Kendini inkar yarışı

Abone Ol

Gerek küresel kriz öncesine gerekse sonrasına

baktığımızda hem iş dünyasının hem de siyasi iradelerin yüksek düzeyli likiditeye,

hem de olabildiğince düşük faizlere aşırı bağımlı hale geldiği dikkat çekiyor.

Bu durumun sorunların ağırlaşmasında, yozlaşmada ve kırılganlık artışında

belirleyici olduğu ise büyük ölçüde görmezden geliniyor. Çözümü bağımlı olunan

ihtiyaçların karşılanmasında aramak da felakete koşmaktan başka bir anlama

gelmiyor. Herkesin aynı anda aynı şeyleri yapmaya çalışması bu kısır döngünün

sonucu olarak karşımıza çıkıyor, algılama körlükleri çeşitlenerek artıyor.

İnsanlar kendi çıkarlarına hizmet etmeye çalışırken, oyunu kuramların

değirmenine su taşıyarak enerjisini tüketme basiretsizliğinden kurtulamıyor. Bu

oyuna kendini kaptıran her şeyini kaybetmeden kurtulamıyor. Günü kurtarmak ve

sorunları çözmesi adına siyasilere zaman kazandırmak için Merkez Bankaları

tarafından oluşturulan bu açmaz, onları bile parmağında oynatır hale gelmiş

gibi görünüyor.

Koşullar böyle olunca, Türkiye ve benzeri ekonomiler

çaresizlik bataklığına düşmekten, çırpındıkça batmaktan kurtulamıyor.

Güçlülere, oyun kuruculara veya kurallarla oynama şansı olanlara teslim olmak

dışında bir seçenek üretemiyor; başka bir deyişle kendi fıtratının biat ettiği

kesimler tarafından yazılmasına boyun eğiyor. Görüntü ile gerçek arasındaki

fark giderek büyüyor, günü kurtarmak başarı sayılıyor ve hala kullukta sınırlar

zorlanıyor. Çoğunluk tedbirli olmayı, ayağını yorganına göre uzatmayı aptallık

olarak algılamaya başlıyor. Dünya ekonomisinin insanlığı ve değerlerini tüketen

büyük bir kumarhaneye dönüşmesi için herkes elinden geleni yapıyor, seferber

oluyor. Sürdürülebilir olmayan bu tür gidişlerin eninde sonunda büyük bir kaosa

dönüşeceği ve yıkıcı olacağı biliniyor, fakat bundan kaçınmak adına pek bir şey

yapılamıyor. İnsanlar işlerini yaptığını, yönettiğini sanıyor; fakat gerçekte

bu kısır oyun ülkelerini, işlerini ve onları yönetiyor

Yukarıda yapısı ve sonuçlarını özetlemeye çalıştığımız

yüksek likidite ve düşük faiz bağımlılığı uyuşturucu bağımlılığından pek farklı

değil. Herkes krize girmemek adına bağımlılık haline gelen ihtiyacı karşılamaya

odaklanıyor ve sonuçlarını hiç düşünmüyor. Tarihte yaşananlardan ders almak ve

her türlü yanlıştan kaçınma basireti gün yüzü göremiyor. Siyasiler, bürokratlar

ve Merkez Bankaları gibi düzenleyici ve denetleyici kurumlar, bu işin sonunun

çok kötü olabileceğini kısmen görüyor, fakat durumu terse çevirecek bir şeyler

yapılamıyor. Kriz ve geniş kesimlerin öfkesi gibi korkular, yanlışlara abone

olmanın sebebi haline geliyor.

Küresel ölçekte herkesin aynı anda aynı şeyleri yapmaya

çalışması ve hesapsızca aşırılıkları zorlaması, büyük bir israftır,

hukuksuzluğa davetiyedir, Dünyanın ömrünü kısaltmaktır; daha özetle söylemek

gerekirse tüyü bitmemişlerin geleceğine tecavüzdür. Böylesi ortamlarda serbest

piyasa anlayışının etkin çalışması mümkün olamaz, demokrasi söylemleri ise

açgözlülüğü gizlemeye çalışmak dışında bir anlam taşımaz. Bu aşamada sormak

gerekiyor: inançlı olduğunu söyleyip ibadetini eksiksiz yerine getirmeye

çalışanların özetlemeye çalıştığımız kaos koşusuna katılması nasıl

açıklanabilir ...

Belli ki 2008 yılındaki küresel krizin sebep ve

sonuçlarından ders alınamamış, açgözlülüğe gem vurulamamış; insanlığın aklı

nefsine yenik düşmüş. Bu kafa ile kendini ve Allah ı inkar eder konuma

düştüğünü kavrayamamış. Atalarımız doğru söylemiş; ne ekersen onu biçersin!

İnsanlığı yönlendirme konumunda olanlarda birbirleri ile yarışırcasına fırtına

ekmeye çalışıyorlar, hasadın tufan olacağını gizlemek adına her türlü yalanı

söylemekten kaçınmıyorlar. Herkesin aynı anda aynı şeyi yapmak konusunda

yarışması, küresel refahı geriletmek ve kaos yaratmak dışında bir işe yaramaz.

Kriz korkusu ve yağmurdan kaçanların doluya tutulması kaçınılmaz olacak gibi

görünüyor.