Keyfiyetin kemiyete yenik düştüğü yer

Abone Ol

Şehirlerimiz… Giderek içinden çıkılmaz hal almaya başlayan, sorunları kördüğüm olmuş çözülemez derecesine gelmiş şehirlerimiz. İçinde yaşayan insanlarla birlikte bir meçhule doğru giden gemi misali her yeni gün bir bilinmezi bünyesinde barındıran şehirlerimiz. Ve insanımız… Şehrin koşuşturmacasından yorulmaya başlamış ve çaresizliğin esiri olmuş güzel insanımız. Şehir mi insanı mezceder yoksa insan mı şehri? İnsansız şehir olamayacağı gibi şehirsiz de insanı düşünmek pek gerçekçi olmasa gerek. Ne diyordu şair “Umut bu şehirde artık marketlerin adı, hayal kahvelerin, sevda pastanelerin, arzu sinemaların, vefa nasılsa eskimiş unutulmuş bir semtin adı…”

Şehirler aynı zamanda medeniyetin alametlerinden birisidir. Gelişmişlik göstergelerinde ölçü olarak da kullanıldığı vakidir. Kendilerine has mimarisi olan da var, bir keşmekeşin olduğu da. Gayet düzenli olanına da rastlanılır hercümerç içerisinde bulunanına da. Gökdeleninden gecekondusuna her türlü meskene rastlarsınız şehirlerde. Kimi şehirler planlı kurulup geliştiğinden daha derli topludur. Kimileri ise plansız bir büyümenin kurbanı olduğundan her şey her yerdedir.

İnsan ve şehir birbirinin mütemmimidirler. Şehri kuran insan, aynı şehri yaşanmaz hale getiren de insandır. Tabii güzellikleri hoyratça talan eden de insan, şehrin ortasına tabiat parkı kuran da insan. Çevreyi dikkate almayıp kirleten de insan, kirlenmiş çevreyi temizlemek adına büyük bir parayı ve gayreti sarf eden de insan. Taşı toprağı altın diyerek köyünde bulunan bağını bahçesini satarak büyük şehre göçen de insan, şehrin hengâmesinden kurtulmak için şehirden uzakta iki göz odalı bahçeli bir ev hayali kuran da insan.

Daha rahat bir hayat sürmek adına çeşitli fırsatların olduğu yerlerdir şehirler. Gerek iş imkânı gerekse sosyal yaşantı adına pek çok fırsatı barındırır bünyesinde. Şehir hayatına alışan bir insan için köy hayatı anlamını yitirdiği gibi çekilmez de gelmeye başlar. Şehrin gürültüsünü bile özler insan şehirden ayrı düştüğü zamanlarda.

Şehirler insan için gürültü, trafik, geçim sıkıntısı gibi zorlukları da bünyesinde barındırır. Gerçekten zordur şehirde yaşamak. Bir ömrü şehirde geçirdiği halde pek az şeyi başarmış insan hikâyeleriyle doludur şehirler. Koca şehri yenmek ve hayallerini gerçekleştirmek adına başlayan mücadele izbe bir köşede yenilmişlik psikolojisi ile nihayete de erebilir.

Şehirler kalabalık yerlerdir. Milyonla ifade edilen insanın yaşadığı, her yerde büyük bir topluluk içinde bulursunuz kendinizi. İnsanlar bir sel misali oradan oraya akıp giderler. Toplu taşıma araçları, parklar, caddeler, sokaklar, meydanlar her yer kalabalıktır. Milyonlarca insan bulunmasına rağmen yine de yalnızlığın yaşandığı yerlerdir aynı zaman şehirler. İnsan kalabalıklar içerisinde kendini yalnız hisseder sürekli. Çevresinde pek çok insan vardır ama o sürekli yalnızdır. Üstelik yapayalnızdır. Keyfiyetin kemiyete yenik düştüğü yerlerdir şehirler.

Şehirler sahip çıkmanın anlam kazandığı yerlerdir. Doğaya, tarihe, insana sahip çıkılır şehirlerde. Tarihi mekânların, doğal hayatın, insan varlığının korunması gerekir şehirlerde ki o şehrin bir anlamı olabilsin. Doğanın talan edildiği, tarihi eserlerin yağmalandığı, insanın heder edildiği yerlerdir aynı zamanda şehirler. Kesilen her ağaç, yok edilen her yeşillik insanın nefes almasını zorlaştırmakta, restore edilmeden yitip giden her tarihi bina da hafızasını silmekte insanımızın. Tarihe, doğaya önem verilmeyen bir şehirde insanın önem kazanmasını beklemek de ne kadar gerçekçi olur değil mi? Bu yüzden çekirdek aileden bireyselliğe doğru bir gidiş hâkim olmaya başlamıştır şehirlerde.

Şehirler bir arada yaşamanın, birlik beraberliğin zirve yaptığı yerlerdir. Milyonlarca insanın bir ahenk içerisinde birlikte yaşadıkları koca bir aile gibidir şehirler. İnsanın kendisini huzurlu ve mutlu hissettiği yerlerdir yaşadığı yerler. Asayişin kaybolmasıyla huzursuzluğun arttığı, insanın evinde bile kendini güvende hissetmediği yerlerdir aynı zamanda şehirler. Çelik kapılara, demir parmaklıklara mahkûm bir hayatın adıdır. Sürekli bir endişenin var olduğu, gözünü bir an bile kapamanın mümkün olmadığı yerlerdir nihayetinde şehirler.

Evet! Şehirler, şehirlerimiz… Bin bir hayal ve ümit ile başlanılan günün sonunda yıkılmışlığın, bitkinliğin, pişmanlığın, hayal kırıklıklarının yaşandığı şehirlerimiz…

Selam ve dua ile…

Henüz doğmadım

İki yaşlı hanım otobüste havadan sudan, eski günlerden konuşuyorlarmış. Bir diğerine sorar:

- Sahi hemşire sen kaç yaşındaydın?

- Biliyorsun işte. Otuz. Peki, sen kaç yaşındasın?

- Ben mi? Ben yirmi yedi yaşındayım.

İki yaşlı hanım yanında ayakta dikilen ve konuşmalara kulak misafiri olan genç kıza dönerler ve sorarlar:

- Kızım sen kaç yaşındasın? Genç kız biraz durakladıktan sonra:

- Sizin yaş hesabınıza göre ben henüz doğmadım der.

• “Bir insanı tanımak istiyorsanız kendi eşiti olanlara değil, astlarına nasıl davrandığına bakın.” J. K. Rowling

• “Er odur ki dünyada koya bir eser; esersiz kişinin yerinde yeller eser” Barbaros Hayreddin Paşa

• “İslam’ın ilerlemesini –her türlü ilerlemeyi- sakin ve teslimiyetçi kimseler değil, cesur ve itirazcı (isyankâr) ruhlu kimseler gerçekleştirecektir.” Aliya İzzet Begoviç

• “Büyük işler, büyük insanların gözünde küçülür; küçük işler, küçük insanların gözünde büyür.” Arap Atasözü