Kendinizi Tehlikeye Atmayın

Abone Ol

Rabbimize gönül verdiğimiz gibi kulak da verelim ve dinleyip anladıktan sonra gereğini yapalım:
“Sizinle harp edenlerle, Allah yolunda siz de harp ediniz; aşırı gitmeyin. Şüphesiz Allah haddi aşanları sevmez.” (Bakara 190)
Dikkat ettiniz mi, “Sizinle harp edenlerle harp ediniz” buyuruyor.
Biz, kimiz?
Allah’a hamd olsun biz, Müslümanlardanız.

Dünyanın herhangi bir yerinde, Müslümana karşı haksızca bir saldırı varsa, o saldırı aynı zamanda bize de saldırı sayılır.
“Haddi aşmayın, Allah, haddi aşanları sevmez” derken, savaşanların dışında kalan çocuklara, kadınlara, hastalara, ihtiyarlara, papaz ve hahamlara… zarar vermemek,

Kurşun sıkanın üstüne füze fırlatmak gibi haddi aşan şeyler yapmamak,
“Şayet harbe son verirlerse, şüphesiz Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
“Fitne (zorla İslâm dininden döndürmeye çalışmak, zulüm ve işkence) kalmayıncaya ve (yaşanan) din Allah'ın oluncaya kadar onlarla harp edin. Şayet harbe son verirlerse artık zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur.” (Bakara 192-193)
Hedefimizin bu dünyada zulme son vermek olduğunu haber verir Rabbimiz.
Zulmün en büyüğünün Şirk olduğunu haber verir Lokman Süresi’nde.
Yeryüzünde her gün, onlarca adam öldüren, örgüt ve devletlere bakınız, Çin, Rusya, Amerika, İsrail gibi devletlerin son on yılda öldürdüklerini günlere bölseniz her gününe bin kişi düşebilir.

Neden?

Kendilerini Firavun gibi Rab yerine koymalarından kaynaklanır.
Bu zalimlere ve zulüm makinelerine karşı Rabbimiz, “Harp ediniz” buyuruyor.
Harp etmezseniz ne olur?
Gelir, İsrail işgalcilerinin yaptığı gibi, seni ve çocuklarını öldürür, malına sahip olur ve yeni gelecek kafirlere senin evini verir ve o yeni yerleşimciyle kendini korumaya alır.
Bu konuda Rabbimiz bize:
“Hafif (yaya) ve ağır (vasıta ile) olarak topluca harbe katılın. Mallarınız ve canlarınızla Allah yolunda cihat yapın. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.” (Tevbe 41)
“Mallarınız ve canlarınızla” atalarımız “can malın yongasıdır” demişler.
Yani mal, canın bir parçası gibidir.
Vermek, ağır ve acı gelebilir ama düşman gelince, hem malını hem canını alacak ve ahiretini de berbat etmiş olacaksın.
Tenimizi veren Allah,
Canımızı veren Allah,

Dünya ve ahiretimizin güzel olması için bu ikisini, cennet karşılığında satın almayı teklif eden de Allah Celle Celalüh.
İstesen de istemesen de öleceksin ve malın arkada kalacak.
Öyle ise isteyerek ver her ikisini.
Bir kısım arkadaşlar, HAMAS’ın, kudurmuş terör örgütü İsrail karşısında azlıklarından, silahsızlıklarından, azıksızlıklarından bahisle bu günlerde onların kendilerini tehlikeye attıklarını mıymıntı diliyle fısıldamaya başladılar.

Buyurun ayeti okuyun:

“Allah yolunda infak edin (harcayın). Ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın ve iyilik edin. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever.” (Bakara 195)
Bu ayetin tefsirini ilk elden Ebu Eyyub el Ensari’nin dilinden anlamaya çalışalım:
Imran’ın babası Eslem anlatıyor: “Kostantıniyyenin fethi için Medine’den çıktık. Cemaatin başında Halid bin Velid’in oğlu Abdürrahman var.

Rumlar, şehrin surlarına sırtlarını vermiş duruyorlardı.
Aramızdan biri, düşman üzerine tek başına saldırdı.
İnsanlar, “Bırak bırak, La ilahe illallah, elleriyle kendini tehlikeye atıyor” dediler.
Ebu Eyyub el Ensari, “Ey Ensar topluluğu, bu ayet bizim hakkımızda indi. Allah, peygamberine yardım edip İslam’ı hakim kılınca biz, şöyle dedik, ‘Geliniz, biz mallarımızın başında durup onları düzene sokalım” deyince Allah bu ayeti indirdi.
Kişinin kendisini tehlikeye atması, mal toplamak ve onu düzene sokmak ve cihadı terk etmektir” dedi. (Ebu Davud, Sünen, K. Cihad, bab 23, Tirmizi, Sünen, K. Tefsir, bab 3
Mehmet Akif merhum, Sevgili Peygamberimizin bir hadisine işaret ederek durumu şöyle ifade eder:
Bir adam dursa da bir zâlim imâmın yüzüne,
Adli emretse, bu zâlim de onun hak sözüne,
İnkıyâd eyleyecek yerde tutup kıysa ona,
O mücâhid yazılır ta şühedânın başına.
Hamza’dan sonra gelen şanlı şehîd ancak odur.
Hak için can verenin pâyesi elbet bu olur.
Hakkı bir zâlime ihtâr, o ne şâhâne cihâd!
“En büyüktür” dedi Peygamber-i pâkîze-nihâd.
“Cihadın en efdalı, zalim yönetici yanında doğru sözü söylemektir” (Hakim, Müstedrek 4/551) Mevlana Mesnevisin’de diyor ki:
“Hz. Hamza’ya Uhud Savaşı’nda şehit olmadan önce yalın kılıç daldığında sormuşlar; “Niçin ölüme doğru koşuyorsun? Kılıç, genç ihtiyar tanımaz. Eskiden böyle değildin. Müslüman olduktan sonra değiştin.”
“Hamza da: “Ben, genç iken ölümü, dünyaya veda olarak görürdüm.”
“Ölüme doğru kim isteyerek gider?
Ejderha karşısında kim çıplak durur?”
“Ancak ben, Muhammed’in (S.A.V.) nuru sayesinde, bu dünya karşısında zayıf değilim ve dünyaya bağlı da değilim.”
“Zahiri hislerin ötesinde, hakikat şahının ordugahını görüyorum. Hak nuru askerleriyle dolu görüyorum.”
“Ölüm kimin nazarında tehlike ise “Tehlikeye atılmayın” emri de onadır.” (Mesnevi,Tahir-ül-Mevlevi tercemesi 11086-11097) Allah yolunda ölmeyi birileri kendini tehlikeye atmak olarak görürken, “Hz. Hamza (R.A.) Nazarında ölüm, hakikat kapısının açılmasına sebep olan kimseye Allah, hitap olarak “Koşunuz” emri vermiştir.” (Mes,T.M. 11098) diyor.