Kene, felaket halini alıyor

Abone Ol

İlgililer nedense toplumun duyarlılığına ayak uyduramıyor ya da milleti bilgilendirmeye gerek duymuyorlar. Çünkü, giderek bu kene işi toplumu derinden sarsmaya ve tedirgin etmeye başladı. Artık insanlar piknik alanlarına, kırlara ve yaylalara gitmeye korkuyorlar. Hatta aylar öncesinden belirledikleri yaylada tatil yapmaktan vazgeçenler var. Daha doğrusu gelişen olaylar karşısında insanlar artık piknik alanlarına gitmiyorlar, gidenler de korku içinde günlerini geçiriyorlar.

Kene ısırması olayı öylesine yaygınlaştı ki, artık çevremizdeki insanlardan bir yakınlarının kene tarafından ısırıldığını, hastaneye götürüldüğü  anlatılıyor. Dinleyenler de sıranın kendilerine ne zaman geleceğini düşünmeden edemiyorlar. Önceki gün de iki arkadaş otururken ortak bir tanıdığımız yanınımıza geldi. Canı biraz sıkkın ve yorgundu. Ne olduğunu  sorduğumuzda Kızılcahamama giden annesini orada kene ısırdığını, saatlerden  beri onunla uğraştıklarını söyledi. Şimdi tahlil sonuçlarını bekliyorlar.

Bu arada toplum arasında keneyle ilgili anlatılanlar giderek birer Şehir Efsanesine dönüşmeye başladı. Söz gelimi bir bölgede tamamen kene dolu bir kavanoz bulunduğu ağızlarda dolaşıyor. Doğrudur ya da yanlıştır ama insanımız  bu işi önemsiyor. Belli ki başlangıçta toplum tarafından pek ciddiye alınmayan kene ısırmaları giderek toplumu korkutur hale gelmiş. Bu arada olayın  biyolojik savaş olduğu iddialarıdır. Söz konusu kenelerin belli merkezlerde üretilip Türkiyenin çeşitli yerlerine atıldığı şeklinde  ısrarla söyleniyor. Elbette vatandaşların bu konuda kendi başlarına teşhis koyması mümkün olmaz. Ama 50 civarında insanımızın kene ısırmasından hayatını kaybettiğini, yurdun çeşitli köşelerinden hergün kene ısırması haberlerinin geldiği düşünülürse olay adeta bir salgın hastalığa dönüşüyor. Bu ise toplumu paniğe sevkediyor. Paniğin olduğu yerde akıl ve mantık devre dışı kalır ve bir takım hayali olaylar olmuş gibi anlatılmaya başlanır. Bu noktadan sonra da konuşulanların ne kadarı hayal ürünü ne kadarı gerçektir ayırt etmek mümkün olmaz.

İşte bu tür Şehir Efsanelerinin önünü kesmek, ilgililerin konu ile ilgili olarak toplumu doğru şekilde bilgilendirmeleri, ellerindeki bilgileri toplumla paylaşmaları ile mümkün olabilir.

Gelişmeler karşısında ilgililerin panik halinde hareket etmesi ne kadar yanlışsa hiçbir şey olmamış gibi davranmaları da o kadar yanlıştır. Özellikle de bu kene salgını ile ilgili bir takım çalışmaların ve bu çalışmalardan elde edilen bilgilerin olması gerekir. Eğer böyle bir çalışma olmadığı için topluma bilgi verilemiyorsa "Bunca ilim adamına ne gerek var " sorusu akla  gelir.

İş gerçekten biyolojik savaşın bir uzantısı ise o zaman da bu milletimiz kendisine karşı böyle bir savaşı başlatmış olan düşmanlarını bilmek durumundadır. Söz gelimi bu düşmanlar ülke olarak dost ve müttefik ilan ettiklerimizden birisi midir Böyle ise bu dost ve müttefiklerle  tüm ilişkilerin yeniden gözden geçirilmesi gerekir. Bir takım bağlantılar sebebiyle  böyle hesaplaşma kesinlikle ertelenemez. İnsanımızın hayatı her türlü maddi hesabın üzerinde olmalıdır.

Kene olayının insanoğlunun doğanın dengesini bozması sonucu bir dizi gelişmenin ardından  ortaya çıktığını söylemek de mümkündür. Zaten kene olayı  konuşulurken bu husus mutlaka gündeme gelmektedir. Özellikle tarımda kullanılan zehirli kimyasal ilaçların bazı canlıları yok ettiği, bunun sonucu doğanın dengesinin bozulduğu ısrarla belirtiliyor.

Kene ısırmaları konusundaki tüm bu görüşler birer tahminin sonucudur. İşin aslını ortaya koyacak olanlar bu alanda uğraş veren üniversiteler ve uygulamacılardır. Akademik çevreler ve uygulamacılar sustukça meydan tahminlere ve dedikodulara kalıyor. Bir başka ifade ile toplum şehir efsanelerine teslim oluyor. Teslim olmakla da iş bitmiyor, tedirginlik paniğe dönüşüyor. Bu bakımdan ilgililer olayı görmezden gelmekten vazgeçmelidirler. Çünkü bu olay giderek  tehlikeli bir boyut kazanıyor.