Keşke Adnan Menderes 1959'da İktidardan Çekilmiş ve Siyaseti Bırakmış Olsaydı?

Abone Ol

Yıl 1960, Mayıs ın 27 si Sabaha doğru fecr-i kâzibte radyolardan marşlar çalınmaya, gür bir ses tâlimatlar okumaya başladı: "NATO ya bağlıyız, CENTO ya bağlıyız İdareye el konulmuştur " Rahmetli annem ve babamla Ankara da yaşıyoruz. Aylardan beri Türkiye toz duman içindeydi. Herşeyin çivisi çıkmıştı. Nihayet korkulan olmuştu.

Büyük Millet Meclisi Başkan Yardımcısı İbrahim Kirazlı bizim sokakta bir apartmanda oturuyordu. Hava ışıyınca bir jeep geldi onu evinden aldılar götürdüler.

Cumhurbaşkanı Celal Bayar biraz direnmeye kalkmış, onu da derdest edip götürmüşler.

Başbakan Adnan Menderes Eskişehir den başka bir yere giderken yolda tutuklandı.

Büyük Millet Meclisi ndeki iktidar partisi milletvekillerinin hepsi toplandı, tutuklandı.

Sokağa çıktığımda Ankara Büyük Postahanesi binasının duvarında teksirle basılmış kâğıtlar gördüm. Dışişleri bakanı Fatin Rüşdü Zorlu nun servetinin listesi veriliyordu.

Ertesi gün matbuatın (basının) büyük gazeteleri darbeyi alkışlayan manşet ve sürmanşetler yaptılar.

Belli merkezlerde propaganda, beyin yıkama, dezenformasyon yağmurları sağanak halinde yağmaya başladı. Halkın oylarıyla seçilmiş meşru iktidar "Düşükler" olmuştu.

Câni ve katil iktidar, katlettiği muhalif üniversiteli gençlerin cesetlerini sun î gübre fabrikalarına gönderip kıyma yaptırmıştı (Bende böyle bir manşeti bulunan bir gazete nüshası var).

İftiranın, yalanın bini bir paraya idi.

Sanki gökten tepemize çamur yağıyordu.

Selânikliler bayram yapıyorlardı.

Ah biri çıksa da 27 Mayıs 1960 tan sonra Türkiye de olan bitenleri resimlerle, belgelerle, gazete manşetleri ile fotoğraflarla bir albüm haline getirse.

Sakın beni Menderesçi sanmayın. Ona son derece muhaliftim.

1959 da Erzurum da yedek subaylık yapıyordum. Üstad Necip Fazıl tabloid boy, 32 sayfa, nefis haftalık BÜYÜK DOĞU lar yayınlıyordu. O seri 30 küsur sayı sürmüştü. Onlardan birinin birinci sayfasına şaha kalkmış, boynuna kement atılmış bir at resmi basmış, yanına "Menderes kendini ve Türkiye yi CHP kemendinden koru" mealinde (hafızamdan yazıyorum) bir başlık koymuştu. Menderes bu uyarıya önem vermemiş ve sonunda kendisini idam sehpasına götürecek gaflet çukuruna düşmüştü. Sadece kendisini yakmamış, Türkiye yi  yakmıştı.

Keşke işler zıvanadan çıkmadan önce erken seçim kararı almış, hatta iktidardan çekilerek bir seçim hükümeti kurdurtmuş olsaydı.

10 senelik iktidarı esnasında Menderes ölümcül hatâlar yaptı. 1953 Malatya cinayetini bahane ederek Müslümanların ve milliyetçilerin bellerini kırdı.

Yeşilköy havaalanında bir basın toplantısı yapmış "Kara basının (Müslüman basını kastediyor) sayısı 33 tü. Bunların 22 sini kapattık, diğerlerini de kapatacağız" demişti.

Ahmet Emin Yalman ın Malatya da vurulması üzerine yakalanan Müslümanlara korkunç işkenceler yapılmıştı. Hattâ bunlardan biri işkence yüzünden şehid olmuştu. Kitaplarda yazılmış, kayıtlara geçmiştir, feci şekilde dövülen bir Müslüman "Allah" diye bağırdıkça, zâlimler "Hadi gelsin kurtarsın seni Allah" diyorlarmış.

Malatya hadisesinin ardından bütün dinî ve millî dernekler kapatılmış, ülke çapında korkunç bir devlet terörü fırtınası estirilmişti. Dindar halktan niceleri dinî kitaplarını, gazete ve dergi kolleksiyonlarını yakmak zorunda kalmışlardı. Meğerse Selâniklilerin ne büyük bir değeri varmış.

Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi nde öğrenciydim. Pek derslere girmezdim. Ankara Adliyesi ne gider, Malatya hâdisesi dâvasını, Milliyetçiler Derneği nin, Millet Partisi nin kapatılmasıyla, Samsun milletvekili Hasan Fehmi Ustaoğlu nun Büyük Cihat gazetesinde yazdığı makale ile ilgili davaları takip ederdim. Ahmet Emin Yalman ın vurulması üzerine Üstad Necip Fazıl Kısakürek, Cevat Rıf at Atilhan ve daha nice Müslüman şahsiyet tutuklanmıştı. Necip Fazıl ı kaç kere Ankara Yeni Cezaevi nde arkadaşlarımla ziyaret etmiştik. Çok sıkıntılar çekmişti. İstanbul da hanımı ve çocukları perişan, kendisi Ankara zindanında perperişan idi.

Müslümanların, milliyetçilerin belleri kırıldı. Başta Celal Bayar olmak üzere o mahut ve mâlum zümrenin istedikleri oldu. Sonra 1959 lara, 60 lara gelindi. CHP, derin güçler halka dayanan Demokrat Parti iktidarını sarsmaya, sallamaya başladılar. Adnan Bey, eski Milliyetçiler Derneği Başkanı Sait Bilgiç e telefon açmış, "CHP li ve solcu gençlere karşı milliyetçi gençlik niçin tepki göstermiyor, meydanlarda onların karşısına çıkmıyor " demiş, "Beyefendi, siz Milliyetçiler Derneği ni yıllarca önce kapatmıştınız" cevabını almış.

60 İhtilali nden sonra Marmara da Yassıada da bir Yüce Adalet Divanı kuruldu. Aman ne adalet, ne adalet

Savcılardan biri duruşma esnasında eline bir kadın donu almış ve bayrak gibi sallayarak Menderes i suçlamıştı. Neymiş sâbık başbakan, makamına karı getiriyormuş, bu don da onlardan birine aitmiş.

Ya Celal Bayar ın köpek davası Afgan kralı ona bir köpek hediye etmiş, o da köpeği zimmetine geçirmiş. Ne suç, ne suç

Yırtındılar, çırpındılar, parçalandılar dişe dokunur bir yolsuzluk ve suç bulamadılar.

İhtilalden birkaç sene sonra bir takım gençlerle tanıştım. Ankara da bir okulda okuyorlarmış. 60 darbesi olunca Büyük Millet Meclisi ne o kargaşalık, o toz duman içinde girmişler, madenî dolapların kapılarını kırmışlar içlerinden paralar çıkmış, onları yağmalamışlar.

Diyanet İşleri Başkanlığı nda Müşavere Kurulu Üyesi Konyalı, Ezher Üniversitesi mezunu Mustafa Runyun Hoca vardı. 1957 seçimlerinde Demokrat Parti den Konya milletvekili adayı olması teklif edilmişti, ben de o sırada Diyanet te çalışıyordum. Runyun Hoca çok tereddütlüydü. Kabul etsem mi etmesem mi .. Nihayet nefis ağır bastı ve kabul etti. Meclis e girdi 1960 ta Yassıada ya tıkıldı. Bin çeşit hakaret, eziyet içinde nice çileler çekti. Yıllar sonra tahliye edildiğinde sağlığı çökmüş ve malî bakımdan perişan olmuştu. Doğru mu yanlış mı, kesin konuşamayacağım, benim duyduğum şu: O kadar eziyet ettikten sonra, tahliyelerinde bir de hapiste yedikleri yemeklerin parasını almışlar!..

Yahu, 27 Mayıs 1960 diyerek başladım, daldan dala atlayarak nerelere geldik.

Yine yeni bir seçim arefesindeyiz.

Bu seçim olacak mı, olmayacak mı, işte bütün mesele burada.

Bombalar patlayacak mı, patlamayacak mı

Beyoğlu nda bir terör eylemi sonunda elli kişi ölecek mi, ölmeyecek mi

Heyecanı doruğa çıkartmak, ülke çapında panik ve dehşet kasırgaları estirmek için bir takım önemli kişiler öldürülecek mi, öldürülmeyecek mi

Bunlar gerçekten önemli konular ama bazılarının içleri başka şeyler için yanıyor.

Daha fazla şan, şeref, ikbal, alkış Daha fazla para, servet Daha yükseklere çıkmak

Yüksel ki yerin bu yer değildir,

Dünyaya geliş hüner değildir.

Yüksel ki Cihan sefil ve dûndur.

Rağbet ana âdeta cünûndur

Bir takım adamların içleri yanmaz mı hiç Bir milyon dolar harcayacaklar, sonra en az 10 misli kazanacaklar. Her şeyin bir rizikosu var

Beride önemli kişiler uçtukça uçuyor, yükseldikçe yükseliyor Artık alçalamazlar.

Zavallı Menderes, "Ben kendime sâbık (eski) başbakan dedirtmem " diye diretmişti. Keşke diretmemiş olsaydı.

Keşke Adnan Menderes 1959 da siyasetten çekilmiş, parti başkanlığını ve makamını ehil birine bırakmış ve kendisi de geçici bir süre meselâ- İsviçre ye yerleşmiş olsaydı. Böyle bir davranış kendisi, âilesi, ülkesi, halkı, devleti için daha hayırlı olmaz mıydı