Kesilmeler

Abone Ol

Umberto Eco, ‘Gülün Adı’ adlı eserinde; “...her gerçek her kulağa göre değildir” der. Bugün gerçekleri duymaya müsait kaç kulak vardır, insan merak ediyor. Gerçeğe uygun kulak sahibi olmadığımız için yalanların ninnisi ile beşikte uyuyan çocuklar gibi uyutuluyoruz. Hakikatin saptırıldığı, değerlerin birer birer tahrip edildiği bir dünyada kendi olmak ve kendi olarak var olmak belki de en çetin iştir. Bugün herkesi olduğu yerden uzaklaştıran ve bir daha kendisi olmasına asla müsaade edilmeyen bir toplumun trajikomik halini hep birlikte yaşıyoruz. İstesek de istemesek de kendimizi bir türlü doğrunun içerisinde konumlandıramıyoruz. Çünkü artık bedenlerimiz oburlaştı, konfor her şeyi esir aldı ve bu yüzden kimse mücadele etmek istemiyor. Kimse bedel ödemek istemiyor, onun için de her geçen gün daha ağır bedeller ödeniyor. Herkesin payına düştüğü için belki de böylesi bir ödeme biçimi kimseyi rahatsız etmiyor.

Hamaset a’dan z’ye her şeyin içerisine zerk edildiği için acı da keder de ninni gibi geliyor artık kulaklara. Adeta bu hamasi siyasi söylemin içerisinde hapis hayatı yaşıyor toplum. Engin Geçtan’ın ifadesi ile “...değersizlik duyguları yaşayan bir insan üstün olmak zorundadır.” [İnsan Olmak] Bugün bu hamasi dilin dayattığı sahte üstünlük de bu değersizliğin bir sonucudur. Onun içindir ki kavram, kuram, kurum ve düşünce oluşturamadan yeni bir düşünce inşa edemeden sekli, kaba bir üslupla kurmaca bir dünyanın vaadi veriliyor. Ve tuhaf bir şekilde bu vaatler, kendine müşteri bulabiliyor.

Ne yöne dönerseniz dönün, her tarafta kaba, bayağı her türlü incelikten, estetikten ve sadelikten yoksun bir hayat tarzı hüküm sürüyor. Bu da hiçbir yaşam biçimine, çeşitliliğe hayat hakkı tanımıyor. Bilinçten yoksun şekilde; sadece kişilerin yüceltildiği, her şeye kutsal bir anlam atfedildiği böylesi bir zeminde hiçbir kulak hakikatin net ve berrak sesini duyabilecek kulağa sahip değildir. Onun için kimse hicap duymuyor, utanmıyor, pişman olmuyor. Hiçbir hakikat sözü muhataplarında makes bulmuyor. Haddizatında büyük bir pişkinlik ve laubalilik sarıyor dört bir yanı.

Doğru-yanlış, iyi-kötü ayrımı bile yapılamıyor. Her tarafta biz ve onlar gibi bir ayrışım ve ötekileştirme söz konusu oluyor. Hiç kimse doğruyu-yanlışı, hakikiyi- sahteyi, adil olanla zulmü, iyi ile kötüyü ayrıştırmıyor. “Bunları yerli yerine sağlıklı bir şekilde nasıl koyabiliriz?” diye sorulmuyor. Böyle bir çabanın konusu dahi edilmiyor. Böylelikle ne zeminin sağlamlığına ne de alternatif arayışlara yönelinemiyor. Bu da büyük bir insan ve düşünce kaybına neden oluyor. Böylelikle hiçbir konumda doğru temsil mümkün olmuyor. Bu nedenle belki iyimser bir temenni bütün bunlardan sıyrılmak ama bu yönde bir adım atabilmek herkesin boynunun borcu, ya bu borç bizi alıp götürecek ya da bu kamburdan kurtulacağız. Her iki manada da yani hem maddi hem de manevi. Nitekim, unutmamak gerekir ki; ‘cahilin nimeti arttıkça çirkinliği de artar.’ İnsanlıktan kesilenler ile insan kalabilmek için çabalayanlar arasında bütün kesitler. İnsan kendine geldiğinde kendini yani hakikatini görecektir. Kendine gelebilmek temennisi ile; hoşça bakın zatınıza...