Keşke tek dert mimari olsa

Abone Ol

Tartışma ve polemiklerimizde Türkiye yi bitirdik, artık

yurtdışından örneklerle yürütüyoruz gereksiz münakaşa ve çekişmeleri. Dışarıdan

misal ithal ederek, gereksiz polemikleri uzattıkça uzatacağız. Toledo

tartışması buna bir örnek.

Hükümet ve çözüm süreci denen kerameti kendinden veya

ABD den menkul şey deki partneri arasındaki tartışmalar, ülke gündemini işgal

ediyor. Bu iki tarafın kendi meseleleri aslında. Her ikisinin yaptığı münakaşa,

tartışma, polemik, kavga ve sert salvolar, nedense hiç inandırıcı görünmüyor.

Danışıklı dövüş yaptıkları hissi, bir türlü giderilemiyor. Bir zamanlar

kapalı kapılar ardında yaptıkları mutabakatlar, gizli kapaklı ve halktan

kıyasıya gizlenen müzakerelerden kaynaklı bir danışıklı dövüş hissi Terörle

masaya oturulması, müzakere edilmesi buna sebep oluyor neticede.

Her iki tarafın kısır tartışmaları bu toplumu

ilgilendirmiyor. Ne terörle masaya oturma gafletinde bulunanlar, ne de terörün

şubesi olması sürdürenler, her iki taraf da bu toplumun gerçek meselelerine

hitap etmiyor, edemez. Şehit olanların acılı ailelerini, terör yüzünden

hayatları alt üst olmuş insanları  ve

huzur ve sükunu kaçmış Anadolu insanın da ilgilendirmiyor kendi aralarındaki

tartışmalar, münakaşalar, polemikler. Koskoca bir ülke, iki tane partinin

seviyesizliklerine mahkum değil, olamaz da. Halkın huzur ve sükunu ile can ve

mal güvenliği her şeyin üstündedir neticede, gerisi boş laf.

Toledo tartışmasına dönelim. Başbakanın Sur u Toledo

gibi yapacağız sözü Endülüs ü çağrıştırmıştı. Endülüs ün Toledo sunu

(Tuleytula) O laf, herhalde internette yapılan basit bir arama neticesinde

Franco İspanyasına kadar gitti. Gereksiz sözler ve tartışmalarla Türkiye yi

meşgul edenler, bu meseleyi bile alakasız yerlerinden yakaladılar yani.

Şunu söylemek gerek. Türkiye de gücün adaletli dağılımı

ve kullanımından söz etmek mümkün değildir. Sandık sonucuna göre şekillenen

güç, giderek mutlak bir karaktere bürünmekte ve denetimden, hesap verebilir

olmaktan uzaklaşmaktadır. Bu, tarihte örnekleri de olan bir olgudur. (Serbest

seçimlere geçilmeden önce tek parti CHP si, çok partili sistemde ise

Menderes in DP si mesela)

Güç sahipleri, toplumun diğer kesimleriyle hiçbir surette

uzlaşı ve onların rızasını aramadan, bir dayatma tavrına yönelmektedir.

Türkiye nin realitesi budur maalesef. Toplumun karpuz gibi iki düşman kampa

bölünmesi bile gücün bu kontrolsüzlüğüyle yakından ilgilidir. Yine de Franco

İspanyası benzetmesi, şu atmosferde gerginlik ve tansiyonu daha da yükseltmeye

yarayacağından biraz provokatiftir.

Öte yandan, Başbakanın Sur u, Toledo gibi yapacağız

sözü de çok açık değildir. Toledo daki mimari yapı kastedilse de, bir şehrin

sadece bir mimari yapıdan müteşekkil olmadığı da bir gerçektir. Endülüs e göz

kırpma barındırıyor olsa bile ayağı yere basmayan bir örnektir bu. Hem asıl

mesele, Diyarbakır Sur u Toledo gibi yapmak mıdır, yoksa halihazırda bir tarih

ve kültür hazinesi olan bir yeri, eski haline döndürmek midir, bu

tartışılmalıdır. Anadolu İslam medeniyetinin, Endülüs ten aşağı kalır yanı

yoktur neticede.

Endülüs e göz kırpma olsa bile, bir de şöyle bir durum

vardır maalesef. Toledo, önemli miktarda Arapça konuşan Hıristiyan barındırır

ve bu topluluk sayesinde Toledo, İslam a karşı bir direniş merkezine dönüşür.

10. yüzyılın başlarında, bir süre özerk bir Arap devleti kurulması da, bugünün

hassas şartları düşünüldüğünde bu örneğin doğru bir örnek olmadığına delalet

edecektir.

Yani, meseleyi Franco İspanyasına getiren taraf için

şehir cahili, kültür cahili, medeniyet cahili demek doğru bir tespittir.

Ancak, Toledo örneğinin doğru bir örnek olduğu anlamına gelmez. Endülüs ün

mimari yapısı kast edilerek bu örnek verilse de, içinde bulunduğumuz netameli

durumun ve özerklik türünden tehlikelerin önümüzde olduğu bir atmosferde

meselenin bir şehircilik, bir mimari veya bir TOKİ meselesi olmadığını anlamak

en başta gelen şart olacaktır.