Manevi makamlarda mutluluğa ulaşma isteği birçok ekolde var olan bir anlayıştır. Manevi mutluluk ya da itminan elde etmenin başlıca yolu, sıkı bir riyazettir. Beden arınmasını ve amel içeren riyazetle, dünyaya karşı dürtülerini kontrol etmek, çekilmekle kişi ruhsal ve manevi ilerleme sağlar. Dünyacı- seküler anlayışların iddia ettiğinin aksine, kişisel gelişimin yolu başkasının hakkına titizlik göstererek, arzularını terk ederek gelişme sağlanır.
“Dünya ve ahiret mutluluğunu şeriat sağlar. Sufilerin kabuk dediği ‘şeriat’ dini yaşama kuralları olarak bilinir. Oysa sufilerin, ‘hakikat’i öz olarak kabul ettikleri bilinir.” İmam Rabbani, devamla diyor ki; “şeriatı es geçen uykudadır. Onlar sufilerin hoş sözlerine aldanırlar. Gerçekleşen bazı haller ve düşük makamlara aldanırlar.” İmam daha ileri giderek; “tasavvufun aşikâr kıldığı tarikat ve hakikat, şeriatı tekmil etme de şeriatın hizmetkârıdır. Tarikatta ilerleyişte yaşanan haller, vecdler, ilimler ve marifetler asıl gaye değildir. Bunlar bir takım zan ve hayallerden ibarettir. Asıl gaye sülûk ve cezbeyle birlikte bunları geçip ‘rıza’ makamına erişmektir.”
İmam, bu serzenişini dört asır önce yapıyor. Bugüne baktığımızda, ruhsal boyutta yaşanan haller gerçekleşmeksizin, sözde ve zanlarda, kendine vehmeden insanlara rastlıyoruz. Okul, sınıf, sınav, not, diploma ve başarı tezgâhından geçen zihinlerin ve benliklerin kutsalı yeryüzüne indirmesi normaldir. Manevi haller, alınıp satılan bir meta gibi, internetten verilen bir sipariş ya da bir dersin sınavını geçmek kadar yalın bir gerçekliğe indirgeniyor.
Kesret dünyanın kuruluşunda var. Artırmak, çoğaltmak, geliştirmek, ilerlemek, kalkınmak dünyanın doğasında var. İnsan denen varlığın dünyayı mesken edinebilmesi için kendisine verilmiş bu tür güdülerle hemhal olması elzemdir. Buraya kadar normal; normal dışı olan ise dünyevi güdülerimizi kontrol edemeyip hırslandığımızda manevi alanın da bundan etkilenmesidir. Maddeye hükmeden insan, manaya da aynı yollarla biçim vermeye çalışır.
Şeriat, tarikat, marifet, hakikat. Olgunlaşma ya da kemalat yoluna giren kişi için yol haritasıdır. Fakat ilk aşamanın hakkını verenler mutlu olanlardır. Eğer bir yol, bir tarik edinmişse sonrasıyla ilgilenmez, yoldadır o. Ne kelimelere ne de anlamlara takılır. Bu hallerin ve derecelerin edebiyatını yapmadığı gibi ilerledikçe daha az kelam eder.
Modern dönemlerde ‘yola’ giren kişi gözünü marifet makamına diktiği için şeriat zaten ceptedir. Davranışta zorluğa yani amele katlanmadığı için düşünceye yani ‘marifet’ taklidi ile geçinir.
Şeriat boyutunda hassas olan kişi ağzına büyük laf almaz. Çünkü memuriyette yükselmek için CV zenginleştirmeye benzemez amel işlemek. Manevi yükselme, hayatın bin bir zorlukları arasında doğru duruşu sergileyerek ilerler. İlerleme merhalelerinde yaşadığı hal ve ikramlardan da söz etmez.
Gerçek hal sahipleri keramet gibi hediyeleri gizlerler. Manevi hallerinden söz etmekten imtina eder, ayıp sayarlar. Keramet nefsi üzerine giden her kişiye verilen bir ikramdır. Çok özlem duyduğunuz bir dostunuz birden karşınıza çıkabilir. Kalbinizden samimiyetle geçirdiğiniz bir beklenti, zor zamanınızda önünüze çıkabilir. Herkese ikram vardır.
Kendi kerametinden söz eden ve bu yolla insanları kendine bağlamaya çalışan kişi, mürşit taklidi yapan bir aldatıcıdır. Şeytan, ona oynadığı tiyatrosundan büyük adamlığa inandırmıştır. Bir atımlık yalanında boğulmak üzeredir.
Kendini bilen istikamet sahipleri ise geleceğin mimarlarıdır.
MUTLULUK YOLUNDA MUTSUZ OLMAK
İnsan gelecekte mutlu olmak için bugününde kaygı çeker çoğunlukla.
Geleceği teminat altına almak için çalışmak, öğrenilmiş bir davranıştır.
Kimileri ise bazen kendini aşarak ülkeyi, toplumu kurtarmaya vardırır işi. Yola koyulmuştur hedefler büyür ve dünyayı kurtarmak ister.
Ne ki kısa ve çarpık yollarla, yöntemlerle büyük hedefleri iddiasında olanlar vardır. Böyle yola çıkanların yol işaretlerine, hız limitine, yakıt durumuna ve aracının donanımına bakmadan, sadece hızlanmayı öngördükleri görülür.
Her çabanın arkasında mutluluk düşü vardır. Peki, mutluluk denilen duygu insanı tatmin etmeye yeter mi? Modern anlayışın önümüze koyduğu mutluluk hedefleri insana itminan sağlar mı? Mutluluk hedeflerinin niteliği için bir ayna tutmalı değil mi? Yoksa kalabalığa uymanın kendinden geçmenin hafifliği ile geçiştirmeli mi? Ayrıca mutluluk için ödenen bedeller belirsiz bir gelecek için değer mi?
Sorular yaşadığımız hercümercin bir yansımasıdır. Bu karambolün önemli bir yönü de modern dönemlere özgü hedeflerin dindarlığa taşınmasıdır.
Mutluluk için yükselmek, ilerlemek, büyümeye çalışmak, büyük riskler ve tuzaklar barındırıyor. Hayatın tabii seyrinden çıkarak uzağı kısaltma çabasına tanık oluyoruz. Üst düzey mutluluk talebiyle insanın dünyayı ateşe verebildiğini görebiliyoruz. Toplu kıyımlar, komplolar, haksızlıklar ve zulümlere maruz kalanların öte tarafında sözde kurtarıcılar vardır.
Devleti ele geçirmenin kişiye sağlayacağı mutluluk elbette mümkündür. Zira öngördüğünüz zihniyeti iktidara taşırsınız ve dilediğiniz gibi bir düzen kurarsınız. Halkı hesaba katmadan, onlara rağmen bir kurtarıcılıktır. Sizin kurgunuzdur; sizinle başlayıp sizinle biten bir mutluluktur. Birilerini güldürmek isterken ötekilerin ağlaması kaçınılmazdır.
Bir bakıma her kişi dünyayı kurtarma potansiyeli taşır. Bunu hedeflerken paranoyaya girmeyerek önce kendini değiştirmeye çabalamalıdır. Kendini değiştirebilme kudretine sahip kişiler, toplumu aydınlatan birer lambadır. Dünya, böylece kurtulma yolunda adım adım ilerler. Aksine, çevresinde örnek alınmayanın dünyaya söyleyecek sözü olabilir mi?