenip (buna) tenezzül etmeyenler, aşağılıklar olarak cehenneme gireceklerdir." (Mümin/60)

"(Onlara: ) "Girin, içinde temelli kalacağınız cehennemin kapılarından. İşte, (Allah‘a imana ve teslimiyete karşı) kibirlenenlerin yeri ne kötüdür!" denilir." (Zümer/72)

"Şüphesiz ki, Rabbin katındaki (melek)ler, O‘na kulluk etmek hususunda kibirlenmezler, (daima) O‘nu tespih ve yalnız O‘na secde ederler." (A‘raf Suresi/206)

"Eğer (secdeyi) kibirlerine yediremezlerse, (kendi aleyhlerinedir, bilsinler ki) Rabbinin huzurundaki (melek)ler, zaten gece gündüz hiç usanmaksızın O‘nutespih etmektedirler." (Fussilet Suresi/38)

"(Buna rağmen) insanlardan kimi, ne bir yol göstereni, ne de aydınlatıcı bir kitabı olmaksızın bilgisizce (insanları) Allah yolundan saptırmak için kibirle yanını bükerek (kırıtarak ve böbürlenerek) Allah hakkında tartışır!" (Hac Suresi/8-9)

"Biz, İsrailoğulları‘na Kitap‘ta (Tevrat‘ta) şu hükmü bildirdik: "Siz o (mukaddes) yerde, mutlaka iki defa fesat (bozgunculuk) çıkaracaksınız ve muhakkak surette, büyük bir kibirle çalım satacak (ve azgınlık yapacak)sınız." (İsra Suresi/4)

"Göklerde ve yerde olanlar ancak O‘nundur. O‘nun nezdindeki (melek)ler O‘na kulluk etmekten kibirlenmezler ve yorulmazlar. Gece ve gündüz (nefes alıp verir gibi) ara vermeden (O‘nu) tespih ederler. " (Enbiya Suresi/19-20)

"Sonra Musa‘yı (ve kardeşi) Harun‘u, mucizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun ve ileri gelen yandaşlarına gönderdik, ama onlar büyüklük tasladılar (iman etmeyi kibirlerine yediremediler). Zaten kibirlenen (ve dik başlı) bir toplum idiler." (Mü‘minin Suresi/45-46)

"Vicdanları onlar(ın doğruluğun)a kesin inandığı halde, sırf haksızlık ve kibirden dolayı (bilerek) inkâr ettiler. İşte bak, o fesatçıların sonu nasıl oldu?" (Neml Suresi/14)

İki çeşit kıskançlık ve iki çeşit gurur vardır!

Cabir İbnu Atik (ra) anlatıyor: "Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"Kıskançlıktan bir nevi var ki Allah sever; bir kısmı da var ki Allah onu sevmez. Allah‘ın sevdiği kıskançlık, kişinin (mahreminden haram kılınmış bir fiil görmesi ile) şüphe halinde duyduğu kıskançlıktır. Allah‘ın sevmediği kıskançlık, şüphe olmadan kıskançlık duymasıdır.

Aynı şekilde bir kısım gurur vardır ki Allah hoşlanmaz, bir kısmı da var, Allah hoşlanır. Allah Teâlâ‘nın sevdiği gurur, kişinin savaş sırasında ve sadaka verme esnasında nefsine güvenerek duyduğu gururdur. Allah‘ın buğzedip sevmediği gurur ise, taşkınlık ve övünme sırasında duyduğu gururdur." [Ebu Dâvud, Nesâi]

Hepiniz Adem‘in evladısınız, Adem ise topraktandı!

Hz. Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: "Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "İnsanlar, ya cehennem kömüründen başka bir şey olmayan ölmüş ecdatlarıyla övünmekten vazgeçerler yahut da Allah katında, burnuyla pislik yuvarlayan mayıs böceğinden daha adi bir derekeye düşerler. Allah Teâlâ Hazretleri sizlerden cahiliye kibrini temizledi. Artık o, muttaki bir mümin yahut bedbaht bir fâcirdir. İnsanların hepsi Hz. Adem‘in evlatlarıdır. dem ise topraktan yaratılmıştır" [Ebu Dâvud, Tirmizi]

Güzellik

Hz. Aişe‘den (r.a) şöyle rivayet edilir: ‘Bir kadın Hz. Peygamber‘in huzuruna girdi. Ben elimle o şöyledir (yani kısa boyludur) dedim. Bunun üzerine Hz. Peygamber beni ikaz ederek şöyle dedi: ‘Sen onun gıybetini yaptın!‘

Bu tür gururun menşei, içte saklı bulunan kibirdir. Çünkü Hz. Aişe de eğer o kadın gibi kısa boylu olsaydı onu ‘kısa boylu olmakla‘ anmazdı. Sanki kendinin uzun boylu oluşu Hz. Aişe‘nin hoşuna gitmiş ve uzun boyluluğunu beğenmiştir. Kendi boyuna nazaran kadını kısa boylu saymış ve öyle demiştir.

Muhabir: Haber Merkezi