Kendimle söyleşi

Abone Ol

Kalktım bir süre gezindim karanlıkta. Zihnimi ruhuma açan pencereye geçip geceyi yeniden seyrettim. Umutlarımla gönlümü korkularımla yüzümü yıkadım.  Hayallerin mutfağından bir parça ümit aşırdım, Ama ne yaparsam yapayım, daha iyi hissedemiyordum kendimi...

Bir şey vardı hayatımda eksik olan. Ben onu arıyordum oysa... Yoksa içimdeki sancı dinmeyecekti biliyordum. Uzun süre başım yerde kaldı ve küçük bir çocuk gibi hıçkırarak ağladım mı bilmiyorum.

Olup bitenleri anlamaya çalıştım. Düşündüm de ruhumun o yoksul ve karanlık çukurlarda çaresiz yalpaladığını fark ettim. İçimde büyük bir boşluk vardı ve artık ben ne işe yarardım ki Hatıralar gittiyse, sevdiklerim yoksa acılar silinmişse, ben ne işe yarardım Kimim ben Böyle yaşayabilir miydim

Bir an boğulacak gibi oldum. Ellerim duvarda ayağa kalktım, hayattan vazgeçmek ve o ruh halinden kurtulmaktan başka çarem olmadığı düşüncelerine musallat oldum. Bomboştum. Ne düşünceler var, ne hatıralar, ne hediyeler, ne sevdiğim insanların hayali, ne yaşadığım olaylar, ne geleceğe dair beklentiler...  Böyle yaşayabilir miydim Bu soruyu kendime sordum ve acıyla kıvrıldım.

Hayır! Dedim, ben böyle yaşayamam. İçimde hiç dindiremediğim bir ses ve kapkaranlık bir tünel varken o tünelde boş bir ceset olmak ne acıydı! . Oturduğum yerden kalktım. Hiç kimsenin beni duyacağını, ayıplayacağını düşünmeden avazım çıktığı kadar bağırdım.  Hatıralarımı istiyorum! 

Boğazımda hala o boğucu hıçkırıklar vardı, kalktım ve ışığı açtım sonra hayatımdan sildiğim hatıraları, anıları, resimleri, eşyalarımı, acıları, sevdiğim insanların hayallerini bir bir geri çağırdım. Ve anladım ki, ben aslında yaşanmışlıklarımla bir bütünüm ve onlardan kopamam.