Kentini yenilemek kendini yenilemektir

Abone Ol

Yeni, eskinin zıddı değildir. Yenilik, eskiyi elemek ve

elde kalanı geliştirmektir. Bu gelişme, sıfır ile bir arası bir yolculuktur.

Eskiyi sıfırlamadan, bire ve birliğe ulaşma azmidir yenilik. Bu azim, kendinde

başlar ve kentinde biter. Bu bitiş, topraktan filizlenen bitki gibi her

seferinde yeniden biter. Yenilemek, iyileri koruyarak daha iyi ye, gelenekten

geleceğe köprü olmaktır.

Kentin yenilenmesi, eski halini bozmadan, onu eskimez

kılmaktır. Eski halin korunması, hafızanın korunmasıdır. Hafızası olmayan

kentin geleceği de olmayacaktır. Kenti eskimez kılmak ise, eskiyi zorlayan

gelişmeleri kent lehine çevirebilmektir. Kentlerin en önemli sorunu olan nüfus

artışı ve beraberinde yaşanan, konut, sağlık, eğitim, çevre ve ulaşım

sorunlarını kentinin lehine çevirmek, bir gelecek tasavvuru ile yapılabilir. Bu

tasavvurun sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi ise, kendini yenileyen insanlara

ihtiyaç duyar. Bu ihtiyacın karşılanması noktasında kent insana ne verirse,

karşılığında onu alabilir.

Kentler, insanına ne vermektedir Doğduğun yer değil,

doyduğun yer anlayışının bir ürünü olarak, maddi kazanç dışında bir beklentisi

olmayan insana, bu beklenti dışında bir şey sunamayan kentler, yenilik adına

sadece yeni kazanç arayışlarına sahne olabilir. Bu kazanç artışı, yenilik adına

yeterli olabilir mi Tek kanatlı kuş uçamadığına göre, kentin imarı kadar irfanı

da sorgulanmalıdır. Kentin imarı için ayrılan pay kadar, kentin irfanı için

ayrılabiliyor mu Kentin şeklini yenileme çabası, insanını yenileme çabasıyla

karşılaştırıldığında ne durumda olduğumuz açıktır: kendini yenileyemeyen

insanların elinde kalan kentler.

Kentin insanı kentine ne vermektedir Emeğine karşılık

kendisine sadece nefes alma hakkı tanıyan bir kent için, nefesten başka ne

verebilir ki insan Son nefesine kadar insanından sadece alın teri isteyen

kentler, ne zaman akıl teri istemeyi akıl edecek İnsanının el ine bakmaktan

kafasını kaldıramayan kentler, insanının kafa sını göremezler. Bu süreç bir

süre sonra kafasızlığı doğurur. Bu kafasızlıktan yenilik beklemek ise boştur.

İnsanının kafasına odaklanan bir kent ancak, yeniliği

başarabilir. Kentin yenilenmesi, insana bakışın yenilenmesiyle başlayacaktır.

Bu bakışı fark eden insan, kendini yenilemeyi bir borç bilecek ve kentini

yenileyecektir. Bu gelişmeyi tetikleyecek olanlar, kentin yöneticileridir. Bu

sorumluluk onların üzerine yüklenmiştir. Bu sorumluluk, kent hizmetlerinin

başında gelmediği sürece hizmetlerin başarısı da tartışılacaktır. Çünkü insan,

hem sorunun müsebbibi hem de çözüm ortağıdır. Çözümde ortak kılamadığınız insanın

sorununu da çözemezsiniz. Çözseniz de yeni sorunlarla karşınıza dikilecektir.

Değerlerin ayaklar altına alındığı kentin yenilenmesi

ancak, kentin insan tarafından yenilenmesi (hicret) ile sağlanabilir. Kendini

yenilemeyen bir kent, kenti terk edenlerin kendilerini yenilemesiyle yeniden

bir yenilenme şansına da sahip olacaktır. Belki o zaman, olmayan değerini fark

eden kent insanı, kendini yenileyen bu insanlarla kendini ve kentini yeniden

yenileyerek, yeni bir dönemi başlatabilir.

Bir kentin marka değeri, insanına verdiği değerinde

yatar. Bu değeri baş üstünde tutmak ise en üst değer olacaktır. Bu seviyenin

altına inen her arayış, değeri eksik bir anlayıştır. Hele hele bu değeri

ayaklar altında aramak ise, değerin ayaklar altına alınması olacaktır. Çünkü,

kent insana ne verirse, karşılığında onu alabilir.