Kerbela, insanlık tarihinin önemli virajlarından birisidir. Kerbela’yı duygusal bir motivasyonla okumak, bir ağıt formunda anlamak Kerbala’nın günümüze hakkıyla taşınamaması demektir. Kerbela günümüze dair çok şeyler söyler. Söylediklerini günümüze taşımak için o günde yaşananları iyi idrak ederek akıl ve kalp süzgecinden geçirmek gerekecektir.
Bu vahim olay nasıl gerçekleşti? Hepimizin az çok malumatı olduğu gibi, Sıffin Savaşı, Hz Hasan ile Hz Muaviye’nin hilafet konusundaki anlaşması ve Hz Hasan’ın şehadeti sonrasında; Hz Hüseyin, Hz Muaviye’nin vefatından sonra yönetme hakkının Yezid’de olamayacağı gerekçesi ile biat etmemiştir. Ümeyyeoğulları ile arası iyi olmayan Küfe halkının Hz Hüseyin’i davet etmeleri ile başlayan sürecin sonucunda; Kufelilerin ihaneti, Emevi yönetiminin zulmeti ve emri yerine getirenlerin zafiyetleriyle Hz Hüseyin ve yanındakiler şehit edilmiştir.
İslam tarihinin ilk dönemlerinde yaşanan bu elim olayın dikkat çektiği dört olumsuz kavram vardır. Bunlar; ihanet, zulmet, zafiyet ve asabiyettir. Kufe halkı sözünde durmamış ve ihanet etmiştir. Bu ihanet olmasaydı belki de zulmet perdeleri açılmayacaktı. İhanet, hak ve adaletin bileğini büken kötü bir haslettir. İslam tarihinin birçok yerinde, ihanetlerin gölgesinde zulümlerin had safhaya ulaştığını biliyoruz. Günümüzde aynı sıkıntılar artarak devam etmektedir. Müslümanlara en çok zarar veren yine Müslümanlar olmuştur. Ulusal çıkarları, mezhepsel kaygıları ve kişisel hırsları gözetenlerin ihaneti, zalimlere cesaret verirken mazlumları çaresiz bırakmaktadır.
İhanet gibi zafiyet de kötüye güç vermektedir. Kötülerin ve kötülüğün hâkim olması, insanın zafiyetlerinin açtığı koridorlarda ilerlemesi ile mümkündür. İnsanın zafiyeti gücünü elinden alır. Günümüzde âliminden siyasetçisine, işçisinden işverenine kadar tüm insanlar, zafiyeti ile baş başa kalırlar. Ve bu zafiyetler kötülerin zamana hâkim olmasını sağlamaktadır. Bundan dolayı Kerbela’nın derin hüznü tüm insanlığa ışık tutması gerekirken, zafiyetine yenilen insanlar yeni Kerbelaları hazırlamaktadırlar.
Sadece İslam tarihi değil Hz Âdem’den bu yana insanlığın temel sorunu asabiyettir. Yani ailesini, kavmini ve ulus devletini öncelemektir. Hak ve adaleti değil asabiyetini önceleyen insanlığın geldiği nokta gözler önünde. Kan, gözyaşı ve zulüm. Tıpkı asırlar öncesinden Kerbela’da yaşananlar gibi. Veda hutbesinde Efendimiz’in (sav) söyledikleri vaaz kürsülerinden gözyaşları içerisinde anlatılırken ve dinlenirken; hepimizin hayatında, O’nun yasakladıkları ve ayaklarının altında olduğunu belirttiği kötülükler yer almaktadır.
Her Muharrem’in onunda Kerbela’nın acısını ve hüznünü yüreğimizde tazeliyoruz. Ama aynı Kerbela’yı adalet, merhamet, sadakat ve uhuvvet penceresinden yeniden okumalıyız. İnsanlığa sunacağımız kavramları yeniden diriltmeliyiz. Kerbela’yı anarken gözyaşlarına boğulup, yeni Kerbelalar için stratejiler üretenlere payandalık yapmak aklıselim hiçbir Müslümana yakışmaz.
Kerbela’dan taşan adalet, merhamet, sadakat ve uhuvvet gibi kavramlarla hayatımıza yeniden yön vermeliyiz. Adaletli davranmalıyız, merhamet sahibi olmalıyız, sadakati Hz Hüseynin duruşunda aramalıyız ve tüm zalimlere karşı durabilmek için kardeşlik hukukumuzu yeniden kurmalıyız. Diriliş ruhumuz tarihimizin satır aralarında bize seslenmektedir. Bizim yapmamız gereken bu sese kulak vermektir.