Keşmir bölgesi, yıllarca Hindistan, Pakistan ve Çin arasında kalan ortak bir bölge olarak büyük çatışmalara sahne olmuş, özellikle Hindistan ve Pakistan arasında bir türlü çözülemeyen sorunların en başında gelmiştir. Özellikle Keşmir bölgesinde ikamet eden nüfusun çoğunluğunun Müslümanlardan oluşması, bölgenin diğer güçleri tarafından her zaman kontrol edilmesi gereken ve hatta sindirilmesi gereken bir yer olarak algılanmasına neden olmuştur. Yine iyi kötü demokratik sistemlerin de bölgede konsolide olmaya ve her türlü nüfus yapılarının önem kazanmaya başlamasıyla da, bölgede yaşayan Müslümanların her birisi etkilenmesi gereken ya da zihinsel anlamda ortadan kaldırılması gereken bireyler olarak görülmeye başlamıştır.
İşte böyle bir ortamda geçtiğimiz günlerde Keşmir bölgesinin Hindistan’a bağlı Cemmu ve Keşmir isimli bölgesinde yapılan seçimler, özelde Hindistan’ın genelde ise tüm bölgenin en önemli gündemlerinden biri haline geldi. Hindistan’da bir süredir ortalığı kasıp kavuran Modi dalgası, içerde tüm ülkeye büyük bir dinamizm katmışken, Hindistan’ın bu ekonomik büyümesi aracılığıyla bölgesel ve küresel anlamda daha fazla kendinden söz ettiren ülke haline gelme arzusu paralel ilerlemiştir. Hindistan başta kendi bölgesinde daha fazla söz sahibi bir ülke olmak istiyorsa, ülkeye istikrarsızlık getiren tüm sorunları çözmesi gerektiğinden, Hintli politik ideologların dediği gibi, öncelikle Keşmir sorununun çözümünde ilerleme kaydedilmesi gerekliydi. Bu açıdan seçimler Modi yönetimi için bir fırsat niteliğinde olabilirdi ve öyle de yapılmaya çalışıldı.
Yeni Hindistan Dış Politikası
Hindistan’ın son 10 yıl içerisinde büyük bir ekonomik büyüme kaydettiği büyük bir gerçekti. Bu büyümenin yanında, Putin tarafından ülkeye yapılan ziyaret ve 26 Ocak’ta Obama’nın yapacak olduğu ziyaret ise ülkenin öz güvenini fazlasıyla arttırmıştı. Böyle bir dış politik gidişat içerisinde Modi liderliğindeki yönetimin temel önceliği, ekonomik büyümenin devam edişi ve güvenlik meselelerinin bir an önce çözülmesiyle ilgiliydi. Konuyla ilgili yapılan tartışmalarda, “Gujral Doktrini” olarak bilinen ve eski Başbakanlardan Gujral’ın önerdiği dış politika prensiplerine geri dönüp dönülmeyeceği müzakere ediliyordu. Bu prensipler ilginç bir şekilde Başbakan Davutoğlu’nun “sıfır sorunlu” dış politika prensiplerine benzer prensiplerdi ve Pakistan ve Çin karşıtlığı üzerinden bölgedeki tüm komşularla iyi geçinip bölgesel liderliğe doğru giden bir yol çiziyordu. Yani kısaca Modi yönetimindeki Hindistan da kendini merkeze koyup, dünyayı Yeni Delhi merkezli okumak istiyordu.
Keşmir’in Modi İçin Önemi
İşte böyle bir strateji takip etmek isteyen Hindistan, bugün artık Çin ve Pakistan ile çatışarak daha fazla büyüyemeyeceğinin farkına varmış görünüyor. Bu açıdan Hindistan basınında da rahatlıkla görülebildiği üzere Pakistan’la kalıplaşmış çatışmasına bir son vererek ya da vermek istediğini göstererek barışçıl ve istikrarlı bir portre çizmek istiyor. İşte bu açıdan Keşmir seçimleri hem kendi yumuşak gücünü hem de bu stratejinin uygulanabilirliğini göstermek açısından hayati önemdeydi. Çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu Keşmir’de büyük bir Hindistan karşıtlığı vardı ve yine çoğunluk bölgenin sorunlarının çözümünün seçimlerden ziyade bir ayrılık yolu ile sağlanabileceğini savunuyordu. Modi ise kendisine oy verebilecek Hinduların azınlıkta olmasına rağmen, kalkınma vaatlerinin ağırlıkta olduğu konuşmasında, bölgenin geleneksel güçlü ailelerinin yönetiminde bulunan siyaseti eleştirerek tüm taraflardan oy toplamayı amaçlamıştı. Modi’nin amacı bölgede seçimi kazanamasa da tarihin en iyi performansını sergilemek ve meşruluk açısından en büyük katılımını gerçekleştirmekti. Hedef ise hem bölgesel partileri sistemde tutarak karşı bir sosyal dinamizmin önüne geçmek hem de kendi ağırlığını arttırarak bölgeyi daha iyi kontrol edebilmekti. Sonuçta seçimler 25 yılın en büyük katılımıyla ve 23 sandalye ile tarihin en başarılı performansıyla Modi’nin partisi BJP tarafından geride bırakıldı. Şöyle bir bakıldığından BJP’li ideologların seçim öncesinde sıraladıkları tüm hedeflere ulaştıkları rahatlıkla söylenebilir. Yani artık Keşmir’de daha güçlü bir merkezi ağırlığın olacağı kesin gibi.
Sorunun Temeli
Modi artık Keşmir’de daha güçlü ancak burada dikkat edilmesi gereken başka noktaların da olduğu kesin. Kimdir bu Modi ve BJP diye kısaca tarihe başvuracak olursak, Modi’nin kendi eyaleti olan Gucaret’te Müslüman katliamıyla popülerlik kazanan bir siyasetçi olduğu, BJP’nin ise Hindistan Yurtseverler Birliği gibi oluşumların desteğiyle Hindu milliyetçiliği üzerinden ve başta Müslüman karşıtlığı üzerinden iktidara geldiği gibi olgular karşımıza çıkıveriyor. Her ne kadar tüm ülkede daha iyi bir otorite kurmak ve uluslararası arenada yumuşak gücünü dünyanın en büyük demokrasisi olduğu söylemiyle arttırmak istediğinden daha çoğulcu politikalar takip ettiği konusunda iknacı olmaya çalışsa da, Hindu milliyetçiliğinden gelen kökenleri Keşmir’i rahat bırakmayabilir. Hindu milliyetçiliğinin Hindistan’daki Savarkar gibi kurucu babalarının Hindu milliyetçiliği ve Siyonizm’in kardeş organizasyonlar olduğunu daha ilk günlerden açıklamaları ise olayların köklerinin nerelerde olduğunu bizlere daha iyi gösterebilir. Sonuçta Keşmir meselesi, Filistin meselesi neyse odur. Keşmir’deki Müslümanların sahipsiz bırakılarak uzun yıllardır sürdürdükleri davalarında geriye düşmeleri, İsrail’in tüm Filistin’i işgal etmesiyle aynı duruma karşılık gelir. Bizler ise önce sorunun temellerini tespit etmeliyiz.