Kent yaşamı ve çocuklar

Abone Ol

Kayseri’de şeker toplamak için evlerinden çıkan ve uzunca bir süre sonra da cesetleri bulunan üç çocuğun hazin hikayesi hepimizde derin bir iz bırakmıştı. Bu olayın ardından, anne babaların artık değişen dünyanın gerçek yüzünü görüp çocukları için yeni önlemler alabileceklerini düşünmüştüm. Fakat bu bayram yine çocukların kapı kapı dolaşıp et ve şeker istediklerine şahit oldum. Küçük kasabalarda bu tür gelenekler hâlâ devam ediyor olabilir. Ancak büyük kentler tamamen kozmopolit ve heterojen bir toplumsal yapı üzerine kurulmuştur ve böyle bir ortamda çocukların kendilerini güvende hissetmeleri mümkün değildir. Yeni dünya kentleri bizlere içinden çıkılmaz vehimler ve büyük korkular armağan ediyor. O yüzden anne babalar güven dolu bir dünyada yaşamadığımızı bilmeli ve çocuklarını korumalıdırlar.

Eskiden çocuklar bayramların tadını çıkarmak için erkenden kalkar, mahalle mahalle dolaşır ve şeker toplarlardı. Bu ihtiyaçtan kaynaklanan bir şey değildi aksine çocuklar için bir heyecan ve mutluluk kaynağı idi. Fakat bugün, kent yaşamında, saygı, sevgi, hak hukuk paylaşım anlayış iyilikseverlik ve şefkat gibi ulvi değerler zayıflamakta ve insanlar birbirleri ile sadece çıkar ilişkisi kurabilmektedirler. Kentlerde, insanı ayakta tutan güven çemberleri bir bir kırılıyor. Çocuklar, evlerinin kapılarından, okullarından, oynadıkları mahalleden alınıp götürülüyor, insanlar birinci derecede yakınlarına dahi güvenmekte zorlanır hale geliyorlar. Böyle bir dünyada bir annenin, çocuğunu tanımadığı bilmediği evlere gönderip şeker istemesine nasıl müsaade edebilir aklım havsalam almıyor.

Komşunun komşuya, akrabanın akrabaya, arkadaşın arkadaşa, anne babanın evladına olan güveni temelden sarsılmıştır. Zira her geçen gün yakınlarını öldüren, dolandıran ya da zarar veren insanların vahşet kokan eylemlerini izliyor ya da okuyoruz. Resmi başvurulara göre sadece İstanbul’da her saat başı bir çocuk kayboluyor. Bu çocukların büyük bir kısmı bütün çabalara rağmen bulunamıyor.

Bayram ve şeker kavramları çocukluğumuzun en renkli ve en heyecanlı anlarını çağrıştırıyor. Fakat artık yaşadığımız şehirler o eski şehirler değil. Köyümüzde bir sokak ötede kaybolan bir eşyayı sahibine ulaştıran, yolda kalan çocukların elinden tutup annesine teslim eden ve bunu bir sorumluluk olarak gören insanlarımız tarihin eski sayfalarında kaybolup gittiler. Korkularımız bir paranoyaya dönüşmesin ama ne yazık ki bizler güven dolu bir dünyada yaşamıyoruz. Etrafımızda tehlike saçan onlarca risk faktörü var ve bizler önce yaşadığımız dünyayı tanımalı ve bu risk faktörleri ile yaşamayı öğrenmeliyiz.

Bir anne babanın en önemli görevi çocuğun bakımını üstlenmek ve onu korumaktır. Yani anne baba çocuğun sadece karnını doyurmakla yetinemez bunun yanında onun nereye gittiğini ve neler yaptığını da bilmek zorundadır. Şunu aklınızdan çıkarmayın, şanssızlık insanın başına hayatta bir kere gelir fakat bir ömür acı ve ıstırap verir. Bu nedenle benim çocuğuma mı zarar verecekler diye düşünmeyin olur ya şans bir kere de size vurur ve son pişmanlığınız hiçbir fayda vermez.